Arabic Turkish
 
2007-01-15   Arkadþýna gönder
1755 (859)


Ne Olacak Bu Memleketin Hâli?


Erşat Hürmüzlü

Dudaklarınızdaki gülümsemeyi görür gibi oluyorum. Çünkü bu cümle yıllardır mizah konusu yapıldı ve ikinci kadehten sonraki sohbetlerde ortaya atıldığı görüldü. Siz bilirsiniz ki, benim bu taraklarda bezim yoktur ve sorduğumda ciddi bir şekilde de soruyorum.

Bu memleketin hâlini ve ne olacağını tartışmadan önce, Irak Türkmenleri olarak kendi hâlimize bir bakalım. Bu hâlleri değiştirmek için ne yaptık, ne yapamadık, beraberce bir irdeleyelim.

Biraz gerilere gidersek, bizim nesilde olsun, müteakip nesilde olsun bir hastalığa çâre bulamadığımızı görürüz. Irak Türkmen bölgelerinde Abdulkerim Kasım diktatörlüğüne karşı mücadele eden her grup bu mücadeleyi biz başlattık, dedi. Hepsi de doğru söylüyor. Çünkü mücadeleyi bir fert veya birkaç kişi başlatmaz. Mücadeleler milletin bağrından çıkar ve insanları dalga dalga alır götürür.

1971 yılında Kerkük ve civarında öğrenci boykotu ve direnişi yapıldı. Baasçılara başkaldırma eylemlerinin bir ilki idi ve Türkmen tarihinde parlak bir ışık gibi kaldı. Bu boykotu biz başlattık, biz yaptık, dalga dalga biz yaydık ve başarılı kıldık diyen kaç grup çıktı şimdiye kadar ortaya? Hepsi doğru söylüyor. Çünkü böyle millî bir iradeyi sadece bir grup gerçekleştirmez, beraberce ve topluca yapılır.

Birinci Körfez krizinden sonra, siyasî örgütlenme ihtiyacı doğduğunda, şu partiyi ben kurdum, şu siyasî hareket benim eserimdir diyenler de çoktur. Hepsi doğru söylüyor. Çünkü siyasî hareketler, bir dernek çalışması gibi dört duvar arasında kalmaz; sokağa iner ve sokağı kazanır. Ben ön sıradan gittim diyen herkes doğru söylüyordur. Çünkü önüne bakmıştır, sağına ve soluna baksaydı başkalarını da görürdü ve ben yerine biz derdi sevinçli sevinçli.

Şu teklik şuurundan kopup kolektiflik şuuruna varmadan, bu söylentiler ve internet sayfalarındaki atışma ve isnatlar da devam eder. Sevdiğimiz bir arkadaşımızın tespitini hatırlıyorum, çünkü hâlâ güncelliğini koruyor. Ona grup grup insanlar gelip ötekileri şikâyet eder ve onları itham ederken, hepiniz doğru söylüyorsunuz, derdi. Çünkü her grupta, kendi keşfetmediği bir zaaf vardı da, ancak başkalarının zaafını görür ve eleştirirdi.

Peki, ne yapmalıyız? İşte, tam zamanıdır, hemen sormalıyız kendi kendimize: Ne olacak bu memleketin hâli? Ve bu memleketin hâliyle uğraşmalıyız. Kendi hâlimizle veya başkalarının zaafıyla değil!

2007 yılı sonuna kadar, Kerkükün kaderi tespit edilecektir. Önümüzde üç yol vardır. Birincisi, dışımızdaki insanların istediği gibi Kerkükün asil tarihinden koparılması ve kurtlar sofrasına yem edilmesi planıdır. İkincisi, tarih boyunca Türkmenlik kokan bu şehrin asaletini koruması, herkese kucak açması ve ebediyen varlığını koruması. Üçüncüsü de orta bir çözüm olarak her tarafı memnun etmeyecek bir şekilde çözümün birkaç yıl daha ertelenmesi ve sıcak zeminde tutulması doğrultusunda olacaktır.

Peki, istediğimiz çözüme bu kavgalı zeminde mi gideceğiz? Yani, bayrağı ben taşırım, yok sen layık değilsin, ben taşırım, tartışmalarıyla mı gideceğiz? Bunu yapanlar bugüne kadar somut olarak ne koydular ortaya, döksünler bakalım eteklerindeki taşları!

Çözüm bir nebze unutmaktadır. Neyi unutmak? Benliği ve kişiselliği. El birliğiyle bu ateşi söndürmeye gitmezseniz her kesin eli yanar.

Kiminiz diyor ki: Bu dava uluslararası mahfillerde çözülür, oralarda mücadele edelim, tezimizi anlatalım, Birleşmiş Milletlere ulaşalım, orasını ikna edelim ve hâl çaresi bulalım.

Kiminiz diyor: Nedir bu hariçten gazel okumak, saha buradadır, gelin oralarda yazı yazacağınıza, kitap çıkaracağınıza, paneller düzenleyeceğinize, buradaki mücadele sahasına katılın.

Kiminiz diyor ki, bu konuyu ancak kuvvetli bir devlet halleder; ona yanaşın, onunla birlik olun, onun desteğinden başkasını aramayın.

Kiminiz diyor ki, millî irade esastır, başkasına kul, köle olmayın, kendi mücadelenizi kendiniz ateşleyin, çözümü ancak burada bulursunuz.

Doğrusu hepiniz doğru söylüyorsunuz. Ancak bu söylemlerinizde yine hep önünüze bakıyorsunuz, etrafınıza bakmadığınız için, başka kulvarlarda koşanları görmüyorsunuz. Baksaydınız, onların da aynı hedefe koştuklarını görür ve bu ormanda benden başka aslan yoktur, savlarınızı cebinize tıkıştırır, herkesi kucaklardınız.

Bakın bunun tersi de olabilir, onu da hemen söyleyelim. Geçenlerde bir okurumuz, benim bir yazıma takiben diyordu ki: Biz seni hep duyuyoruz, ancak görmüyoruz. Bu sitem ilk ele alınışında doğru olabilir. Ne var ki, ben bu okuru ne görüyor, ne de duyuyorum.Çünkü hiçbir hareketi olmamakla birlikte, kendi tabiriyle saha da oluşunun, ona bir kıymet kazandırdığını zannediyor. Hâlbuki yanılıyor, çünkü sahada bulunmak değil gaye, sahayı zenginleştirmek ve davaya hizmet etmektir doğru olanı.

Bunun aksine, yurt dışında kalıp da, memlekette olanlar hakkında ahkâm kesen, onların hiçbir proje üretmediklerini savunan ve bol keseden fedakârlıktan bahseden kimisi de, bir toplantıya çağırıldığında, peki uçak biletimi ve otel masrafımı kim karşılayacak diye çırpınıyor ve o da doğruyu yapmıyordur.

Bizim camianın içerisinde, esas hedefler konusunda ihtilafı olan var mı? Karşıtlarımıza taşeronluk yaparak haksız yerde Türkmen adına konuşanların ve karşıtlarımızın paralı memuru olanların dışında -ki bunlar önemsenmeyecek kadar az miktardadırlar- esas hedeflerimizi ayıplayanlar var mı? Hayır yoktur.

Hâl böyle iken, herkes kendi doğrusunu söylesin. Herkes kendi yerini tespit etsin, ne yapabilecekse yapsın ve 2007 sonuna kadar olan süreyi ciddî bir şekilde değerlendirsin. Bu çalışmaların mutlaka faydası olacaktır. Tabi ki koordinasyon da gerekir. Muhakkak, yapılan çalışmalar da gerçekten ciddî olmalıdır. Onun için birbirimizi de dinlememiz lazım.

Burada neden kaçınalım? Doğru dürüst yapamadıklarımızdan. Her zaman söylüyoruz. Bir milletin her ferdi şair olmaz, edebiyatçı ve araştırmacı olmaz. Fakat bizim belki her insanımız hoyrat yazmak isterdi bir zamanlar, şimdi de, gramerine, üslubuna bakmadan yazı yazmak istiyor, hatta hayatında bir makale bile yazmamış olanlar kitap yazmak istiyor ve kitabından sitayişle bahsedilmesini istiyorlar, siz de görmüşsünüzdür.

Demek ki, önce bir nefis muhasebesi yapmamız gerekiyor. Nerede faydalı olacaksak orada bulunalım ve başkasını itham etmeden, başkasının çalışmasını küçümsemeden yolumuza devam edelim. Herkes, göz önünde memleketin hâlini bulundurarak çalışmasına devam etmelidir. İspatsız ve mesnetsiz ithamlar, atışmalar ve gruplaşmalar bize hiçbir zaman fayda sağlamamıştır, tam tersine her zaman safların en artlarında kalmamızla sonuçlanmıştır.

Siz siz olun, başkalarının yanlış da addediyorsanız, davranışlarına karışmayın. Birisi, çok görüntü seviyor da, habire sanal sitelerde onunla, bununla fotoğrafını yayınlıyor. Ötekisi, bir dernek kurmuş da, kalabalık değilmiş derneği, üç beş kişiden ibaretmiş. Bunları tartışmak veya hesap sormak size ne kazandırıyor?

Bütün kardeşlerime çağrım, kimse kimseyle uğraşmasın, hatasıyla sevabıyla, herkes kendisinden sorumludur. Biz bütün gayretimizi memleketin en önemli, hatta tek meselesi olan şu 2007 referandumu konusuna kilitlenelim. Birlik, beraberlik çağrıları yapanlar, yaparken de birlikten fazla ötekileri samimiyetsizlikle suçlamak ve bu tezini ispat etmek isteyenlere sesleniyorum. İşte platform, manevi ve doğru bir platform. Her şeyi, organizasyon zaaflarını ve kendi doğrularınızı ispat çabalarını 2007 sonuna kadar bir kenara koyun ve bu konuya kilitlenin. Kendi yaptıklarınızdan önce başkalarının yaptıklarını alkışlayın, destek verin. Hayır, yetmez, siz de o uğraşın içinde olun.

Şimdi birisi de çıkacak ve soracak: Peki, senin konumun nedir? Bize niye bunu söylüyor ve telkin ediyorsun. İşte cevabım:

Ben artık 63 yaşıma gelmiş, normal şartlarda yaşlılar güruhundan sayılan ve siyasi arenada hiçbir talebi olmayan bir kardeşinizim. Görüyorum ki çoğu zaman yanlış kabuller peşinden koşmuşuzdur. Hani herkes, edebiyatını yaptığı memlekete feda olmak, millete kurban olmaktan bahseder ya. İşte bir durup kendi kendinize hesap sorun. Biz sizin bu memleket ve bu millet için ölmenizi istemiyoruz. Bu millet için ve bu dava için yaşamanızı ve milletin hizmetinde olmanızı istiyoruz. Sancak artık sizlerin elindedir, millî şuura sahip olan gençler, bunun kıymetini bilin. Milliyetçiliği ve manevî değerleri tabana yaymazsanız, kısır döngüde dönenleri seyretmekle yetinir ve hiçbir uğraşı olmadan millet için kendilerini feda etmeye hazır olduklarını iddia edenleri dinleyeceksiniz.


Kardaşlık 32. sayı



Arkadþýna gönder



Yazarýn diðer yazýlarý

1 - Bize Göre: Sen Niye Burada Değilsin?
2 - Bize Göre: Binbaşı Süleyman Hikmet Efendi’ye Mektubumdur
3 - Bize Göre: Bu da bizim Manifestomuz!
4 - BİZE GÖRE: 1960 Ruhu
5 - Bize Göre: Bazara gül gelipti
6 - Bize Göre: Referandum ve Vizyon Eksikliği
7 - Bize Göre: OSMOSİS, Damıtma Demektir-Irak Türkmenleri için bu mu Planlandı?
8 - Irak’ta 1925 Anayasasına dönüş gerekebilir mi?
9 - Bize Göre: Irak Türkmenlerinin Millî Bayramı 25 Ocak
10 - Çankaya Arşivi- 5: Kuzey Irak’ta Ayrılıkçı Hareketler
11 - Çankaya Köşkü Arşivinden- 4 - Ali İhsan Paşa’nın Musul İle İlgili Yayımlanmamış Mektubu
12 - Çankaya Köşkü Arşivinden: Esat Emin Ketene
13 - Adı İcabî
14 - Bir Devlet Aranıyor
15 - Irak Türkmenlerinin Lider İhtiyacı
16 - Sarı Oğlan Tutuklandı
17 - Irak Türkmenlerinin Lider İhtiyacı