Arabic Turkish
 
2009-04-02   Arkadþýna gönder
2533 (1265)


AR ZAMANI


Necmettin BAYRAKTAR

( 10 Nisan 2003 anısına )( Öykü )

“ Peşmerge, Peşmerge, geliyorlar “.
Çığlıklar, kıyamet kopma sesleri, Pazarın tâ öteki ucundan, yedi kızlar yokuşundan geliyordu, boşlukta patlayan.bomba gibi. Eski Pazar denen çarşıda, ben bir bezirgân olarak ( kumaşçı ), dükkânımda, hem de has müşterilerimin arasından olup bitenleri yakından izliyordum.
“ Taş üstünde taş bırakmayacaklar “.
Fırtına gibi geldi geçti, entarisinin ucu dişine takılıydı, içini kemiriyordu. Bizim bildiğimiz tanıdığımız Deli Abbas, ardından bir sürü başıboş insanlar…
Uzakta muazzam bir patlama oldu, Pazar sarsıldı. Aniden yağmur gibi kurşun yağdı. Pazar toz dumana katılı…
Başkent Bağdadın dün düşmesini duymuştuk ama Kerkük’te olayın bu kadar çabuk olacağını beklemiyorduk. Her şey bir anda oldu. Pazar bir anda boşaldı, bir boncuk takısının kırılması gibi her şey dağıldı, müşteri, esnaf ve başıboş insanlar. Aceleden sergide mallar bile unuttular. Korku ve panik bir rüzgâr gibi Pazarı süpürttü, aynı 1991-lerdeki gibi yağma, talan, katliâmlara bıraktı…
Sergide kalan malı ben içeriye alacala aldım, dükkânın kepeneğini indirdim, bisikletime atladım, köprüye doğru hızla yol aldım. Arkaya bir göz attım. Dengem bozuldu düşecektim. Peşmerge milislerin öncüsünü görmüş gibi oldum. Kalbimin atışı arttı, bisikletimin hızını artırdım, tekerlikleri yere değmez gibi oldu, uçuyordu âdete. Karılar pazarın önünden yıldırım hızıyla geçtim. Deli Abbas’ı bir an görmüş gibi oldum. Açık bırakılan dükkânların kepeneklerini indiriyordu. Köprüden o yakaya geçerken uçan arabalar arasında sıkışıp kaldım. Atlas caddesinde Peşmerge milislerine duçar oldum. Ölüm çığlıkları arasında ilerledim. Bir bayram havası vardı, kurşunlar havaya hesapsızca
sıkılıyordu. Tapu ve nüfus müdüriyete yaklaşırken büyük mağazaların yağmalandığını gördüm. Tüyüm diken diken oldu.Caddenin iki tarafında silahlı milisler dolaşıyor, dükkân vitrinlerine ateş açıyordular. Bir de Deli Abbas’ı bu ortamda görmez miyim !.. Tapu ve nüfus müdüriyetini soyan soyguncuları taşlıyordu. Buda beni dehşete düşürdü. Gördüğüm ya bir kâbustu ya da tersine dönen dünyadır. binadan çıkan, sırtlarında çuval dolu dosya, evrak olan iki silahlı milisi taşa tutan başıboş bir insan olamaz. Bu bir deliliktir hem de kıyımın yapıldığı mekanda. Sonunda onu öldürecekler, gözlerini kırpamadan. Çıkacak olayı görmemek için gözlerimi kapattım ve Terbiye caddesine yöneldim. Ardıma bakımdan bisikletimi sürdüm. Kurşun sesleri birden kesildi, dehşet veren sessizlik sardı şehri. Hızıma hız kattım. Arkama bakamıyordum artık. Çarşıda o an talan oluyor, insanlar öldürülüyor, ben de ölümden kaçıyordum…
Ev kapısında beni bekleyen oğlumu buldum. Beni görünce sevindi, koşarak, bisikletime yapıştı . Durdum, onu kucağıma aldım, kapıya doğru bir ara sürdüm. Uzaktan kurşun seslerini duydum, doğrusu üç yaylım ateşiydi . Deli Abbası öldürdüler diye kalbim burkuldu . Bir an dengem bozuldu, yere çocukla beraber düştüm. Çocuk kucağımdan yere yuvarlandı, sonra ayağa kalktı, ağlayarak kapıdan içeriye girdi. Kuşun sesleri kesilmedi bilakis devam etti, bize doğru yaklaşıyor gibiydi. Bisikletimi bırakıp eve koştun. Çocuğu kapı eşiğinde buldum, gözlerini avucuyla ovuyordu. Onu kucağıma aldım, eve girdim. Evde kimsecik yoktu.Çatıdan zılgıt ( helhele ) sesi duydum. Annen nerede diye çocuktan sordum. Çatıyı gösterdi. Çocuğu kucağıma sıkarak çatıya doğru koştum. Merdivenin basamaklarını üçer üçer atladım. Çatıda buldum onları. Hanım damın duvarına abanmış olup biteni yakından izliyordu, sevince kapılarak zılgıtlar atıyordu. Oysa annesi ( kayın validem ) yere çökmüş acı acı ağlıyordu. İkisinin arasında gidip geldim. Bir zılgıt uğruna Ayşen’i kurban vermiştik doksan birde. İşte an o anıydı…
Sabahın dördünde uyandım. Havsızlığından boğulacaktım, bir de muazzam gürültü vardı. Pencereye yöneldim, koştum, ciğerime temiz hava çektim. Benden başka uyanan olmamıştı, kâbusun eşiğindeydim. Bir yandan ev kapısının şiddetle dövülüşü, obur yandan kapı zilinin çılgınca zırıldaması, ya da ikisinin aynı anda çağırılışı, ya da uykuyla uyanık arasındaki bin bir belanın gebeliği, yoksa nefes alıp veren bir felaketinin habercisi mi bunlar? Belimin sakatlığından dolayı ayağa hemen fırlayamadım, ama iki elimle bilimi tutarak yerimden yavaş yavaş kalktım, odanın kapısına doğru yürüdüm. Odanın karanlığından, ya da uykunun sersemliğinden dolayı birkaç kere yere düşüp kalktım. Sonunda elektrik düğmesini buldum, ışığı yaktım, ortalık aydınlandı. Aynanın karşısında kendimi buldum, anadan doğma çırılçıplak. Utancığımı örtmek için tekrar yatak odasına döndüm. Oda mehtap ışığı içinde sut beyazıydı. Eşim yatakta uyuyordu. Gardırobu açarken elim yılan soğukluğunu andıran bir şeye değdi. Bütün vücudum irkildi, geriye hemen çekildim. Yatakta hanım uyandı, benim olduğum yöne döndü ve baktı. Dış kapıdan gürültü sesleri hâlen geliyordu. Üstüme bir şeyler aldım, tekrar koridora döndüm. Kapıya yaklaşırken gürültünün dozu arttı. Kapı şiddetle dövülüp tekmeleniyordu. Sarsıntının şiddetine kapı dayanamayıp kırılacaktı, ama gürültü ansızın kesildi, ortam rahatladı. Kapıya yanaşarak kulağımı göbeğine koydum dinledim. Çıt yoktu. Gittiler diye kapıyı açacaktım ama : “ Sakın açma “ Diye biri fısıldadı. Eşim koridorun eşiğinde dürmüştü, hayır diye başını sallıyordu. Az suskunluktan sonra kapı dövülmeğe gene başladı, bu defa daha şiddetli. Öyle şiddetliydi ki bizi dehşete düşürdü ve kapı kendiliğinden açıldı. İçeriye silahlı adamlar girdi. Bizi karşılarında görünce silahlarını göğsümüze çevirdiler.
“ Biz Ayşen hanımı istiyoruz “ Diye iri yarı birisi söyledi.
“ O yoktu “. Diye kekeledim. Sanki birisi üstüme soğuk su düktü.
“ Dolayısıyla seni ve karını onun yerine alacağız “.
“ Siz kimsiniz ve bizden ne istiyorsunuz? “.
“ Sen bizi daha tanımadın mı !?“.
“ Ben sizi iyi tanırım “ deyerek Ayşen ( baldızım Ayşen ) ortaya çıktı “ Gece yarısı ziyaretçileri . . Yarasalar “ .
“ Ayşen hanım “.
“ Evet, benim “ dedi korkmadan “ Bunların yakaların artık bırakın “.
“ Öyleyse bizimle hemen buyur “.
“ Neden? “.
“ Çünkü çapaçullar Kerkük’ü işgal ederken siz sevinç helhelesini atmışsınız “.
“ Helhele suç mu? “.
“ Hem de haince “.
Yeni bulunmuş bir toplu mezarlığa gittik bu sabah… Yıkılmış, yerle bir olmuş eski Yayçi’ye, sakinlerini göçe zorlanan bir kasabaya gideceksiniz dediler. Olsun dedik, gittik. İşte gece yarısından beri biz buradayız. Çöle dönmüş, ıssızlaşan Yayçi’de, bitmeyen bir gecenin sonunda, şafağı sabırsızca beklerken, alaca karanlık yollarında karaltılar bize doğru geliyorlardı sürü sürü.
“ Ah balam, vay balam “ dedi kayınvalide dizini döverek, o şiven ediyor artık bu kadar yıldan sonra “ Ayşen’inin izini bir bulsam “ . Geceden beri o hiç sakin durmadı oysa kızı ( eşim ) derin bir sessizliğe gömülmüştü. Üzün bir bekleyişten sonra gün yavaşça ağarmağa başladı. Gözlerden ırak, yıllarca yasaklı olan bir bölgede, toplu mezarlığın açıklığı dikenli tel örgüleri içinde usul usul aydınlanıyordu.
“ Hasretin yavrum bağrımı kocaman bir ateş parçasına döndürttü “ dedi kayınvalide sızlayarak “ Bir de bu gecenin sonunu görebilsem “ .
Çok uzaklarda görünen karaltılar bize yaklaşıyordu. Dozer sürüsüymüşler… Onun dik duran burnu ortaya çıktı ilk, sonra geniş ve sert gövdesi. İki büyük kaya arasında sınırlanan, tel örgülerle kapatılan mezarlık açılıyor, işe başladılar artık. Sert çenesini, keskin dişlerini mezara soktu, karnını deldi, kepçe dolu siyah toprak çıkartı, karşı tarafa boşaltı. Diri diri gömülen bir takım insanların kafatası, kemikleri ortaya çıktı. Birbirine bağlıyan iki iskelet var aralarında. Anası kucağında çocuk, hem de ikisi birden kurşuna dizilmiş halleriyle...
“ Ayşen ablamın bulabilsem, kâbuslarda kalan resmini aktarabilsem “.
“ Ama onu bu kadar kemik ve kafatası arasından nasıl bulacağız ! “.
“ Alında dipçik izleri vardı Anne “.
Ana kız birbirlerine sarılmıştılar, öte yanda halk dehşet ve şaşkınlıktan serseme donmuştu. Açılan mezarın çukurları, toprak içinde yıpranan elbiseler, iskelet, kafatası ve kemiklerin kime ait olduğunun telaşı…
Ordu Kerkük kentini topa tutmuştu, Peşmerge milisleri kentten çekilmiştiler. Top mermileri rest gele yerlere düşüyordu. Millet paniğe kapılarak evlerinden Kerkük’ün etrafındaki tepelere ya da Altunköprü’ye doğru kaçıyordu. Öyle bir kargaşa kopmuştu ki yollarda trafik allak bullak olmuştu. Zılgıt suç sayıldığı zamanda, bastırırmış 1991 ayaklanmalarında, Kıyımın kıyıldığı gecede, Ayşen’i alıp götürdüler. Kocası çıldırıp sınara doğru ayak yalın kaçtığı gecede, şimşek çaktı ustura gibi, şah damardan bizi vurdu.
“ Bir dozer dolu şişe çıktı ey ahali “ dedi birisi “ Her şişenin içinde yazılı bir kağıt vardı.. şehitlerin adları bunlar “.
Hem çağrı hem de uyarıcıydı bu, içimdeki iki farklı dünyanın bağını çözmeğe yetti.Ayağa kalkınca insan seline duçar odum. Eşim, kayınvalidem bir yana ve ben bir yana… Kapış tokuş eden topluluk beni başka yöne itti. Sonunda şaşkın bir topluluk içinde kendimi buluverdim .
“ Bu çocuk kepçede bulundu ey cemaat “ Diye birisi anlatıyordu ve “ Bunu nerde buldunuz diye sordum, toplu mezarda diye cevap verdi şoför “ .
Bir şeyin etrafında toplanmışlardı. Ceset mı, iskelet mı diye iyi seçemedim.
“ Aranızda bu zavallıyı tanıyan var mı ? “ .
İte ite ben o şeyin yanına getirdiler. Onu yakından inceledim, görüntüsü kafama bir tokat gibi vurdu. İyi tanıdığım birisine benziyordu o. Üst başı, kılık kıyafeti. O Deli Abbas’dır. Ama neden..
“ Ayşen’inin izini bulduk Celal “ Diye bağırdı eşim, sesinde sevinç tonu vardı “ üstündeki elbisesinden onu tanıdık “.
Kolların arasında yatan Deli Abbas’ ın taptaze cesedi, içinde hayatın sıcaklığı vardı, o hiç ölmemiş gibi görünüyordu.
O soyguncuları taşlarken, dokusan birdeki katliamın kâbusları, bir vatan kadar toplu mezarlık. . .
“ Onu tanıyor musun oğlum “ Diye yaşlı bir adam bana eğilerek sordu
“ Evet amca “ .
“ Onu fazla bekletme “ dedi “ Hemen kaldır ve göm ama sakın kumda gömme hem de başı yanında bir mezar taşı dik “ .



Arkadþýna gönder



Yazarýn diðer yazýlarý

1 - KEŞKE YALAN OLSAYDI
2 - KAYADAN KAYACI
3 - FELEK
4 - DESPOT
5 - ÖLÜMSÜZ KIZILAY( 1940 – 2010 )
6 - TELAFER’İN LALESİ
7 - SEÇİM ZAFERİ
8 - SEÇİM ÇAĞRISI
9 - FATİH’İN KALBİ
10 - TELFER GÜNÜ
11 - MÜZİK İÇİN YAŞAYANLAR:SON SÖZ( 2 )
12 - MÜZİK İÇİN YAŞAYANLAR: SON SÖZ ( 1 )
13 - MÜZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 12- YILMAZ EROL, YAŞAR MUSTAFA ve FETHULLAH ALTINSES
14 - YUNUS DEMİRCİ ve NECDET KİFİRLİ
15 - MÜZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 10 TAHSİN KERKÜKOĞLU
16 - MÜZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 9 - FAHRETTİN ERGEÇ ( 1933 – 2001 )
17 - MÜZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 8 - EKREM TUZLU -
18 - MÜZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 7 (İCLAL AKKAPLAN)
19 - YARASA GECELER
20 - MÜZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 5 (MEHMET KALAYI)
21 - MÜZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 4 ( HABA ve TATLISES )
22 - MÜZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 3 (KIZILAY ve ÖZBEK)
23 - MÜZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 2 (KÜZECİOĞLU ve KERKÜK KIZI)
24 - MÜZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 1 (RAUF KARDEŞLER)
25 - Acı günler bitmedi EKREM TUZLU
26 - AR ZAMANI ( 2 )
27 - İki Kapılı Haykırış
28 - IRAK
29 - BAŞ ( Öykü )
30 - Yolcusuz yol
>>Sonraki >>