Arabic Turkish
 
2009-08-14   Arkadþýna gönder
3265 (1412)


MÜZİK İÇİN YAŞAYANLAR:SON SÖZ( 2 )


Necmettin BAYRAKTAR

( ARAŞTIRMA )



Şu dönemde ve diğer dönemlerde bu sonuçlara varmağa çalışmıştık: Irak Türkmen müziğin kat ettiği mesafeyi irdelemek ve onu yeniden gözden geçirmektir. Doğrusu çok farklı düzeylerde bu sonuçların gebe olduğu aşamalar gerçekten söz konusu olmuştur, bu sonuçların uç noktaları bir yerlere değiyordu, buda bizi kaygılaştırmıştı. Bizim tarihi akımında 14 Temmuz Katliamının etkisi çok ağır basmıştı Türkmen topluluğu üzerine, hem de derinden. Milliyetçiliğin 50 uyku yılından sonra uyanışı ve sanatta bir sürü yansımaları, ona paralel olarak Türkmen Radyosun açılış tarihi, o acı olayın neticelerinden biri sayılır. O tarihten sonra Irak Türkmen müziği bir kalkınma sürecine girmişti. Aslında bir mütevazı sıçrayışla başladı bu müzik. Arabesk müziği ağır basmıştı başlangıcını seyri defterinde, analizini daha önce etmiştik, ama Milli Türkmen Müzik topluluğu kurulunca ve müzik icrasına geçince bu sorun yavaş yavaş aşıldı ve müziğimiz kendi yoluna koyuldu…
Bu dönemde büyük sanatçılar çıktı, bu müziğin gelişmesinde önemli rolleri oldu, yükselmesi ve zirvelere varmasına sebep oldu, özellikle 1960 – 1980 arasında birçok sanatçı, büyük ısımlar ortaya çıktı. Ama biz birkaçını ancak ele alabildik. Ya bilgi yetersizlikten, ya da kaynakların yokluğundan dolayı birçoğuna varmadık ve birçoğun geçek hakkını veremedik. Hepsi büyük sanatçılardı ve Türkmen müziğine katkıları çoktur. Doğrusu bizim onlara yetiştiğimiz zaman birçoğu vefat etmişti ve bıraktıkları eserler yok olmuştu. Örneğin şunlar: Kerim Kölemen, Ali Kaleli, Sami Celali, Memet Çamcı, Sati Köprülü, Faik Şefik, Ali Yolcu, İbrahim Bayraktar, Kamil Reşit ve diğerleri ortalıkta yok idiler, Mehmet İzzettin Nimet, , Fatih Yunus, Eyüp Mayyas, Abdurrahman Gürses, Yusuf Rauf, Sabah Celal gibileri. Hal buyken Alt kültür denen kavram bu müziği derinden vurdu ve gelişmesini durdurdu…
1960 – 1980 arasındaki yıllar Irak Türkmen müziğin en parlak dönemi olmuştu. Bu kadar ilerlemeden sonra, duraklama dönemi desen, tâ tepelerden aşağıya inilme dönemi desen, daha kabaca yıkılış dönemi desen, ama bir gerçek var ki 1980’den sonraki dönem çok tartışmalı bir dönem olmuştur. Nedenlerine gelince, bu söz konusu dönemde yoğunca savrulan toz duman gerçeğin rengini kaçırmıştı, bu belirsiz toz halen gözleri kaplıyor ve bizi de kaygılandırıyor…
Altkültür denen kavram ilk defa olarak bu dönemde karşımıza çıkıyor. Aynı paralel de dışarıdan ithal edilen, doğrusu bizim müziğimizi yanlış yorumlanan ve garip bir kalıba sokan sözde Türk müzisyenler hem de büyük ses sanatçıların sesiyle. Başka bir deyişle kendi malımızın değişen yüzüyle ilk defa olarak karşı karşıya kalıyoruz. Bir de Baas rejimin benimsediği müzik anlayışını eklersek çıkmaz sokağa girmiş oluyoruz…
Irak Türkmen müziğin içinde yaşadığı yetmezsizlik, hastalık belirtileri bu dönemde ortaya çıkışı hiç rastlantı değildi. Tarihi ve siyasi acısından bu döneme eğer bakarsak şu kanata varırız: Bilindiği gibi 1979’de Saddam Hüseyin iktidara gelmiş, kendi yol arkadaşların öldürerek devletin tepsinde oturmuştu. Bu dönemde terör devleti ve kanlı rejimin anlayışı ve icraatlarına apaçık olarak görünüyordu. Özellikle Türkmen halkına ve onun bir parçası olan kültür adamlarına, sanatçılarına uygulanan baskı ve katliâmlar. Kimi zindanlara atılmış, kimi idam edilmiş, kimi canını kurtarmak için yurtdışına kaçmış, kimi de ortak kültürden el ayağını çekerek inzivaya çekilmişti. Ortalık boş kalınca kimi cahil, kimi de bir takım belirsiz hedeflerle, meçhul kişilerle doldurulmuş, Altkültür denen kavram ve yaşayış felsefesi benimsenmişti. Altkültürün hedeflerinden ortak kültürü yıkmak olduğu için Saddam rejimi buna ya göz yumuş, ya da gizlice onu destekliyordu. Kısacası 1980’den sonraki dönemde Irak Türkmen millettin ortak kültürünü yıkmak amacıyla, kimi bilerek, kimi bilmeyerek ellerinden geleni yapmışlar ki bazen konu gerçek amacından çıkmış sapıklığa dönmüştü. Ambargo yıllarına gelince konu tamamen çığırından çıkmıştı. Dergiler kapatılmış, Türkmen Radyosu ya kapatılmış, ya da işitilmez durumu getirilmiş, Habe’nin getirdiği müziği bu boşluğu doldurmağa çalışmıştı. İşte bu karmakarışık dönemde müziğimiz bir yaratık olarak hastalandı ve bu hastalık bütün vücudunu sardı. Her hastalık gibi ilk önce hastalığın teşhisini koyalım sonra ilacını verelim. İşte hastalık belirtileri:

Altkültür
Altkültür kavramı çeşitli tanımlara açıklana bilinir. Ortak kültürün dışından kalan, Kendi kendini yaratmış ve kendine özgü bir yaşam tarzı benimsemiş bir yaşayış biçimine verilen addır. Altkültür insan hayatına müdahale edip onu hiçleştirecek bir ruh halidir. Kısaca Altkültür, doğuş safhası ve varoluş aşamalarının farkında değildi, bunun sonucu olarak dışarıya karşı, kapalı kutu durumunu prensip olarak seçmişti…
Altkültürü alt kültür yapan şeylere gelince, çok boyutlu, bizce, gene de en basit tanımıyla popüler kültür ve elinden geldiğince sisteme göbek bağını koparmış, dışarıda ve kenarda olmayı kabullenebilme cesaretini göstermiş oluşumun adıdır…
Altkültür ortak kültürden ayrılmış, ama aynı malzemeyi kullanan farklı bir kültür örünüdür. Alkol ve medde bağımlılığı Altkültürü ortak kültürden farklı kılar. Bu farklılık Altkültürün bütün dallarını etkiler, özellikle edebiyat ve sanat dalları. Bir toplumda ya da ülkede alkol ve madde kullanımın süresi uzadıkça, Altkültür yayıldıkça, ortak kültür dili aşağılanır ve Altkültür dili zenginleşir. Bundan dolayı karanlık köşeler bu kültürün icra mekânları olur, bu icra biçimi kasetlere doldurur millete bir ticaret örünü gibi sunulur. Müzik, diğer ortak kültürün dalları gibi fakirleştirildiğinden ve başka alternatif olmadığından dolayı bu güzel ambalajlı örünler gidikçe peynir ekmek gibi satılır, zaman gelir ki bu kültür gerçek bir halk kültürü gibi tanımlanır ve öyle de yayınlaşır…
Doğrusu Alkültür bir olgu olarak bize dışarıdan bir salgın hasta gibi geldi, uygun ortam bulduktan sonra kanser gibi hücrelerimize yayıldı, bedenimizin sağlığını bozdu. 1980lerin başlarında Türkiye’de Seks furyası denilen akımı, gerçek sanatın cesedini hırpalamıştı ve ortak kültüre büyük tahribatlar yapmıştı. 1990’lere gelince Pop müziği adlandırılan olgu, söz ve müzik olarak, kuraldışı kültür olarak Alkültürün yayılmasına araç olmuştu. Mısır’da Ahmet Adaviye akımı söz ve müziği aşağılayan sözde halk müziği, Irakta Sad Hilli, Sad El bayati, Şerbet Aziz, Abbadi El imari ve diğer Arap sanatçıları, yeraltı müziğin en büyük temselcileri ve bunların izinden giden Türkmen sanatçısı Haba olmuştu. Bizim Haba’ya gelince o büyük bir sanatçıdır, ama onun alkole düşkünlüğü yaratıcılığını engelmiş ve onu aşırılığa itmişti. Haba’nın hayatı bir trajediye sahnesidir, sesinin güzelliği ve makam söyleme yeteneği onu büyük yerlere götürebilirdi, ama böyle hiç olmadı. Bu konuyu daha önce anlattık ve sonuçlarını gösterdik…
Netice itibariyle Irak Türkmen müziği iyi niyetlere rağmen 1980’den sonraki dönemde bin bir baltayla onun asasını bizatihi yıkmağa teşebbüs edenler çıkmıştı, başka deyişle bu müzik çok olumsuz değişmelere maruz kalmıştı ve genel çizgisinin dışına çıkartmağa çalışılmıştı. Bunlar onun seyir durumuna epeyce zarar vermişti, ilerleyişini durdurmuş ve onu gerilemişti. En yok edici yıkım eski rejimin düşüşüyle geldi, özellikle sonrada çıkan kargaşada. Irak Türkmen kültürün kalesi olan Türkmen Radyosuna saldıran başıboş insanlardan yıkılışın tâ kendisi oldu. Paniğe kapılmış bu insanlara Bağdatt’a Radyo binasına saldırdılar, 40 yıllık bir kültür birikimini ayakları altına aldılar ve bir fırtına gibi her şeyi kırıp geçtiler. Spiker ve edebiyatçı Adnan Sarıkahya o günleri şöyle anlatıyor “ Radyoda 3000 üzerinde kayıtlı büyük bantlar vardı. Bunların içinde folklor dayalı eserlerimiz, hoyrat, türküler, edebiyatta dayalı eserlerimiz, şiir, hikâye, masal, bilmece, ağıtlar, nineler, sohbet programları, belgeseller, görüşmeler, sesli belgeler vardı. 40 yıl boyunca bunlar iyice korundu. Eski rejim düştükten sonra her şey alt üst oldu, yağmalandı. Demin söylediğimiz bu büyük ve dolu bantlar atıldı, ezildi, ayaklar altına alındı, sokaklara döküldü. O an herkes yiyecek bir şeyler ve başın sokacak bir yer arıyordu, yani ölüm kalım mücadelesi içindeydi, bunun için yıkılan ve dökülen şeylerin omurunda değildi. İşte onlar caddelere atıldı, ayaklar altında ezilip gitti. 40 yıllık Irak Türkmen sanatı, edebiyatı, folkloru, belgeselleri, hepsi telef oldu ). Irak Türkmen Radyosun yıkılışı büyük kargaşa yaratı, bütün klasiklerimiz yok oldu, dolaylısıyla kavramlar birbirine karıştı, bütün gerçekler kaynaksız ve dayanaksız kaldı. Bir millet olarak yenilmiş gibi olduk, ama umutlar henüz tükenmemişti. Yıkılışta yükselen toz duman dağıldıktan sonra bütün gerçekler ortaya yavaş yavaş çıkmağa başladı. Bu doğrultuda asil ve büyük sanatçılarımız devreye geçtiler, yıkımcılara karşı tavır aldılar, yeni fikirler ürettiler
Sonuç
Irak Türkmen müziği tarih boyunca birçok aşamalardan geçmişti. Bir canlı yaratık gibi doğdu, büyüdü ve gelişti, kimi zaman koştu, durakladı, kim zaman da basamaklarını ikişer, üçer atlayarak ta zirveler varabildi. Geriye gittiği dönemlerde olmuştu elbette, ama içinde taşıdığı zenginlik onu kalıcılığa itmeğe yetmiştir…
Birinci Dünya Savaşı bütün dünyayı çöküntüye, acılara götürmüştü. Bizim kültürümüz de bundan naibini almıştı, özellikle müziğimiz. 1918’de sonraki yıllarda çıkan sanatçılar bu müziği korumağa çalışmışlar. Hoyrat usullerini düzgün olarak okumuş, 19,YY’ da icat edilen ve duyulan bazı hoyratları olduğu gibi muhafaza etmiş, esasına uygun olarak okumuşlar. Bu müziğin ayakta tutmak bu sanatçıların önde gelen tercihler olmuştu. Bu dönemde bütün, ya da oldukça icatlardan yararlanmışlar, örneğin Fonograf, taş plaklarına ( Kavanlar ) bizim birçok makam, hoyrat, türkülerimizi kaydedilmişti(1925’de Molla Taha gibi ). Sonra büyük araştırmacılarımız çıkmış ve bu kültürü kitaplara dökmüşler, örneğin Büyük Hafız Molla Mehmet oğlu Molla sabır ( Kerkük Müntahap Hoyratları- 3 cilt ), Ata Terzibaşı ( Kerkük Hoyratları ve Manileri- 3 cilt), ( Kerkük Havaları- 2cilt ) ve diğerleri. Böylece arkalarından gelen nesillere bir başvuru kaynağı bırakmışlar. Sonraki çıkan sanatçılar bu ûsulleri okurken kendilerine has üslup yaratmağa çalışmışlar ve makam, hoyratlar kadar türkülere de önem vermişler. Ama geçek gelişme 1960’den sonra oluşmuştu, özellikle Türkmen Radyosu açılınca. Başlangıçta Arabesk müziğine bazı kaçırmalar olsa da zamanla bu aşılmıştı. Türkmen Milli Müzik topluluğu kurulunca müzikte tam bir milliyetçilik çağı yaşanmıştı. Bu döneme gelişme ve yükselme dönemi diye ad vermiştik. Bu dönemde çıkan sanatçılara- elimizden gelene kadar- bu seri yazılarda yer verdik, sanatlarını analize ettik ve bu dönemin sanat anlayışını irdeledik……
1980’den sonra yeni bir döneme girmiş olduk. Doğrusu bu dönem çok tartışmalı bir dönem oldu. Müzikte umduğumuz kadar bir gelişme olmadı, sanki onun hızı bir yerde kesilmiş, dolambaçlı arka sokaklara itilmişti. Alkültür denen kavram ve onun uygulamaları Irak Türkmen müziğini hasta yatağına götürmüştü. Dil bozukluğun yarattığı uyuşmazlık onu plansız, irticalı icralara sokmuştu. Türkmen kimliğini içinden çıkartılmış, boşlan yere bizden uzak, yapancı, garip akımlarla doldurulmuştu, Örneğin Arap çingene müziği. Haba bu dönemin tek yıldızı olarak öne çıkmıştı, bu dönemi Nurettin Hamit ( Karakaplan ) şöyle nitelendiriyor ( Irak Türkmen müziğinde bence iki döneme ayrılır, Haba önceki dönem ve Haba sonraki dönem ). Doğrusu o büyük bir sanatçıdır, ama onun günlük modaya kendini fazla kaptırması, Altkültür yaşayış biçimine özendirmesi, sanatını bozmuştu, böylece hem hayatını hem de sanatını kaybetmişti. Ama işin kötü yanı Haba’yı özenenler, ona körü körüne taklit edenler genç sanatçılar çıkması ve sonunda halk müziği adına ortalığı karıştırması bu müziği yıkmağa sebep olmuştu…
Yurtiçinden yurtdışına bakılırsa, ya da yurtdışından yurtiçine balkırsa, ne manzaralar göre bilinir, başka deyişle yurtdışından yurtiçine ithal olan müzik, doğrusu kendi malımız - yeni biçimiyle - bize iade edilen bu müzik, bizdeki müziğin bir kurt gibi içinden kemirmeğe başlamış ve çeşitli bozukluğa neden olmuştu. Burada söz ettiğimiz yurtdışı Türkiye’dir. Orada icra edilen Kerkük hoyrat ve türküleri ( yeni ) yorumlama illetine maruz kalmıştı. Doğrusu Türk sanatçılar Irak Türkmen müziğine karşı üç gruba ayrıya bilinirler.
Birinci grup: İyi niyetli Türk sanatçılar grubudur. Irak Türkmen müziğine gönül veren, bu müziği geçekten seven ve hiçbir karşılık beklemeden hizmet eden sanatçıların sayıları hayli çoktur…
İkinci grup: Bu grup sanatçılar sayları az olsa da etkileri çok büyük olmuştu. Burada maksat Türkiye Radyo, Televizyonlarında otoritesi olan sanatçıların, sözleri bu müesseslerde geçen, sözde Irak Türkmen müziğine hizmet edenler, bu müzik üzerinden hâkimiyet kuranlar, başka deyişle kedilerini derlemeci bazen de gerçek kaynak sahibi sayan ve diğer Türk sanatçılara bu müziği satanlar, büyük paralar kazanmışlar.
Üçüncü grup: Irak Türkmen müziğini ekmek kapısı gören birçok Türk sanatçıları, bunların bir kısmı Irak’ta büyük üne kavuşmuş, kasetleri peynir ekmek gibi satılmış ve hale satılıyor. Doğrusu bunların birkaçı kendilerini eleştiri üstü görenler ve istedikleri kadar bu müziğin içini bozanlar, burada yüzlerce Türkmen eserlerinin sözünü, müziğini, kimliğini değiştirmek söz konusudur…
Bizim burada amacımız kimseyi kötülemek ve sanatını karalamak değildir. Bu üç gruptan hangi sanatçı içilirine girer, ya da girmez diye bizim genel bir tespitimiz yoktur. Çünkü bazen birinci gruptaki adlar ikinci gruba girer, ya da üçüncü gruptaki adalar birinci gruba yükselirler, dolaysıyla kavramlar birbirine karışır ve gruplaşma anlayışın bir anlamı kalmaz. Ama kendilerini iyi bilenlerin hiçbir zaman şaşmazlar…
Bu işin ilginç yanı yukarıda değindiğimiz sanatçıların, bizim müziğe karşı, iyisi, kötüsü olsa, bizim genç sanatçılarımızca daima iyi örnekler teşkil edilmişti ve onlara körü körüne taklit etmişlerdi. İşte sorunun başka bir yüzü, iyini kötüden ayırtmak problemleri ve zorlukları…
2003’de eski rejimin düşüşüyle çıkan kaosta Türkmen Kalesi olan Türkmen Radyosu yakılmış, 40 yıllık kültürü ayaklar altında kalmıştı. Dolaysıyla Irak Türkmen müziği büyük bir darbe yemişti. Bu saydıklarımızı hastalıkları üst üste koyarsan bu müziğin yolu takanmış demektir. Ama biz hiçbir zaman karamsara kapılmadık. Çünkü çareler hiçbir zaman tükenmez. Nitekim dipten gelen dalgalar su yüzüne çıkmağa başlamıştı, örneğin Rauf kardeşler, Behçet Gamgin ve diğer asil sanatçılarımız bu çöküntünün karşına çıkmağa, var güçleriyle çalışmışlar ve ümit veren genç sanatçılarımız yolunun devamını çizmeğe koyulmuşlar, bu müziği eski parlak yıllarını yeniden yaşatmağa kendilerini koymuşlar. Genç sanatçılarımızdan: Hasan Neccar, Mehmet Neccar, Necdet Mustafa, Ali Benna Tuzlu, Hemze Hüseyin Tuzlu, Havar Bezirgan Erbilli, Tarık Köprülü, Haydar Leylanlı, Ercan Ahmet, Ahmet Tuzlu ve diğerleri……….
Asıl Ümit verici olay 2004’te Türkmeneli uydu, Radyo, Televizyonu kurumların açılması ve 24 saat yayına germesidir. Bilime, edebiyata, Kültüre, folklora dayalı programlar, belgeler sunması bizim kültüre çok yararı oldu, bu kalkınma hamlası çok etkili oldu. Türkmen müziği yeni doğmuş gibi oldu. O akranlarda hoyrat ve türkülerimizi yeniden duymağa ve izlemeğe başladık, hem de günün 24 saatinde. Ümitler hiçbir zaman tükenmez. Çünkü bu müzik hep içimizde yaşadı. Bu müzik sonsuza dek yaşayacak ve hiçbir zaman sahipsiz kalmayacaktır…

Kaynaklar________________
- Osmanlı Dönemi Türk Musikisi
Cinuçen Tanrıkorur
Dergah yayınları 2005
- Kerkük Havaları
Ata Terzibaşı
Birinci cilt Zaman basımevi Bağdat 1989
İkinci cilt Zaman basımevi Bağdat 1991 ( Eski harflerle )
- Kerkük Türk Halk Musikisinin Tasnif ve Tahlili
Dr. Mahir Nakip
Kültür Bakanlığı
Ankara 1991
- Kerkük Türküleri
Salih Turhan ve Abdurrahman Kızılay
Ankara 1991
- Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatı Antolojisi, Irak ( Kerkük ) Türk edebiyatı
Prof. Dr Suphi Saatçi
Kültür Bakanlığı yayınları
Ankara 1997
- Çocuk Bahçesi( Eski harflerle )
Cemal Şan
Kültür Bakanlığı, Türkmen Kültür Müdürlüğü
Bağdat 1989
- Notalı Kerkük besteleri ( Eski harflerle )
Salah Şakır Bayraktar
Birinci cilt
Kerkük 1991
- Haba ( Arapça )
Mehmet Hızır ve Behçet Gamgin
Kerkük 2001
Kerkük Halk Müziği üzerine bir Radyo konuşması
Süleyman Şenel
Kardaşlık, yıl 1 sayı 1 Ocak 1999
Azerbaycan şarkılarını Türkiye’de tanıtan İclal Akkaplan
Tevfik İsmail
Kardaşlık, yıl 2 sayı 8 Ekim – Aralık 2000
Kerkük’ün Tanınmış Ses Sanatçısı Haba’yı Kaybettik
Prof. Dr Suphi Saatçi
Kardaşlık Yıl 3 sayı 11 Temmuz – Eylül 2001

Türkmen Dağarıcığı’ndan Dedem Dede Kalmadı Üreğim Yağı
Prof. Dr Suphi Saatçi
Kadaşlık yıl 4 sayı 13 Ocak-Mart 2002
Ölümün 15 yıldönümü
Mehmed Kalayı
Fevziye Hasasu
Kardaşlık yıl 4 sayı 15 Temmuz, Eylül 2002
Tuzhumatı’dan Bir Portre
Ekrem Tuzlu
Prof. Dr Suphi Saatçi
Kardaşlık yıl 5 sayı 20 Ekim – Aralık 2003
Türkmen Bohçası yıl 1 sayı 2 Nisan,Haziran 2003
Kerkük’ün Sevdalısı İclal Akkaplan ile Söyleşi
Deniz Musa
Türkmen Bohçası yıl 1 sayı 3 Temmuz, Ağustos 2003
Kerkük’ün Usta Ses 80 Yaşında Abdulvahit Küzeci
Kerkük yıl 1 sayı 1 Haziran 2005
Mozart, Batı Müziği ve Biz – Dosya
Türk Edebiyatı yıl 34 sayı 390 Nisan 2006
Tanburi Cemil Bey Çalıyor Eski Plakta - Dosya
Türk Edebiyatı yıl 34 sayı 393 Temmuz 2006
Edebiyat ve Müzik - Dosya
Varlık Nisan 2006

Özel görüşmeler:
Abdulvahit küzecioğlu
Abdurrahman Kızılay
Prof. Dr Suphi Saatçi
Mehmet Rauf
İbrahim Rauf
Tahsin Kerkükoğlu
Behçet Gamgin
İclal Akkaplan
Mehmet Özbek
Hüseyin Bahattin
Yılmaz Erol
Necdet Kifirli
Fethullah Atlınses
Yaşar Mustafa
Mahmut Kılıncı
Nurettin Hamit ( Karakaplan )
Hüseyin Mahmut Beg ( Abu Sinan )
Kamil Köprülü
Arhus Radyosu, Türkmence kısmı ( Danimarka )




Arkadþýna gönder



Yazarýn diðer yazýlarý

31 - AR ZAMANI ( Öykü )
32 - Abdulvahit KÜZECİOĞLU ( 1925 - 2007 )
33 - Çift kahve
<< Önceki <<