Arabic Turkish
 
2007-07-15   Arkadþýna gönder
1546 (718)


Çorbacılar


Gökhan B. Yetiş

Bütün düşünce hareketlerinin başlangıç noktası bir sebep/hedef belirlemedir. Sebebi olmayan, hedefsiz hiçbir strateji başarıya ulaşamaz. Türkmen toplumunun güncel, kucaklayıcı, milli kabulü sağlayacak bir hedef belirlediği söylenemez. “Irak’ın toprak bütünlüğü” veya “Irak’ın uslu bir vatandaşı olma” söylevleri Türkmenleri tatmin etmemektedir. Toplumca bir hareket, bir kıvılcım beklenmekte, bunu sağlayacak irade de “lider imgesi”ne yüklenmektedir. Bilgi çağında lider tipolojisinin değişmesine rağmen, bir “Doğu tipi lider”, bir “manevi önder” beklentisi ise Türkmenleri hedefsizliğe sürüklemektedir.

Hedef belirlemenin ardından yapılacak ikinci hamle, bir “Birleşik Cephe” oluşturmaktır. Birleşik bir cephe oluşturamayan hareketler, topluma nüfuz edemezler. Birleşme sürecinde sağlam olmayan birliktelikler zorunlu olarak kurulabilir. Görevlerini ifa ettiklerine inanılınca bu kadrolar tasfiye edilir. Birleşmenin diğer bir şartı ise, içeri alınmayacak kadroların yapıyı sarsmaması için “dışlanmaları”dır.

Dışlamalar bazen bir olguya, bazen de kişi ya da gruplara yönelik olabilir. ABD’nin özgürleşme hareketleri sırasında, Jefferson ve arkadaşlarının İngiliz Anayasasını insan hakları açısından yetersiz bularak dışlamaları, buna karşılık gerçekte var olmayan “Eski Anayasa” kavramına sarılmaları, özgür ve liberal bir ABD’nin oluşmasına büyük katkıda bulunmuştur.

Kurtuluş/ihtilal mücadelesi yapan gruplarda, yapıyı sarsacak grupları dışlama, olağan bir durumdur. Türkiye Kurtuluş Savaşı’nda, Kafkasya’dan birlikler düzenleyerek Anadolu’ya sevketme isteğinde olan romantik Enver Paşa kadrosu, M. Kemal kadrosu tarafından dışlanmıştır. Hatta Anadolu’da Fevzi Çakmak önderliğinde Enver Paşa aleyhtarı propagandalar üretilmiştir.

Dışlanan kadrolara çeşitli sıfatlar da takılmıştır. Bunlar içerisinde belki de en ünlü olanı “çorbacı” lakabıdır. Çorbacı lakabı anlamını 19. yüzyıl İrlanda’sında bulmuştur. İngiltere ve aydınları, ilk kolonileri olan İrlanda’yı yüzyıllarca küçümsemiş, ticaret yapmalarını da kısıtlayarak, tek tip tarım ürününe (patatese) bağlı hale getirmişlerdir. 19. yüzyıla gelindiğinde patates bitkisine bulaşan bir salgın yüzünden adada kıtlık meydana gelmiş, 1 milyon İrlanda’lı hayatını kaybetmiştir. İngiltere uzun bir süre bu durumu görmezden gelmişse de, uluslararası kamuoyunun baskısına dayanamayarak 1847’de İrlanda’da çorba merkezleri kurmuşlardır. Bu yüzden İrlanda milliyetçisi Katolik gruplar, İngiltere yanlısı Protestanlara çorbacı lakabını takmışlardır.

Çorbacı lakabı o tarihten itibaren işbirlikçileri dışlamak, afişe etmek amacıyla kullanılagelmiştir. Nitekim, Nurettin Ariam’ın 15/VI/1956 Ulus Gazetesinde yer alan makalesinde Kıbrıslı Türklerin adada başlayan EOKA terörüne karşı: “Hayır çorbacılar, hayır! Oyunlarınıza çok iyi görüyor, anlıyoruz. Akıttığınız Türk kanı her halde yanınızda kalmayacak! Kıbrıs'ı Yunanistan’a vermek rüyasından vazgeçiniz!” sloganlarıyla yürüyüşler yaptığını yazmıştır.

Türkmen toplumu olarak, Irak’ın diğer etnik gruplarına göre daha birleşik bir görünüm arzettiğimiz açıktır. Türkmenler asla grupsal/kimliksel ya da ideolojik bağnazlıkla bir iç çatışma içine girmemişlerdir. Söylevlerde fikir farklılığı görülse de, bu durum Türkmen siyasetini sekteye uğratmamakta, hatta renk katmaktadır. Dolayısıyla Türkmenlerin bir Birleşik Cephe oluşturdukları savunulabilir. Hedef konusunda bir belirsizlik söz konusu ise de, birleşikliğin olgunlaşması fikirsel birliği getirecek, bu da bir hedef etrafında bütünleşmeyi sağlayacaktır.

Türkmen siyaseti “dışlama” stratejilerini ise iyi üretememektedir. Dışlama, ya bir etik sorunu olarak görülüp ayıplanmakta, ya da acemice yapılış tarzı nedeniyle sadece bir dedikodu çarkı şeklinde yürümektedir. Türkmen yayınlarının ve bilgi ağlarının bu konuda yetersiz kalması, özellikle bir dönem Saddam yönetimi ile çalışmakta sakınca görmeyen Türkmenleri, Türkmen kurum ve kuruluşlarından yeterince soyutlayamamıştır. Hatta bu eksikliğin neden olduğu pasif savunma refleksleri, bu sürecin kadro yetersizliği nedeniyle bir zorunluluk olduğu bilincini doğurmaktadır.

Saddam döneminde Türkmen halkı, nüfus sayımlarında kimliklerini Arap olarak yazmaları ya da Baas Partisine üye olmaları için baskılar görmüşlerdir. Birçok Türkmen buna karşı durabilmişse de, yoğun yıldırma politikasında eriyen kesimler de olmuştur. İşte günümüzün konjonktüründe bu kesimlerin, baskılara karşı dik durabilmiş kesimlerden soyutlanmadan Türkmen yapılarına aynı şekilde entegre edilmeleri, sosyal bir erozyona sebep olmaktadır. Bölgesel Kürt yönetimi ile işbirliği yapan Türkmenler de sistemli bir şekilde dışlanamamakta, internet sitelerinde haklarında yazılan birkaç makale ile bu süreç geçiştirilmektedir. Mevcut durum, kilden bir saksı yapmaya çalışan küzeci ustasının, etrafa saçılan çamur parçacıklarını kile dahil etmeye çalışması gibi gereksiz bir hal arzeder olmuştur. Kopan parçaları ayırmalı, ana yapıyı şekillendirmeliyiz.

Türkmen halkınca doğru bilgi üretilen merkezler olarak kabul görmüş kurum ve kuruluşlar, dışlama işini profesyonel bir kadroyla yönlendirmelidir. Bu çalışma etiksel açıdan bir sorun teşkil etmediği gibi, bilakis Türkmen toplumunun birliği, beraberliği ve Türkmen yapılarının tutarlılığı açsından gereklidir.


gokhan@nationalstrategy.net


Arkadþýna gönder



Yazarýn diðer yazýlarý

1 - Türkmenciliği Niçin Bırakmalıyız?
2 - Türkmen Deklarasyonundaki Tezatlıklar
3 - “Kerkük Kimin” mi?
4 - Var Olmak Üstüne İki Mesele, Bir Not
5 - Türkmen Tercihleri ve Toprak İlişkisi
6 - Türkmen-Kürt Kardeşliği(!)
7 - Irak’ta Sağlanamayan İstikrar ve Ülke İçi Göç Hareketleri
8 - Göz Ardı Edilen Bir Değer: NÜFUS
9 - Bir Lider Bekleniyor Ama...