Arabic Turkish
 
2009-03-13   Arkadþýna gönder
2842 (1349)


BAŞ ( Öykü )


Necmettin BAYRAKTAR

( TARİHÇİ )
Ata binen, kılıç kuşanan, yüzük deliğinden oku geçiren bir çocuk, on iki yaşında savaşa katılan bir bahadır. Savaşlardan, savaş talimlerinden arta kalan zamanın okumakla, büyük âlimlerden ders almakla geçiren genç bir idealisttir. Üç yüz kişilik bir kuvvetle bin kişilik orduyu karşı üstün gelen eşsesiz stratejisidir. Savaşlardan birinde ayağından yaralanan ve bu yüzden adının sonuna eklenen Fars dilinde ( topal ) anlamında ( lenk ) bir başbuğdur. Adlarından biri Timurlenk, diğeri Aksak Timur veya Emir Timur veya da dünyayı avucu içine alan adam.
( İBN HALDUN )

Ben Tunus’ta doğdum, İspanya’da büyük âlimlerden ders aldım, Fas’ta vezir oldum, sonunda siyaset denen tek dişli canavarın hışmına uğradım, habislere düştüm ve sonunda siyasetten tövbe ettim. Ertesi yıl hac yolculuğuna çıktım, diyar diyar dolaştım. Dönüşte Mısır’a uğradım. El-Ezher medresesinde ders verdim. Kadi-ül-kudat ( kadıların kadısı ) unvanına yükseldim ve atandım. Bundan dolayı Mısır’da yerleşmeğe karar verdim. Ailem Tunus’taydı o sıralarda. Onları Mısır’a getirmek için adam, araç gönderdim. Günler aylar geçti, bana haber gelmedi. Duydum ki Tunus sulatanı onları bırakmamış, gelmelerine engel olmuştu. Derdime çare bulmak için sultan Berkuk’a koştum, Allah mülküne mülk katsın bana yardımcı oldu, Tunus sultanına elçi gönderdi, işi haletti, ama ne yazık ki bu defa felaket bana ve onlara başka kapıdan yüz gösterdi, ailemin bindiği gemi alabora olmuş, denizin dev dalgalarına yenik düşmüş ve azgın sularına gömülmüştü. Bu haberi duyduğum an dünyam başıma yıkıldı, bütün görevlerimden istifa ettim, inzivaya çekildim, kendimi yazı ve kitaplara verdim. Yıllar ağır ağır geçti. Sultan Elzahır Berkuk öldü, yerine Elnasır Fereç geçti.
Günlerin birinde Düidar Yaşbek kapımı çaldı, tahtta oturan, yeni sultandan bana bir nema getirmişti. Bir gezintiye çıkacakmış, ona refakat etmeliyim, yolculuk Şam’a kadarmış. Hay hay sultanım dedim, bizim boynumuz sultanın buyrukları karşısında kıldan incedir dedim. Ertesi gün yola çıktık, az gittik, öz gittik, dere tepe düz gittik, Gazze’ye vardığımızda birkaç gün dinlendik. Duyduk ki Aksak Timur Şam’a doğru yol almış, önüne geleni kılıçtan geçiriyormuş. Biz de hemen yola koyulduk, hızımıza hız kattık. Şam’da halk sultanı fatihler gibi karşıladı, tahta oturttu. Birkaç günden sonra kötü haberler gelmeğe başladı. Duyduk ki Mısır’da, Kahire’de bir fitne çıkmış, sultanın acele geriye dönmesi gerekliymiş. Ertesi gün Sultan yola koyuldu, o gün halkın tümü ağladı, ben de ağladım, benim Şam’da kalmamı istedi sultan. Ben kaldım Sultan hazretleri gitti. Aksak Timur geldi, ucu bucağı olmayın ordusuyla. Şehri kuşatmaya aldı. Kuşatma süresi uzadı hatta açlık ve salgın hastalıklar ortaya çıkmağa başladı. Ölü ve leşler şehrin sokaklarında göründü ve kokuları insanları canlarından bezdirdi. Şehrin ileri gelen adamları benimle görüşmeğe geldiler. Benden arabuluculuk yapmak için Timur’a gitmemi rica ettiler. Şam halkına aman istememi istediler, tereddüdüm görünce ayağımı öpmeğe çalıştılar bile; bu ne demek, kendi kaderime kendi ayağımla gitmeliyim. Çünkü adamın ( Aksak Timur ) sağı solu belli olmaz. Boynumu hemen vurabilir. Ne yapalım, başa gelen çekilir.
Ertesi gün beni surun değer tarafına atılar. Karşımda hemen Moğol askerlerini bulunca elim ayağıma dolaştı. Hâlbuki onlar Timur’un has adamlarıymış, başlarında Timur’um naibi şah Melik varmış ( ben bunlara sonra anladım ) hatta bana özel bir mektûp getirmiştiler. Ben ne biliyim. Beni – bu paniğe kapılmış halimle - alıp Aksak Timur’a götürdüler. Büyük ak kubbenin yanında durduk, beni yandaki boz çadıra bıraktılar. Orada bir süre oturup bekledim. Karşıda göz aldığı kadar çadır, ister küçük ister büyük, asker ve atlar vardı. Bir mahşer kadar asker vardı. Buda Şam’ı ne büyük felaket bekliyor demektir.
Ondan sonra Şah Melik geldi beni alıp hakanın ak çadırına götürdü. Hakan bariz bir yerde oturmuştu, ordu kumandalarıyla danışıyordu. O Dünyayı titreten, namlı şanlı Aksak Timur ( Timurlenk ) bütün haşmetiyle. Beni gördüğünde ayağa kalktı, hoş karşıladı, yanına beni aldı. O an biraz rahatladım, kendime geldim ve dengeli olmağa çalıştım.
“ Dem ki sen şimdi Mısır’dasın.. Ne zaman Mısır’a göç ettin? “ .
Onun karşısında kaygılanmak elde değildi. Yüz çizgilerin sertliği, gözlerindeki o kesici bakışlar insanın dengesini bozuyor. Belki Allahtan sonra ölüm kalım bir adamın, tek adamın iki dudağın arasından çıkan bir ses, tek bir söze bağlıdır. Benim böyle tereddüt ve derin sessizliğime karşı bana yumuşakça bir şeyler söyledi: “ Sözlerim belki sizi beğendirmedi “ dedi ve beni şaşırttı “ Buyur oturun… Biraz rahatlanın… Unutma bende bir insanım “.
“ Kusura bakma efendim. Sizi yakından görmek, tanımak” dedim” Sevinç, telaşından dilimi tutuldu belki“.
“ Asıl sizin gibi âlimler bizim meclisimi şereflendirir “ dedi “ Tunus’tan Mısır’a ne zaman göç ettiniz? “.
Bu demek ki o her şeyi biliyor, buda büyük hükümdarlara yakışır : “ Birkaç yıl önce “ diye yanıtladım.
“ Mısır sultanı seni nasıl karşıladı? “.
“ İyi karşıladı. İş aş verdi. Hatta beni hacca gönderdi “.
“ Bu yeni sultan nasıldı. Adı neyiymiş? “.
“ Melik Nasır “.
“ Devam et “.
“ Ben dehrin iyisini ve kötüsünü aynı anda yaşadım. Doğup büyüdüğüm Tunus’tan ilk ayrılışım, Endülüs’e, ilim tahsilim, mutaassıp çevrelerle uzun mücadelem, Fas Emiri Ebu İnan’ının veziri oluşum, benden kıskanan memurların iftiraları yüzünden hapse düşüşüm… Emir’in ölümünden sonra yerine geçen emir beni serbest bıraktı. Ben de Tunus’a tekrar döndüm, sonra kalkıp hacca gittim. Dönüşte Mısır’da hayranlıkla karşılandım, oraya yerleştim, sonunda talihsiz bir kazada bütün ailemi denizde kaybettim “.
“ Yazdığın Mukaddimeden söz etmedin “.
“ Siyasi hayatını terk ettiğim zaman, yeni bir ilim yazmağa karar verdim. Bunun için Tunus’a yerleştim. Yazı süresinde bana Tunus sultanı çok yardımcı oldu. Eseri sonunda ona ithaf ettim ”.
“ Ailen kaybettiğin için başın sağ olsun “.
“ Sağ ol “.
“ Ben senin için ne yapabilirim? “.
“ Olanlar oldu artık. Geçmişi değiştiremeyiz biz artık hünkârım “.
“ Keşke geçmişin değiştirmesi elimizde olsaydı “.
“ Ama bugünü, yarını değiştirebiliriz “.
“ Nasıl? “.
“ Mesele şu karşımızdaki şehir “
“ Şam mı? “.
“Güzel bir şehirdi “.
“ Ne demek istiyorsun?”.
“ Ölüme.. Yıkılışa pes demek gerekir “.
“ Nasıl? “.
“ Şam’ın kapısını. . . . Ahali size açacaktır “.
“ Şartları ne? “.
“ Halkın şartları mı? Yoksa benim mi? “.
“ Halkın şartlarını söyle “.
“ canlarına aman “.
“ Verdim gitti “.
“ Sağ olun “.
“ Senin isteğin neymiş? “
“ İnsanın hayatına, malına, geçmiş ve geleceklerine saygı göstereceksin “
“ Sen benden çok şey istiyorsun “.
“ Bugünü, yarını değiştirmesi sizin elinizdedir hünkârım “.
“ Ben onlara yalnız aman sözünü verebilirim “.
“ Ama insanlığın geleceği? “.
“ Sen ateşle oynuyorsun “.
( TARİHÇİ )
Timur 25 yaşında iken Çağatay Hanlığı valilerinden Kazgan Han’ın emirine girdi ve büyük bir birliğin kumandanı oldu. Kazgan Han onu kızı Olcay Türkan’la evlendirdi. Kazgan Han’ın düşmanları onu pusuya düşürüp öldürünce Timur, Kazgan Han’ı öldürtenlere savaş açarak hepsini ortadan kaldırdı. Timur, bundan sonra nüfuzunu, gücünü hızla artırdı. Hanlarla beyler arasında sık sık meydana gelen çekişmelere karışıyor, durumu kendi lehime değerlendiriyordu. Çok iyi planlanmış taktikler uyguluyor, yıldırım savaşlar yapıyor ve her seferinde zaferle sonuçlandırıyordu. Timur 1401–1402’te Şam’ı fethetti ve halkı kılıçtan geçirdi.
( İBN HALDUN )
Hükümdarlık bir görevdir. Hükümdar, devletin tepesinde oturan, emir ve taht sahibi olan kral, padişah, hakandır. Hükümdarlık görevi doğal bir görevdir, burada zorbalık ve zulüm söz konusu değildir. Fakat iktidar yaptırıcı güç ile hâkim olmaktır. Zira iktidar hükümdarlık görevine katılan bir şeydir. Bir rütbe kazandığı zaman daha üstün bir derece istenir, böylece hırs yüzünden zorlayıcı, bastırıcı ve yaptırıcı hükmetmeye varılır. İnsan alışkanlıkları ve kazandıklarının ürünüdür. Yoksa tabiat ve doğuştan mizacının eseri değildir, kavimlerin karakterleri varsa bunlarda onların alışkanlıkları ve kazandıklarının eseri değildir. Bundan dolayı adetler insan tabiatını değiştirirler ve insan varlığın eski kuşaklardan gelen köküne değil, alışkanlıklarına borçludur.
Moğol göçebe, savaşçı kavimlerdi. Tarih sahnesine çıktıklarından bari savaştan savaşa, hep yakıp yıkan, terör havası estiren savaşçılar oldular. Şam’ı alıp halkı kılıçtan geçirmeleri çok doğaldır, yaşadıkları çağa göre. Hâlbuki Şam halkı Timur’un verdiği âmâna gerçekten inanmış, kapılarını açık, gönlülerini ferah tutmuş, yaşadıkları çağı iyi anlamamışlardı. İşte onlar düştükleri gafletin kurbanı oldular.
Bu katliamdan sonra ben Timur’la birkaç defa görüştüm. Havdan sudan konuştuk, ne ben sordum ne de o söyledi ( hâlbuki aramızda tutulmayan söz ve dökülen kan vardı), içimdeki ezeli öfkeyi bastırmağa çalıştım ve dipteki karanlığa gömdüm. O an arkadaşlığımız yeniden doğdu ve devam etti. Onun bütün sohbetlerine katıldım, meclisinde ulemalarla bulundum, müşavirliğin yaptım. Onunla baş başa kaldığım bir gün sordum: “ Son günlerde sizde bir değişlik gördüm hünkârım “.
“ Ne gibi? “.
“ Öteki ayağınız geniş elbiseler altında saklıyorsunuz “.
Derin bir sessizliğe daldı. Sessizlik onun güçünü saklar. Sağ kalan.. sandığım.. Bacağını soydu. Bacağın dibinden kesildiğini gösterdi.
“ Senin müdafaa ettiğin Şam halkı bunu bana yaptı .. Ben onları nasıl bağışlayacağım!“
“ Ben üzgünüm “.
“ Şimdi tarihçiler benim yeni adımı ne koyacaklar. Yarım Timur mu?”.
Yapının yan tarafı çöktüğünde ne tahribat yapabilir. Sağında destek direk, solunda destek direk, kocaman bir yapı, bütün dünyayı fetih alnı gören, dere tepe demeden, at nalları yeryüzünü büktüren, tozu dumana kattıran, savaşlarda iki bacağını kaybeden hakanı kim durdurabilir. O hâlen bu fetih’ten diğer fetih’e koşuyor. Sivas’ı yaktıran Şam’ı kılıçtan geçiren, kandan gözleri doymamış bir despottan ne beklenir. Sılaya gitmek, arkada kalan güzelim Semarkent, doğduğu yer, özlediği vatan mı olacak. Ordusunun bir ucu Anadolu’da obur ucu toz duman içinde, gece gündüz demeden, fillerin bağrışmalarıyla.
Gökyüzü kapkara kesilmiş, yapyalnız gecede, askerler kendi kendileriyle yapyalnız, yarınları düşünüyorlar, kim ölür kim sağ kalır, haberler at üzerinde geliyor. Bağdat’ı Celâyirli Ahmet almış. Bu da hakanı çileden çıkartıyor.
“ O melunu ben elimle öldüreceğim “ diyor “ İki yıl önce önümden fare gibi kaçtı. Şimdi benim yokluğumdan faydalanarak Bağdat’ı tekrar aldı “.
Ertesi gün Bağdada doğru yürür, surunu hızla kuşatır, ölüm kusturan altmış mancınık kurur, şehri kırk gün kırk gece ateşe tutar. Öyle yer yurdu döver ki yer gök ağlar. Benim de içim ağzıma gelir ve hakana koşarım.
“ Bu cehennem ateşini lütfen durdurun “.
“ O teslim olana kadar “.
“ Kim? “.
“ Celâyirli Ahmet ve adamları “.
Ama Celâyirli Ahmet gecelerin birinde ansızın kaybolur. Bağdat’tan kaçıp Yıldırım Beyazıt’a sığınmıştı. Bir sabah hakanın çadırı üstünde aslı olarak bir bostan korkuluğu bulunur. Korumalar onu sökmeğe çalışılar, öyle sık bağlanmış ki çektikçe kopmuyordu. Hakan o an uyuyordu, bu çekişme esnasında aniden şeydanı bir patlama oluyor ve çadırı yıkıyor. Korumalar param parça olurlar, hakan da yaralanır. Ertesi gün Bağdat şehrini askerlere serbest bırakılır. Öfkeye kapılmış askerlere. İşte olanlar bundan sonra oldu. Üç gün üç gece katliamlar yapıldı. Öyle kan döktüler ki Dicle nehrin rengi değişildi.
“ Durdurun bu kan şöleni hünkârım “.
“ İş benim elimden çıktı “ dedi Timur “ Bir de benim halime bak “.
Battaniyeye sarılmış, hasta yatağında, çok bitkin görünüyordu.
“ Lütfen hakan “.
“ O köpeğe yardımcı oldular “.
“ Ama Celâyirli Ahmet kaçtı “.
“ Onun kaçıp sığındığı yeri ben viran edeceğim “.
“ Onu hiçbir zaman yakalamasınız. O geri dönecek Bağdat’ı tekrar alacak “. Diye öfkelenerek söyledim, kendimden geçmiştim artık.
“ Senin şu söylediğin sözleri başkası söyleseydi başını vücudun üstünde bırakmazdım “.
“ Sen ne yaparsan hemen yap, benim umurumda değil”
“ Seni bir kafeste hapsedeceğim, biz nereye giteceksek seni de oraya alacağız, belki aklın başına gelir “.
( TARİHÇİ )
Timur Bağdat’tan çıkarak tekrar Anadolu’ya döndü, Sivas’ı tekrar yaktı, taş taş üstünde bırakmadı. Bu da Yıldırım Beyazıt’la karşı karşıya getirmeğe mecbur etti. İki muazzam ordu, Osmanlı ordusu ve Moğol ordusu, Ankara ovasında, gerçek adı Ankara Meydan Savaşı, 15 saat kadar süren savaş, yeni kurulan imparatorluğun yıkılmasına sebep olmuştur( bir süre olarak). Osmanlı süvarilerini atlarının Moğol’un fillerinden ürkerek tuhaf hareketlerde bulunması da yenilgiyi hazırlayan nedenlerden biri olarak gösterilir. Onun fil birliğine komuta eden Esenboğa isimli bir komutanmış. Savaş esnasında savaş alanını sis basmış ve sislerin arasından tank gibi filler de Esanboğa’nın birliği Osmanlı ordusu üzerine kâbus gibi çökünce atlar ürkmüş, süvarilerin ödleri bir şeylerine karışmış ve malum son gelmişti. Timur Osmanlı ordusunu besleyecek olan ırmağın mecrasını değiştirip Osmanlı ordusunu susuzluğa mahkûm ettiği, yazın gün boyu Osmanlı’nın sonu olmuştu. Timur bu zaferden sonra Beyazıt’ı tutsak almıştı.

( İBN HALDUN )
Hakan dediğini yaptı, kâh zindana kapattı kâh tahta kafeste beni diyar diyar gezdirdi. Yakılmış, yerle bir olmuş şehirler. Toz dumana gömülen, mum ışığında okunan medeniyetler. Eski küllerde üretilen masalar. Yetmiş bin kelleden oluşan kaleler. İşte akıl almaz bir hikâye:
“ Bir delikanlı ve genç kız. Osmanlı ile Bizans arasında ilan edilmiş ateş kes. İlk bakışta âşık olan, Sultan Murat’ın oğlu ve süvari birliğin kumandanı şehzade Beyazıt ve Milinas adlı bir Bizanslı kumandanın kızı, güzeller güzeli Halene. Barış zamanda başlayan ve türeyen aşk savaş tekrar başlamasıyla devam etti. İki aşığın kalbi birbirine düşman kılınmadı, birbirlerini hep sevdiler.
İşte güzeller güzeli Halene hicran acısına dayanamadı, bir gece sevgilisine kaçtı ve bu hikâye devam etti. Beyazıt Osmanlı tahtına oturdu ve Halene sultanın biricik aşkı ve dostu kaldı, tâ ölümler ölümü gelene kadar. Osmanlı ordusu Moğol ordusu karşısında yenilince sultan Beyazıt Timurlenk’in eline esir düştü.
“ Eğer savaşta ben yenilseydim, sen bana ne yapacaktın? “.
Diye Timur Beyazıt’tan sordu günlerden birinde.
“ Seni kafese koyup diyar diyar gezdirirdim “. Dedi Beyazıt
“ İşte bende sana bunu yapacağım “
Günlerin birinde kapısına bir delikanlı dikildi, görüşmek istedi. Kapıda öyle direndi ki hem de ölümcesine. Hakan sonunda onu kabul etti.
Delikanlı içeriye girer girmez üstünü çıkartı, hakanı şaşırdı. Gelen erkek değil kız çıktı, hem de güzeller güzeli Halene idi.
“ Aklınıza kötü bir şey gelmesin hünkârım “ dedi Halene “ Ben zavallı bir kızım, sizin merhametinize, cömertliğinize muhtacım “.
“ Ne istemişsin? “.
“ Sevgilimle son defa olarak görüşmek istiyorum “.
“ Sevgiliniz kimdi? “.
“ Sizin esiriniz Sultan Beyazıt “.
Timur kızın yiğitliğine hayran kaldı, görüşmeğe hemen izin verdi. Kız Beyazıt’ı kafes içinde görünce içi burkuldu, ama sert görünmeğe çalıştı:
“ Bak sultanım, senin neye uğradığını bildim ve neye uğrayacağını şimdi görüyorum. Bu zillet hayatı ne zamana kadar ?. Bu hayata son vermelisin, işte ben sensiz hayata son veriyorum “. Dedi Halene, göğsünde sakladığı hançeri çıkartı, var güçüyle kendi kalbine sapladı. Beyazıt sevgilisini kan içinde kıvrandığını görünce deliye döndü, başını kafesin demirine vura vura kafasını patlattı. İşte hikâyemiz burada bitti, ama hikâyeler bitmez.. . . . Çadırımın kapısı hafifçe aralandı, hapishane bekçisi başını içeriye söktü, beni gözüyle süzdü sonra içeriye girdi, yanında Timur’un muhafızı vardı. Ayığımdaki prangaları açtı, koltuğuma girip beni dışarıya çıkartı. Ben de kesilecek kuzu gibi hem sessiz hem de sakin. Kadarıma razı olmuştum artık. Ben cellâdın eline, ölüme adım adım yaklaşırken dışarıda bir şey dikkatimi çekti. Askerler çadırların söküp, eşeylerin davarların sırtına yüklüyordular. Ne olduğunu ben pek anlamadım, çünkü benim ruh halim berbatıydı. Ölüm zebanileri beni hakanın kubbesine kadar götürdüler. İçeride bir toplantı vardı. Ulama ve komandalar toplanmışlar, ayakta tartışıyorlardı. Hakanı arlarında göremedim. Beni ortaya getirip yere fırladı bekçi.
“ Seni unuttuğumuzu sanma ey İbn Haldun “ . Dedi Timur. Ama sesin nerden geldiğin bilmedim ve nerde olduğunu göremiyordum o an.
“ Senin en son söylediğin sözleri hatırlıyor musun? “.
Ne söylemişim ben? Beni habise götüren, ya da ölüme götürecek sözler mi?
“ Ne demişsin sen, Cezayirli Ahmet kaçtı ama dönecek ve Bağdat’ı tekrar alacak”.
İşte başı kopartan sözler. Ve devam etti:
“ Şimdi biz Bağdat’a dönüyoruz, bu defa melunu ben kendi elimle asacağım”.
Hakanı ben gerçekten göremiyordum, ama sesi kırmızı bir perde arkasından geliyordu. Çok tuhaf bir şeydir.
“ Bu defa sen ey İbn Haldun bizimle gelmeyeceksin “.
“ Benim başım bedenim üstünde kalacak mı? “.
Kahkaha atarak güldü, gizlendiği perde o meşhur kahkahasından dolayı titredi.
“ Senin başın bizim için çok değerledi ey İbn Haldun “.
” Yani o bedenimin üstünde kalacak mı? ”.
“ İlk önce aramızdaki şu perdeyi kaldır “.
Kaldırmağa çalıştım ama perde elimde kaldı. Önüme çıkan şey korkunçtu. Elimde kalan bir yaratığın başıydı. ürkerek geriye çekildim.
“ Benden korkuyor musun ya İbn Haldun “.
Kesik baş Timur’un başıydı. Ne korkunç. Ne oldu adama!
“ Şimdi sen serbestsin. Mısır’a dön. Hep yaz hep oku, unutma ki sen kalıcısın biz geçiciyiz “.
Kesik baş kan dolu bir sahan içinde duruyor, hem konuşuyordu hem de nasihat veriyordu. Ne korkunç.
“ Yaptığım bu kadar fetihten sonra bir leğen içinde yalnız bir kafa.. kan dolu bir kafa “.
O konuşurken gözleri açılıyor, içine kan doluyordu.
“ Sen gidebilirsen. Yanına ne istersen al “.
Başımı eğerek geriye çekildim. Onun haline çok müteessirdim ve onun vardığı hale çok üzgündüm. Kubbeden çıkmadan önce ona son defa olarak bir göz attım. O bu sözü hep tekrarlıyordu.
“ Dehşeti- azam… Dehşeti-azaaaaam “.
( TARİHÇİ )
Timurlenk savaşlara devam etti, bu zaferden diğerine koştu. Bütün dünya artık eli altındaydı. Hükümdarlar onun kapsından melül melül sıra tutmuşlardı, amaç onun rızasını kazanmaktır. Yeryüzünde Allah’tan sonra o en büyük oldu…
…………………………………………………………….
* Kaşgarlı Mahmut Öykü Yarışması, Irak Kolu Üçüncüsü - 2008



Arkadþýna gönder



Yazarýn diðer yazýlarý

1 - KEŞKE YALAN OLSAYDI
2 - KAYADAN KAYACI
3 - FELEK
4 - DESPOT
5 - ÖLÜMSÜZ KIZILAY( 1940 – 2010 )
6 - TELAFER’İN LALESİ
7 - SEÇİM ZAFERİ
8 - SEÇİM ÇAĞRISI
9 - FATİH’İN KALBİ
10 - TELFER GÜNÜ
11 - MÜZİK İÇİN YAŞAYANLAR:SON SÖZ( 2 )
12 - MÜZİK İÇİN YAŞAYANLAR: SON SÖZ ( 1 )
13 - MÜZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 12- YILMAZ EROL, YAŞAR MUSTAFA ve FETHULLAH ALTINSES
14 - YUNUS DEMİRCİ ve NECDET KİFİRLİ
15 - MÜZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 10 TAHSİN KERKÜKOĞLU
16 - MÜZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 9 - FAHRETTİN ERGEÇ ( 1933 – 2001 )
17 - MÜZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 8 - EKREM TUZLU -
18 - MÜZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 7 (İCLAL AKKAPLAN)
19 - YARASA GECELER
20 - MÜZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 5 (MEHMET KALAYI)
21 - MÜZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 4 ( HABA ve TATLISES )
22 - MÜZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 3 (KIZILAY ve ÖZBEK)
23 - MÜZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 2 (KÜZECİOĞLU ve KERKÜK KIZI)
24 - MÜZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 1 (RAUF KARDEŞLER)
25 - Acı günler bitmedi EKREM TUZLU
26 - AR ZAMANI ( 2 )
27 - AR ZAMANI
28 - İki Kapılı Haykırış
29 - IRAK
30 - Yolcusuz yol
>>Sonraki >>