Arabic Turkish
 
2019-07-18   Arkadþýna gönder
740 (258)


Cem Karaca "Kerkük'ün Zindanı"nı işte bu katliam için söylemişti


Çağdaş Bayraktar


Falih Rıfkı Atay, Zeytindağı romanında Osmanlı’nın çöküşünü kendine has üslubuyla çarpıcı bir şekilde işler. İçiniz sızlaya sızlaya okursunuz, Türk askerinin Ortadoğu’dan kalbinde ve sırtında hançerle dönüşünü. Yazar maruz kaldığımız ihaneti anlatırken, bir yandan da neuğruna orada olduğumuzu sorgular eserinde. Kitabın en çarpıcı bölümlerinden birisi olan “Allahaısmarladık” kısmında tren istasyonunda Mehmetçik Ahmed’ini arayan bir anne belirir. Anne arar, sorar fakat kimsenin verecek yanıtı yoktur. Yazar, mürekkebinden kan damlarcasına betimler Ahmed’in acısını, kaderini:

“Hayır… Hiç birimiz Ahmed’ini görmedik. Fakat Ahmed’in her şeyi gördü. Allah’ın Muhammed’e bile anlatamadığı cehennemi gördü.”

60 YIL ÖNCE YİNE AYNI HİKAYE

Türkülerde “gidenin dönmediği yer” olarak tarif edilen yerlere yakın bir yerlerde, Kerkük’te, bundan tam 60 yıl önce yine anneler Ahmed’ini aradı ama bulamadı. Bir yerden sonra Ahmed’ini soracak anne bile kalmadı, çünkü Ahmed’in annesi bile öldürüldü!

14 Temmuz 1959, Irak’taki 14 Temmuz 1958 müdahalesinin, Cumhuriyet’in birinci yıl dönümü. Bu müdahale krallıktan cumhuriyete geçildi ve Molla Mustafa Barzani 11 yıl sonra Sovyetler’den Irak’a döndü. (Kendisi aynı zamanda Davutoğlu’nun “kardeş Mesut” dediği Mesut Barzani’nin babasıdır.) Müdahale ile daha da kötüleşti dengeler Türkmenlerin için. Barzani Kürtleri palazlandı, Bağdat yönetimi seyretti. Çünkü o coğrafyada denklem değişmiyordu: Kötüler kavga ediyor, birbirini yiyor ama mesele Türkmenler olduğunda aynı kötüler “ortak düşman” için müttefik oluyor, ortak düşmana karşı ortak hareket ediyorlardı.

Öncelikli hedef Türkmenleri Kerkük’ten çıkarmak, Kerkük’ü Türk’ten temizlemekti. Emperyalizm de bunu istiyordu çünkü Türkmenlerin bulundukları yerde ödedikleri bedele rağmen toprak bütünlüğünü savunması, Türkiye ile olan gönül ve kültür bağları onları “kullanışsız” kılıyordu. Kerkük’ün üst düzey yetkilileri, bazı operasyonları yapacak özel eğitilmiş kişilerden seçildi. Türkmenlere karşı tacizler, saldırılar başladı. Kerkük’teki Türk aydınlarının olduğu listeler saçıldı ortaya. Bu kişilere karşı suikast girişimleri yapıldı, evleri basıldı. Kerkük’teki Türk gazeteler yasaklandı. Aydınlar sürüldü, hapislere atıldı. (Bu manzara bir yerden tanıdık geliyordur.) Zindanlar Türklerle doldu, öyle ki bir yerden sonra Kerkük’te Türkçe konuşmak yasaklandı.

Sözleri Fahrettin Ergüç, bestesi Demirçın’a ait olan “Kerkük Zindanı” türküsü de o yaşananların dışavurumudur; bu olaylardan sonra yazıldı:

“Kerkük'ün zindanına attılar beni

Mazlumlar sürüsüne kattılar beni

Bir yanım dağladılar ateşle annem

Ne suçum ne günahım yaktılar beni

Türkmen obalarından göçen anneler

Ne yuvaları kalmış ne de haneler

Gökkubbeyi sarsar mazlum feryadım

Elbette bir gün güler bize seneler”

GELİYORUM DİYEN KATLİAM

Taciz ve baskı burada da kalmadı. Türkmenlere karşı Barzani’nin KDP’ye mensup Kürt militanları el altından silahlandırılırken Türkmen “obalarına” baskınlar yapılıyor, tüm silahlarına el konuluyordu. 14 Temmuz’dan günler önce bu Kürt militanlar, sokaklarda gördükleri Türkmenlere “idam ipi” gösteriyorlardı. Sanki birileri bir şeylere hazırlanıyordu.

14 Temmuz 1959 günü, 14 Temmuz 1958’in birinci yıl dönümü kapsamında yapılan kutlamalara halk da katıldı. Doğal olarak Türkmenler de. Barzani’nin partisi olan KDP’ninpusuya yatan militanları kutlamalar sırasında Türkmenlere ateş açtı. Bu ateşle üç gün sürecek insanlık dışı bir süreç başladı. Ateşle kalabalık dağıldı, sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Merkezi yönetimin 2 tümen askeri vardı bölgede fakat askerler sadece seyretti. Bununla da yetinmedi yüzlerce Türkmen tutuklandı. O günlerde öyle şeylere maruz kaldı ki Türkmenler, ölmek dahi kurtuluş gibiydi: Dipçik ve süngülerle işkence edilenler, arabalara bağlanıp sürüklenenler, taramalı tüfeklerle tarananlar, gözleri oyulanlar, direklere asılanlar, diri diri gömülenler… Ölen ve yaralananların dışında bu vahşete seyirci kalıp aklını kaçıranlar oldu.

Falif Rıfkı Atay’ın Zeytindağı romanındaki sayfaların yazılmayan devamı gibiydi manzara. Tutuklanan Türkler cezaevlerine sığmayınca bazı okullar cezaevi yapıldı.

Başka bir Kerkük türküsünde dediği gibi, “Kalbime ateş düştü / su serptim ateş sönsün / serptiğim su da yandı.”

Birçok ceset tespit dahi edilemedi. Tespit edilenlerin bir kısmının ismi şu şekilde:

Ata Hayrullah, İhsan Hayrullah, Kasım Neftçi, Selahattin Avcı, Mehmet Avcı, Cahit Fahrettin, Osman Hıdır, Emel Muhtar Fuat, Cihat Muhtar Fuat, Nihat Muhtar Fuat, Nurettin Aziz, Abdullah Bayatlı, İbrahim Ramazan, Abdülhâlik İsmail, Hasip Ali, Cuma Kamber, Kâzım Abbas Bektaş, Şakir Zeynel, Hacı Necim, Enver Abbas, Adil Abdülhamid, Züheyir İzzet Çaycı, Fethullah Yunus, Kemal Abdulsamed ve Seyit Gani Nakip.

TANIDIK BİR TEPKİ BİÇİMİ: ŞİDDETLE KINAMA

Olaylar üzerine Türk Dışişleri 25 Temmuz 1959’da Irak’ta üzücü olayların meydana geldiğini belirten bir açıklama yayınladı. Açıklamada Irak yönetiminin bir daha böyle bir olayın olmayacağına dair güvence verdiği de belirtildi!

Fakat Irak yönetimi sözünde durmadı. Katliam sonrası sorumlu olarak 260 kişi tutuklandı. İçlerinden 28 kişi idam cezasına çarptırıldı, suçlu olduğu bilinen büyük bir çoğunluk serbest bırakıldı, idam cezasına çarptırılanların infazı ise ancak 1963 yılında gerçekleşebildi.

Bu olayla ilgili acı gerçeklerden birisi de, Kerkük’te yaşananların Türkiye’deki halkı “galeyana getirmemesi”(!) sebebiyle Kerkük katliamına dair basın açıklaması yapılmasının, fotoğraf ve belgelerin Türkiye’ye gelmesinin engellenmesi, son aşamada Türk Hükümetinin 21 Ekim 1959 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla, 14-16 Temmuz 1959 tarihinde Irak’ın Kerkük bölgesinde Türklerin katledilmesi ile ilgili resim, film ve sair dokümanların Türkiye’ye girmesi veya dağıtılması yasaklanmasıdır.

“ALLAH İZİNE ÇIKMIŞ”

Türkmenler, F. Rıfkı Atay’ın dediği gibi “Allah’ın Hz. Muhammed’e göstermediği cehennemi” yaşarken; katliamda şehit edilen Emel-Cihad ve NihadFuad Muhtar’ın kardeşi Kubat Fuad Muhtar’ın,14 .07.2017 tarihinde Türkmen Basın Ajansı’yla söyleşisindeki anektod, bu betimleme ile acı bir şekilde örtüşüyordu:

“Kardeşim eve geldikten kısa süre sonra kapımız çalındı. Eli yaralı silahlı bir asker içeriye girdi. Bizleri avluya çıkarıp ateş açtılar. Annem ‘Allah rızası için yapmayın’ diye yalvarırken onlar, ‘Allah izne çıkmış’ diyordu. Açılan ateş sonrası herkes birbirinin üzerine düştü, kardeşlerimden Cihat, Nihat ve Emel şehit oldular, ben ve 4 yaşındaki küçük kız kardeşim yaralandık. Bize ateş açtıktan sonra evimize girip darmadağın ettiler.”

“ZAİM” ALBAY ABDULLAH ABDURRAHMAN

Kerkük Katliamında bir Türkmen komutanın insanüstü çabası sayesinde, ölü ve yaralı sayısının çok daha fazla olmasının önüne geçilmiştir. Olay şöyle gelişir: Bağdat yönetiminin duyarsızlığı kadar yakıcı olan başka bir durum da Kerkük’teki askeri birliğin başındaki kişilerin Barzani’nin adamlarından oluşmasıdır. Bu kişiler bilinçli olarak merkezi yönetimden bilgi saklayınca Albay Abdullah Abdurrahman Kerkük’ten Bağdat’a giderek durumun bizzat dönemin başbakanı Abdülkerim Kasım’a ulaşmasını sağlar ve merkezi yönetimi müdahaleye zorlar. Merkezi yönetimin bölgeye müdahale etmesi ile katliam son bulur. Tutuklanmalar olur. Acı olan bir başka durum ise 14 Temmuz olaylarının kahramanı Albay Abdullah Abdurrahman’ın, daha sonra 16 Ocak 1980’de Doç. Dr. Necdet Koçak, Adil Şerif, Dr. Rıza Demirci ile beraber Saddam tarafından idam edilmesidir.

DEĞİŞMEYEN KADER

Irak Türklerinin yaşadığı en büyük katliamın üzerinden tam 60 yıl geçti. Saldıranlar kimi zaman peşmerge oldu kimi zaman IŞİD. Saldıranların adı, statüsü değişti ancakbir saldıranların arkasındaki güçler değişmedi, bir de Türkmenlerin maruz kaldığı saldırı ve baskı “geleneği.”

İnsanlık dışı gelişmelere tepki vermek için aynı din, dil, ırk ve mezhepten olmaya gerek yok, insan olmak yeterli.

Emperyalizmin “kullanışsız”(!) bulup hedef yaptığı, kimsenin sahip çıkmadığı Irak Türklerinin, Kerkük Zindanı türküsünde dendiği gibi, bir gün senelerin yüzleri gülmesi dileğiyle;

Türkmen nüfus her geçen gün Ortadoğu demografisinden seyreltilirken ve hiç kimse hiçbir şey yapmadan nasıl olacaksa…



Kaynak: odatv.com
Arkadþýna gönder