Arabic Turkish
 
2009-02-27   Arkadþýna gönder
2313 (1121)


Yolcusuz yol


Necmettin BAYRAKTAR

( Öykü ) 1 Emil uykuyla uyanış arasındayken kendini başka yatakta buluverdi. Yatağı yadırgadı. Sağa dِndü, sola dِndü, ama gِnlü bir türlü rahatlamadı. Gِzünü açtı. Gerçekten kendi yatağından değildi. Ama nasıl oldu? Gece olanları hatırladı. Anasının çağırışına gelmişti. Ama kendini eski yatağın ( müşterek ana baba yatağı ) karşısında bulmuştu, sonrası çorap sِküğü gibi geldi. Aslında o geçmişteki gibi o yatağı (ana kucağını ) hep ِzlerdi, bir de aniden karşısına çıkması, işte dayanamadı, aralarına sokuldu yattı, hem de mışıl mışıl uydu. Şimdi sabah ola hayırlı ola, cıvıldayan bir güne açtı gِzlerini. Güneş ışınları çıplak asumandan ( gِkten ) , hem de karyolayı tırmanarak tâ yatağa, yorgana gelmiş kaplamıştı. O gümüş renkli ışınları yakalamak için elini uzattı. Ama o ne yazık ki tenini dağladı, şiddetli pırıltıları gِzlerini kamaştırdı. Yorganı başına çekti, yüzünü ِrttü.O an içinden babasına dokunması geldi., yorganın loşluğunda aradı durdu, ama elini uzattıkça elleri boşa gitti.Yatakta kimsecik yoktu. Bugün erkencidirler galibe, hem de sevgili Kral’ın geçit tِreni günü, Adnan efendi, bütün okulun karşılamağa çıkacakları günde, hem de davul zurna eşliğiyle. . ـzerindeki yorganı attı, ayağa fırladı, çatıdan aşağı indi, hamama doğru koştu. Ahırdan gelen kişneme sesini duydu, her şeyin yeri yerinde olduğunu anladı. Hamamda musluğa uzamadı. Yanda duran küçük tahta masayı aldı, üstüne çıktı. Musluğu sonuna kadar açtı, alacala yüzünü yıkadı, dişini fırçaladı. Tekrar yıkadı fırçaladı. Yüzündeki kırmızı, küçücük bir şişkin dikkatini çekti. Bol bol sabun suyla ovaladı, kaybolana dek sürttü. Sonra indi, yüzünü havluyla iyice kuruttu, mutfağa doğru koştu. Anasının şarkı mırıldama sesini duydu. Sevinci kat kat arttı. Kapının eşiğinde durdu, onu seyretti. “aramızda sen nasıl yattın? “ dedi anası gülümseyerek “ İyi uydun mu bari? “ “ Ya, ya, ya, şa, şa,şa Kral Faysal çok yaşa “. Diye Emil anasına sevincini gِsterdi, uçarcasına ona doğru koştu kucakladı. “ Kralımız çok yaşa “ dedi anası “ ama beni şimdi bırak yavrum size kahvaltı yapmalıyım, hem de hemen “ Onu bıraktı, koşarak ahıra yِneldi. “ Nereye yavrum? “ . “ Babama “ . Kıratın sırtını fırçalarken babasını yakaladı ahırda . Kapının eşiğinde durdu, olanları doya doya seyretti “ İşte sevgili Kralımızı taşıyacak at “ dedi babası “ Kralın tâ kendisi bana hediye ettiği tay, işte dünün tayı bugünün Kıratı “. “ Yaşasın kral. Yaşısın Kralın atı. Ya, yaşa. Ya, yaşa “. “ Kral ile yeniden karşılaşmak ne güzel bir şeydir “ gِzlerini bilenmeyen bir noktaya dikti, üzün süre hareketsiz kaldı. Bir eli fırçada ِbür eli Kıratın yelesindeydi, ipeği ürer gibi tellerini tarıyordu “ Bir de benim faytonuma binmesiyle başlayan bir karşılaşma. Vali bey ne iyi etti ki benim faytonumu seçti. Tren istasyonundan kralı almak, bütün Kerkük şehrini gezdirmek, davul zurnanın eşliğiyle, şenlikler, hem de gelin gibi bir arabayla, soylu bir atla ve Kerkük oteli’ne varıp orada üç gün konaklamak. . . . “. 2 Fayton okula doğru gidiyordu. Faytoncu, oğlu, bütün fayton baştan aşağı bir bayram havası gibi kokuyordu. İster fayton, ister koşan at, karışık kırmızı karanfil çiçeklerle güzelce donanmıştı. Caddenin gِğsünde, sabah güneşin ışınlarında, koşan atın toynakları parlıyordu, kral konvoyunu karşılamağa çıkan halkın arasında. “ Sen okulunda. Arkadaşların arasında. Yaşıtlarınla. Cadde kenarında. Ben de istasyonun alanında. Faytonumla. Soylu atımla. Yapayalnız. Hepimiz bekliyoruz. Kral da geliyor “ . “ Kral baba, kral Gazi nasıl biriydi baba? “ . “ Ben krallık sarayın seyisiydim. Allah rahmet eylesin. Çiçeği bununda bir kraldı Kral Gazi. Onu sarayın bahçesinde atla dolaşırken gِrürdüm. Bazen yanında küçük Faysal olurdu. Ne günlerdi. Keşke devam etseydi. O bir trafik kazasına kurban gitti. Uydurma bir trafik kazasıydı belki. Ardından yıkılmış bir dul eş ( kraliçe Aliye ) ve çocuk yaşında bir oğul ( kral Faysal ) bıraktı. Ben Kraliçeyi yakından gِrmüştüm. Nerden nereye gelmişti. Kadıncağızın içindeki hayat suyu sanki kurumuştu. Güzel bir yapı gibi aniden çِktü, hasta yatağına düştü. Çok geçmeden bu dünyadan gِç etti. Ardından oksuz bir çocuk bıraktı. Dayısı prens Abdulilah ona baktı. Bu musibete ben dayanamadım, işi bıraktım, Kerkük’e dِndüm. Ardından yıllar geçti. Küçük Faysal büyüdü. Memleketin en sevilen kralı oldu. Eeeeh . . . .” . 3 Fayton okul kapısına yanaştı durdu. Emil indi, fayton hareket etti, ters yِne dِnerken at huysuzlandı, araba şiddetle sarsıldı ve yeni yِne oturuverdi. Kِprüye doğru yürüyerek gِzlerden kayboldu. Emil de okulun dış kapısından içeriye girdi. Birkaç basamak çıkarak binanın iç kapısına geldi durdu. Faytonun kaybolduğu yِne bir gِz attı sonra okulun koridoruna girdi. Kantinin yanında toplanan bir gِrüp ِrgenciyi gِrdü, selam verdi. Yüzlerindeki tedirginli ifadeler dikkatini çekti ve aralarına sokuldu: “ Ne haber ? “ . “ Çok kِtü “ . “ Ne oldu arkadaşlar ? “ . “ Hiç “ . Yüzlerindeki sessizlik ne kadar derindi. Yanda duran Cengiz’e yaklaştı. Sana üzgün üzgün bakıyor. Sırrını sır edene sor. “ Ne oldu Cengiz “ . “ Bilmiyor musun ! “ . “ Hayır “ . “ Adnan efendi “ “ Ne oldu ona “ . “ Aniden fenalaştı “ . “ Nasıl ? “ “ Kalp Krizi “ . “ Ne . O nerde şimdi ? “ . Yanıtını beklemeden ِğretmenler odasına koştu, kapısının eşiğinde durdu, içeriye başını uzattı.O koltukta uzanmış, yanında Semih efendi, ismet efendi vardı. “ İçeriye . . gir . . Emil “. Diye Adnan efendi seslendi . İçeriye sakıncalı sakıncalı girdi , ona yaklaştı : “ Geçmiş olsun hocam “ . “ Sağ .. ol “ . O zor konuşuyor, ellerini gِğsüne koymuş, acı çekiyordu . “ Size bِyle ne oldu ! “ . “ Kaybımız ..çok . . çok . . büyüktür .. Emil “ . Araya Semih efendi girdi : “ Hocayı fazla yorma Emil “ . Dışarıdan ambülâns sesi duyuldu bu arada. “ Geldiler “. Odaya beyaz elbise giyen iki kişi girdi, hocayı aldılar, dışarıda duran sedyeye koydular, ِrgencilerle beraber onu alıp ambülâns’a koydular. Yanına İsmet efendi bindi, araba harekat etti, hızın artırarak gِzlerden kayboldu. “ Ben çok üzgünüm çocuklar “ dedi Semih efendi “ Bizim okulumuz bu defa kral geçit tِrenine maalesef katılmayacaktı.. hadi her kes evine “. 4 Emil nasılsa kendini çarşıda buldu. Nasıl okuldan çıktı, Hocayı bırakıp tâ buralara geldi, çarşının kalabalığına karıştı, dar, uzun bir arka sokakta, o yorucu mesafeyi kesti, babasına ulaşmak amacıyla, sıska, küçük bedeniyle büyük kalabalığı delmek ve hedefe hızla ulaşmak. Ama nasıl. Günlerce hayal kurup hazırlandığımız karşılama tِreni son anda iptal edildi. Şimdi Kral ister gelsin ister gelmesin kimin omurunda. Çarşının sonuna geldi, kendini hemen kِprünün karşısında buldu. O iki yakayı biraya getiren düş geçidi. Ama kِprüyü başıboş olarak geçti. Aniden şaşkınlık duvarına kِr gibi çarptı, yere düştü. Başını kaldırdı, etrafa bakındı. Mahşer kadar insanlar. İstasyon caddenin iki yanında dizilmiş halk, ellerinde rengârenk çiçek, bayraklar hem de sevinç içinde. Bütün Kerkük halkı işini güçünü bırakıp sevgili kralın karşılamasına çıkmıştı sanki…. Şaşkınlığını üstesinden sonunda geldi, ayağa kalktı. İstasyona doğru koştu. İnsan yığıntıları içinde ağır, güçlükle ilerliyordu. Kaldırımdan caddeye inmek zorunda kaldı, ama kenar şeridine ِzen gِsterdi. Caddede alacalı bulacalı faytonlar, bir de kırıntı dِküntü atlarla.. Acemi bir faytoncu seni azıp çiğneyecekti ama Allah korudu, son anda kendini yana atabildin ve ucuz kuturdun.. Bir fayton sıyana ( kokuşmuş ve yapışkan kara çamur ) saplanmış, atları kaçmış, faytoncu kara çamurun içinde, yakarıp ağlıyor, ama onu aldıran kimse yoktu. Bu kalabalık kesinlikle seni yutacak. Kendini zorlayıp koştukça, hedefe yaklaştım diye sevindikçe yol uzuyordu sanki. Sayıp sevdiğimiz Kralın korteji buralara uğramayacak artık. Adanan hoca bu krizden kurtulamayacak. Beraber yaptığımız provalar suya düştü. Karşılama tِreni iptal oldu. Baban saçma bir kalabalık içinde kayboldu. İstasyon kapısını gِrür gibi oldu. Binadan yola doğru, uzunca uzun halılar seriliyordu.. ـzerinde Kral yürüyerek her halda, faytona kadar. Ama fayton kendisi nerde , baban nerde.. Koşabildikçe koştu, koşuyordu. Hızına hız kattı. Her milletten, her cinsten insan var.. aptal gülümsemeleriyle ufkun yüzünü kapatıyorlar. O koştukça koştu, dِndükçe dِndü. Babasını aradı ama bulamadı. Gِrüntüler birbirine karıştı, dengesi bozuldu, yere yığıldı. Serilen kımızı halı üzerine yüzükoyun düştü. Halının kokusu içine işledi. Başı dِndü. Konvoy bütün haşmetiyle muazzam bir topluluk içinde ilerliyor. Çılgınca oynayan, dans eden halkın arasına dalıyor. İlerledikçe ilerliyor… Başını halıdan kaldırdı, etrafa bakındı. İstasyon binasının hemen yanındaydı. Ayağa kalktı, var gücüyle istasyona doğru koştu, kapıdan içeriye girdi. 5 Tren istasyonu dolduran birçok asker, birçok polis vardı. Yüzleri demir maskesi gibi sert, hem de acımasız, korkunç bir bekleyiş içinde. Senin içeriye girdiğini kimse fark etmedi. Gerginlik hâd safhadadır. Gِzler gِzbebeğinde fırfıra ( rüzgârgülü ) gibi dِnüyor. Dalda kalan bir yere usul usul çekildi, ama panonun karşısına gelince durdu, biraz bekledi. ـstündeki yazıları okumağa çalıştı. Panonun parlak ışıkları gِzlerini kamaştırdı. Gِzlerini ovarak oradan ayrıldı. Peykede oturdu. Sonsuza giden tren raylarına daldı. Gelen giden trenler arasında kendini yetirdi… Buzlu dağın tüneliden geçti, beyaz leyleklerle, yeşilbaşlı sunalarla yolcululuğa çıktı. Altın ırmaklar üstünden, ışıklı şehirlerden geçti. Lunaparklar diyarı Bağdat. O ki geniş caddeleri, rengârenk bahçeleri, zengin kütüphaneleri, çocuk kitapları, dergileri… Gelen trenin düdük sesine uyandı. Yerinden kalkmasıyla trene doğru fırlaması bir oldu. Tren istasyona giriyordu o an. İşte beklenen an geldi. Ama askerler: “ Dur . Sakın yaklaşma “. Diye onu durdurdular. “ Kralı gِrmek istiyorum “ . “ Yasaktır “ . “ Lütfen amca “ . “ Bizim hoşgِrümüze fazla güvenme oğlum. Yoksa seni kapı dışarı ederiz “ . Eli boş geri dِndü. Tekrar peykede oturdu, Kralın trenden inmesini bekledi. İlk ِnce normal misafirler indi dağıldı, sonra yükler hamallar sırtında teker teker geçti. Ama kral ortalıkta gِrünmedi. Yoksa ona bir kِtülük mü oldu ! . Hemen ayağa fırlayıp trene doğru koşacaktı, ama askerin uyarısını hatırladı, yerine sızdı, ِyle kaldı. Zaman ilerledikçe etraftaki askerler kaybolmağa yüz tüttü. İstasyon sonunda boşaldı. Gِzlerinin kapağı gevşeyerek kapandı, ışıklar sِnüverdi. Pembe ufuktan gelen tren vagonları gِründü. İstasyona yaklaştıkça yaldızlı buharlarını saçıyordu her yere. Kralın treni bütün haşmetiyle perona yanaştı durdu . Pembe vagonun kapısı açıldı. Kral tâ kendisi, Kral Faysal, babamın nitelendirdiği gibi yakışıklı, alçakgِnüllü bir insan . Kral iner inmez davul gürüldemeğe, zurna çalmağa başladı. . Müzik eşliğiyle, gülümseyerek yürüdü. Dışarıdaki halk deliye dِnmüştü, içeriye saldırarak Kralın etrafını sardılar. İstasyon dolup taştı . Hepsi bir ağızdan : “ Yaşasın Kral. Ya . Yaşa “. . . . “ Kalk uyan delikanlı. Sen ne yapıyorsun burada !. Senin kimin kimsen yok mu ?“. Diye yaşlı amca onu silkeliyordu. Emilin uyanmasıyla ayağa fırlaması bir oldu: “ Ben. Ben Kralı bekliyordum “. “ Tek başına ? “ . “ Bana izin verdiler “ . “ Kim ? “ . “ İstasyonu dolduran askerler . Eyvah onlar kaybolmuşlar. Nereye gittiler amca ? “ . “ Kral gelmediği için . ya da o hiç gelmeyecek diye “. “ Neden amca ? “. “ Bilmem nasıl sِyleyeyim. Aslında bende senin gibi Kralı bekliyordum “ Diye yaşlı amca anlatmağa başladı “ Ben bu istasyonun bahçıvanıyım. Ona bahçemin en güzel güllerinden bir demet sunacağım diye Allah’a yemin etmiştim. Bugün erkenden çiçekleri topladım , gülleri derledim bekledim.. Bekle babam bekle ama tren ne yazık ki Kralsız geldi “ . “ Neden amca ? “ . “ Sorduk soruşturduk . Anladık ki inkılapçılar saraya bu sabah saldırmışlar, kralı ِldürmüş .. korkunç bir katliâm yapmışlar “ . “ Ne demek katliâm amca “ . “ Kralı. Kralın ailesini. Hepsini vahşice ِldürmüşler “ . “ Neden . O hiç kimseye kِtülük yapmadı ki “ “ Bilmem . Bilmem “. “ Sonra ne olacak ? “. “ Harap.. harap “ Diye yaşlı amca ağlayarak yere yığıldı, bütün vücudu, omuzlarından ayağına kadar, bir yaprak gibi titriyordu.. Emil oturdu, tekrar ayağa kalktı, ağlayan yaşlı adamın başında durdu bekledi. Aslında o büyüklerin bِylece ağlamasına ilk defa tanık oluyordu, bu da onu çok korkutmuştu. Hızla oradan uzaklaştı. Arkaya dِnüp adama son defa bir gِz attı. Adam ağlamağa devam ediyordu. Var gücüyle kapıya doğru koştu. Dışarıya çıktı. Bitip tükene kadar bilinçsizce koştu. Sonra durdu. Etrafa bakındı. Toz topraktan oluşan bir sis içindeydi, nerede olduğunu bilemedir. Geriye dِnerek tren istasyonun geniş alanına geldi, durdu, etrafa bakındı. Kum yağıyordu, ufuk kıpkırmızı kesilmişti. Toz duman arasında hayal gibi bir fayton gِrdü. Sevinerek o yِne koştu. Dِne dِne istasyonun kapısına geldi durdu. Kedisini faytonun karşısında buluverdi. Babasının faytonuydu o. Sürprizden eli ayağına dolaştı. Fayton, faytoncu tek bir beden olarak, baştan aşağıya toz toprak içindeydi. “ Ben geldim baba “ . Dedi, faytona atladı Emil . “ Sen misin Emil ! “ . Diye faytonun üstündeki put kesilmiş adamdan ses çıktı . “ Sana bِyle ne oldu baba ? “. Dedi Emil, babasının üstündeki biriken tozları silkmeğe çalıştı. “ Kral gelmeyecek, değil mi? “ . Cevap vermekten kaçındı Emil. Adam her şeyi bilmiş gibi konuşuyor. İstasyon caddesi bomboştu, rüzgâr caddedeki o muazzam kalabalığı sanki bir üfürüşte silmişti, yerine toz toprak bırakmıştı. “ O bu sonu hiç hak etmedi “ . “ . . . . . . . . . . . ………………………… “ . “ Ne olduğunu bana anlatsana yavrum “. Kum gِkten lapa lapa yağarken Emil babasına o katliam hikâyesini ağır ve yavaşça anlattı.


Arkadþýna gönder



Yazarýn diðer yazýlarý

1 - KEŞKE YALAN OLSAYDI
2 - KAYADAN KAYACI
3 - FELEK
4 - DESPOT
5 - ÖLـMSـZ KIZILAY( 1940 – 2010 )
6 - TELAFER’İN LALESİ
7 - SEÇİM ZAFERİ
8 - SEÇİM ÇAĞRISI
9 - FATİH’İN KALBİ
10 - TELFER GـNـ
11 - MـZİK İÇİN YAŞAYANLAR:SON SÖZ( 2 )
12 - MـZİK İÇİN YAŞAYANLAR: SON SÖZ ( 1 )
13 - MـZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 12- YILMAZ EROL, YAŞAR MUSTAFA ve FETHULLAH ALTINSES
14 - YUNUS DEMİRCİ ve NECDET KİFİRLİ
15 - MـZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 10 TAHSİN KERKـKOĞLU
16 - MـZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 9 - FAHRETTİN ERGEÇ ( 1933 – 2001 )
17 - MـZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 8 - EKREM TUZLU -
18 - MـZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 7 (İCLAL AKKAPLAN)
19 - YARASA GECELER
20 - MـZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 5 (MEHMET KALAYI)
21 - MـZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 4 ( HABA ve TATLISES )
22 - MـZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 3 (KIZILAY ve ÖZBEK)
23 - MـZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 2 (KـZECİOĞLU ve KERKـK KIZI)
24 - MـZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 1 (RAUF KARDEŞLER)
25 - Acı günler bitmedi EKREM TUZLU
26 - AR ZAMANI ( 2 )
27 - AR ZAMANI
28 - İki Kapılı Haykırış
29 - IRAK
30 - BAŞ ( Öykü )
>>Sonraki >>