Arabic Turkish
 
2007-10-12   Arkadþýna gönder
2011 (930)


Sistematik soykırım


Selda Öztürk KAY

Tarih: 14 Temmuz 1959... Saat 18.00... Kerkük’ün Atlas Caddesi’ndeki büyük bir kafeterya olan Al Shabab’da bir araya gelen Türkmenlere ateş açıldı. Kafeteryanın sahibi Osman Hıdır canavarca öldürüldü ve bir cipin arkasına bağlanarak caddelerde sürüklendi.

ürkmenlerle iyi diyalogları olan İkinci Ordu Bölüğü Komutanı General Nazım Tabakçalı, Kerkük ile ilgili peşmerge planlarının ve Kerkük’ün Türkmen kimliğinin değiştirilmeye çalışıldığının farkına varmıştı. Bir Arap milliyetçisi olan Tabakçalı, Kerkük’teki etnik yapılanmaya yönelik bu operasyonu General Kasım’a gönderdiği 9 Eylül 1958 tarihli bir raporda şu sözlerle anlatıyordu:

Burası bir Kürt
şehri de değildir
“Kerkük vatandaşları Kürt değildir. Burası bir Kürt şehri de değildir. Ama Kürtler, Kerkük’ü baskı altına almaya çalışıyor ve bu bölgedeki petrol kaynaklarını kontrollerine geçirmek istiyor. Bu petrol kaynakları, Irak Cumhuriyeti’nin ulusal gelirinin büyük bölümünü oluşturmaktadır. Kerkük’te bir Kürdistan Eğitim Müdürlüğü Merkezi oluşturmak ve yönetici olarak da bir Kürt vatandaşı başına getirmek, kesinlikle uygun bir davranış değildir. Kerkük’teki Eğitim Müdürü’nün tarafsız olması ve herhangi bir parti ile ilişkisi bulunmaması gerekir... Size daha önce gönderdiğim rapora lütfen bir kez daha bakın. Kürtler, vatandaşlarının çoğu Türkmenlerden oluşan Kerkük’ü buna rağmen Kürdistan’a dahil etmeye çalışacaklardır. Buna gereken önemi göstermenizi diliyorum.”

Türkmen liderlere
saldırılar başladı
Kerkük’ün durumu hızla değişiyor ve her geçen gün yeni olaylar patlak veriyordu. Türkmen basınına ve toplum liderlerine yönelik saldırılar başladı. Belediye tarafından yayınlanan Kerkük Gazetesi ve Türkmenlere ait diğer iki gazete olan Al Bashir ve Al Afak feshedildi. Bazı gazete personeli, beraberinde diğer Türkmen avukatlar, hekimler ve kurum temsilcileri tutuklanırken, bazıları da idam edildi. Kerkük’e binlerce peşmerge yerleştirilmesi, Türkmenlerin huzursuzluğunu artırıyordu. Türkmenler, geleneklerinin ve tarihlerinin aşındırıldığını ve kendi şehirlerinde bir “etnik azınlık” durumuna getirildiklerini fark etmişlerdi. Arazi ve inşaat ruhsatları sadece peşmergelere veriliyordu. Peşmergeler pek kısa sürede, Shorija ve Raheem Awa semtlerinde sayıca üstünlük sağlamayı başardılar.

Sürgün dönemi
22 Mart 1959 tarihinde, Kominist Parti Kerkük Meclisi, bir uyarı yayınlayarak, aşırı uçların, Araplar, Kürtler ve Türkmenler arasında korku ve nefret tohumları yaymaya çalıştığını bildirdi. Tüm halkı bu tehlikeye karşı uyanık ve dikkatli olmaya çağırdı. Bu uyarının ardından, pek çok Türkmen sürgüne gönderildi ve 3 binden fazlası da çeşitli bahanelerle tutuklandı. Ulusal Türkmen Hareketi’nin liderleri de tutuklananlar arasındaydı. Bazıları idam istemiyle hapse gönderilirken, diğerleri de sürgün edildi. Bu büyük değişikliğin ardından, sırtlarını Irak Komünist Partisi’ne dayayan peşmergeler artık siyasi, ekonomik üstünlüklerini sağlamış ve Kerkük’ün karar mekanizmalarını ele geçirmiş oldular.

ABD destekli peşmerge zulmü
Türkmenler, Irak’ta dün olduğu gibi bugün de katliamlara karuz kalıyor. ABD’nin beslediği peşmergenin zulmüne uğrayan Türkmenler kendilerine uzanacak yardım elini bekliyor. Umutları ise Türkiye... 6 Temmuz 2007’de Tuzhurmatu kenti emirli bölgesinde düzenlenen bombalı saldırıda yaralananların imdadına Türk askeri yetişmişti. Uçaklarla Ankara’ya getirilen 21 kişi Askeri Tıp Akademisi’nde (GATA) tedavi altına alınmıştı.

En kanlı katliam 14 Temmuz 1959’da
Irak halkı, her 14 Temmuz’da, General Abdul Karim Kassem’in Hükümetin başına gelmesi nedeniyle kutlamalar yapıyordu. Bu tarih Irak Cumhuriyeti ile başlayan yeni bir dönemin dönüm noktasıydı ve halk tarafından zafer havasındaki büyük bir coşkuyla kutlanıyordu. Ancak 1959’un 14 Temmuz’u, Türkmenler için farklı bir anlam taşıyordu. Bu kanlı gün, Kanadalı gazeteci ve askeri analist Scott Taylor’un kitabında şöyle anlatılıyordu:

Kutlama yapıyorlardı
“Kutlamaların yapıldığı Musalla bölgesindeki Aslan Yuvası’nın önünde, büyük bir Türkmen topluluğu vardı. Kutlamalar sabah saat 08.00’de başladı. Ordu Lokali’nin önünde marşlar çalınmaya başlamıştı. Marşlar öğleye kadar devam etti. Yakıcı sıcağa rağmen, Türkmenler renkli ulusal kostümlerini giymişlerdi ve ulusal danslarını sergiliyorlardı. Çiçek taşıyan Türkmen kadınları ve Türkmen çocukları da kutlamalara katılmıştı. Çocukların söylediği Türkmen şarkıları ve milli marşlar, kutlamalar nedeniyle süslenmiş evlerden ve hükümet binalarından duyulabiliyordu. Saat altıda, akşam kutlamaları bir geçit resmiyle başladı. Öncü Gençlik, Barışsever Devrimci Öğretmenler ve Halk Direniş Organizasyonu gibi yüzlerce komünist yanlısı grup ve eylemci, festivale katılmak için hazırdı. Aynı esnada, bir komünist Kürt grup da silahlı bir politik gösteri sergiliyordu. Yüzlerce Kürt, Kerkük’ün Atlas, El-Awkaf ve Al Majidiyyah caddelerinde toplanmıştı. Bunlara, diğer şehirlerden ve kasabalardan ” Türkmenler soykırım yapacak “ yalanı ile kandırılıp getirilen gruplar da ekleniyor ve böylece sayıları her dakika artıyordu. Türkmenler marş söyleyerek Atlas Caddesi’ne doğru yürürken, ” İleri, İleri Aziz Karim, ne Arap ne İslam var “ gibi sloganlar atan büyük bir Kürt grubuyla karşı karşıya geldiler. Taşlar fırlatıldı, ipler ve silahlar ortaya çıkarıldı.”

Üzerlerine ateş açıldı
Korkunç olay, 14 Temmuz 1959 tarihinde akşam saat 18.00’de meydana geldi. Bu, Kerkük’te Türkmen katliamının başladığı tarih ve saat olarak tarihe geçti. Türkmenler, bir şeylerin farkına vardığında çok geç olmuştu. Kerkük’ün Atlas Caddesi’ndeki büyük bir kafeterya olan Al Shabab’da bir araya gelen Türkmenlere ateş açıldı. Kafeteryanın sahibi Osman Hıdır canavarca öldürüldü ve bir cipin arkasına bağlanarak caddelerde sürüklendi. Saldırılarda pek çok Türkmen hayatını kaybetti, diğerleri de kalabalığın içinde yaralandı. Peşmergeler, Zafer Kemeri’ni yıkmaya ve yakmaya başladılar.

Evleri damgalandı
Kerkük’ün etrafı sarıldı ve garnizon komutanı, peşmergelerin özgürce hareket etmesine izin verirken, kentteki Türkmenler için “acil” bir sokağa çıkma yasağı ilan etti. Pek çok Türkmen liderinin evi tahrip edilirken, kapıları kırmızı boyayla (X) işaretiyle damgalanmıştı. Komünist komutanlardan Majid Hassan tarafından yapılan duyurunun hemen ardından Kerkük Kalesi bombalandı. Duyuru, Türkmen lider General Abdullah Abdurrahman’ın aranması ve görüldüğü anda tutuklanması için yapılmıştı. Kerkük caddeleri kana bulanmıştı.

Katledilenler de Türkmen, ‘katil’ diye tutuklananlar da
Evlerinden alınan çok sayıda Türkmen önce sokaklarda sürüklendiler daha sonra da ağaçlara ve elektrik direklerine asıldı.

1959 yılındaki Kerkük katliamında, Türkmenler katledilmişti. Ama, katliamın müsebbibi sanki onlarmış gibi pek çok Türkmen tutuklanarak orduya ait kışlalara götürüldü. Pek çoğu evlerinden zorla alınarak Kerkük Kışlası olarak bilinen barakaların önünde vahşice idam edildi. Pek çok Türkmen vahşice boğazlanırken, bazıları da süngü ve dipçik darbeleriyle öldürüldü. Yine evlerinden alınan bazı Türkmenler önce sokaklarda sürüklendiler daha sonra da ağaçlara ve elektrik direklerine asıldılar. Hapishaneler dolup taşarken, okullar hapishaneye dönüştürüldü. Katliam sürerken, Türkmenlere ait dükkanlar, evler ve ticarethaneler Kürt çapulcular tarafından yağmalandı ve ateşe verildi. Kürt milisler, yaralı Türkmenlerin tedavi edilmesini önlemek için hastaneleri bile işgal ettiler. Vahşet, geçmek bilmeyen üç gün boyunca sürdü. Türkmenlerin cesetleri sıcak Temmuz güneşinin altındaki caddelerde kokmaya terk edildi.

En trajik sahneler
Türkmenler, Kerkük’ün tarihte gördüğü en acı günlerini elektrik, su ve yiyecek olmadan geçirdiler. Çürümüş cesetleri şehrin her tarafına yayılmıştı, bazıları da yazları susuz kalan Hasa-Chay nehri yatağına atılmıştı. Kuşlar ve vahşi hayvanlar sokaklardaki cesetlere üşüşmüştü. Trajik haber Irak’ın diğer bölgelerine yayılır yayılmaz, Tuz Hurmatu, Tisin, Beshir ve Dakuk’tan gelen Türkmenler kardeşlerine yardım eli uzatmak için şehre girmeye çalıştılar. Ancak Kürtlerin kontrolündeki sınırlardan içeriye girmeleri engellendi. Katliam Kerkük’ün Türkmen halkını derin bir keder ve yasa boğdu. Türkmenlerin tarihindeki kanlı üç gün, asla unutulmayacak.

Planlı bir şekilde fakirleştirildiler
Ne var ki katliamın ardından ülkenin yönetimine gelen Irak hükümetleri, özellikle de BAAS Partisi, 14 Temmuz 1959’da Türkmen şehitlerini anma yıldönümü etkinliklerini yasaklamıştır. Katliamın yıldönümü, Irak’taki Türkmenler tarafından gizli bir şekilde, yurt dışındaki kuruluşlar ve Türkmenler tarafından ise alenen düzenlenen etkinliklerle anılmaktadır. 17 Temmuz 1968’de BAAS Partisi, bir askeri darbe ile yönetime el koydu. O dönem partide ikinci adam olan Saddam Hüseyin, 1974 yılında yönetimi ele geçirdi. Bu tarihten itibaren Irak’ta tek adam dönemi de başlamış oldu. BAAS Partisi Temmuz 1968’de idareyi aldığında, Türkmenler için de en trajik günler başlamıştı. Onlarca Türkmen aydını, kanaat önderi, öğretmen, subay, avukat, sanatçı, devlet adamı türlü sebeplerle idam edildi. Bir o kadarı tutuklandı, müebbet hapse mahkum edildi, yüzlercesi işkence gördü. Türkmen yerleşim alanları, çarşılar, tarihi mekanlar talan edildi. Devletin dağıttığı ticari mallardan mahrum bırakılan Türkmenler, 1990 yılından sonra daha da fakirleşmeye başladı.

Masum çocuklara bile acınmıyor
Kerkük’teki zulümden en çok çocuklar etkileniyor. Genelde bomba yüklü kamyonetlerle düzenlenen intihar saldırılarında hayatını kaybedenlerin çoğunluğunu Türkmenler ve masum Türkmen çocukları oluşturuyor. Yine 16 Temmuz 2007’de gerçekleştirilen bir saldırıda 80 kişi hayatını kaybetmiş, çok sayıda insan da yaralanmıştı.



Arkadþýna gönder



Yazarýn diðer yazýlarý

1 - Irak Cumurbaşkanı Müsteşarı Muzaffer Arslan Türkmeneli Devletinin Haritasını Çizdi
2 - Zulüm bizi yıldıramaz
3 - Kürt Devleti'nin fikir babası Washington
4 - Suçu Türkçülük cezası ise idam
5 - Namus için 100 Şehİt!
6 - Yurdundan koparılan Türkmenler