Arabic Turkish
 
2013-02-26   Arkadþýna gönder
3607 (1109)


KERKÜK İLİNİN HÂKİMİ “Meşhur Avukat Muhammed Hacı İzzet ( Ebu Aydın)”


Dr. Nizameddin İbrahimoğlu


Yaşam Öyküsü

Asıl adı Muhammed bin Hace İzzet bin Veli bin Receb’tir. Babasının mesleği olan “Telci” lakabıyla tanındı. Aileleri “Bakkalbaşı, Kalenci” lakaplarını aldı. Birde “Celâlî” lakabı kullanmışlardır sebebiyse Celaleddin Harzemşah’a nispet edilmelerindendir, yine “Bayraktar” lakabını da atalarının savaşlarda Harzemşah devletinin sancağını taşımış olmalarından dolayı almışlardır. O bir siyasetçi, büyük bir Türkmen mücahidi ve gazeteci olmasının yanı sıra bir düşünürdü, davetçi ve mücadeleci bir kişiliğe sahipti.
Dedesi Recep Kalenci Adanalıdır. Daha sonra Osmanlı memleketlerinden Musul ve Ravendoz’a geçti oradan da Kerkük’e taşındı. Ebu Aydın 1928 yılında Kerkük ili Koriya bölgesi Sarıkahya mahallesinde doğdu. Aslında. Şüphesiz ki ilim, cihad ve zenginlik dolu bir evde yetiştiler ve sömürge karşısında hürriyet ve saygınlıkları hariç hiçbir eksiklik yaşamadılar. Babası Hace İzzet Veli Nakşibendî Kerkük’ün saygın isimlerindendi ve Osmanlı’nın çöküşünden itibaren İngilizlere karşı duran mücahitlerin önde gelenlerindendi. İngilizler onu ve çocuklarını gözetim altında tuttular. Irak ordusunda vatani görevini yaparken attan düşmesi sonucu hastalığa yakalanan oğlu Üsteğmen Enver’in ölümüne de İngilizlerin onun tedavi için Irak dışına çıkmasına müsaade etmemeleri sebep olmuştur. Zira yakın arkadaşlarından birisi onu İngiliz konsolosluğuna Türkiye Konsolosluğu ile irtibatı olduğu iddiasıyla ihbar etmiştir. Enver’de babası gibi vatanını ve milletini çok sevmekteydi. Gerek göreviyle ve gerekse mali olarak maddi ve manevi bütün imkânlarıyla milletine yardımcı oldu 1944 yılında vefat etmiştir. Bilinen bir şey vardı ki o da monarşik yönetimin ülkenin en basit meselelerinde bile söz sahibi olamadığıdır, nitekim Irak ordusuna mensup olan bir kişinin İngilizlerin izini olmadan yurt dışına tedavi olması için bile onlardan izin almaları gerekir. Ondan sonra bu bayrağı bizim de kendisinden bahsettiğimiz Hacı İzzetin küçük Avukat Muhammed taşıdı, o da bütün Irak hükümetleri tarafından gördüğü türlü eziyet ve zulümler yüzünden ülkesinden Türkiye’ye oradan da Hollanda’ya göç etmek zorunda kaldı ve orada, milletinin bağımsızlığını, refahını ve hürriyetini göremeden ülkesine hasret bir şekilde vefat etti.
Muhammed Ağabeyini Kayıp ettikten sonra babasını da 1956 yılında kaybetti ki onun için babası madden, manen ve fikri olarak en büyük yardımcısıydı.

Muhammed, ilk, orta ve lise eğitimini Kerkük’te tamamladı. 1950 yılında Hukuk Fakültesi’ne girdi ve 1954 yılında mezun oldu. Daha sonra avukat olarak atandı. Kısa zamanda meşhur bir avukat ve büyük bir Türkmen siyasi lider oldu. Çünkü o cesurluk, mertlik ve tarafsızlık gibi erdemlere sahipti. Aynı şekilde ilim, düşünce ve geniş bir ufka sahipti. Milletiyle ve onun düşmanlarıyla aynı anda nasıl muhatap olunması gerektiğini biliyordu. Türkmen halkının özellikle Kerküklülerin saygı ve güvenini kazandı. Allah ve Resul’ünün sevgisi, vatan, millet sevgisi konularında milletini eğitmekle meşgul oldu ve gerek malla gerekse canla eldeki bütün imkânlarla nasıl savunulacağını onlara öğretti. O, canlar feda edilmeden istenilen hedefe ulaşılamayacağını biliyordu, bu nedenle Muhammed edebiyle, ahlakıyla, liderlik özellikleriyle, düşünceleriyle kınayanların kınamasından çekinmeden vatan ve milletin savunulması hususunda gelecek Türkmen nesilleri için güzel bir örnek oldu.
Monarşik yönetimin işbaşı yapmasından itibaren Muhammed’in eğitim hayatının hiçbir dönemi huzurla geçmedi. Daha ilkokul öğrencisi iken defalarca ülkesini terk etti. Irak şehirleri arasında sürekli göç etmek zorunda kaldı. Kerkük’ten Bağdat’a, Nasıriyye’ye, Kufe’ye göç etti, son olarak Türkiye’ye ve oradan da Hollanda’ya göç etti. Ve orada da vefat etti.
Hükümetler ve teşkilatlar Irak’ın güneyinden, İran’dan, Türkiye’den, Suriye’den ve hatta İsrail’den getirdiği yerleşimcilerle onların dedelerinin yurdu olan Türkmeneli’ni işgal etti. Bildiğimiz gibi bütün bunlar emperyalist devletlerin evrensel planlarıdır ve bununla planlarına kanmayanları, özellikle müslümanları böylece de Türkmen milletini bölmeyi parçalamayı hedeflemektedirler. Onlar Irak’ı milletsiz bir ülke sayıyorlardı. Onun halkının başka milletlerden oluşmasını ve böylelikle ülkenin bol ve zengin servetini sömürmek ve sonuçta stratejik mekânlara egemen olmayı hedefliyorlar. Avukat Muhammed’in emeli ilim yolunu sürdürmekti zira bu, düşmanlara karşı koyabilmek için en güvenli yoldu. Fakat bilinen hadiseler, Osmanlı hilafetinin düşmesinden sonra hızla değişmeye başladı. Özellikle İngiliz mandasının sona ermesinden sonra baskıcıların, bozguncuların ve monarşiden diktatörlük yönetimine geçiş için 14 Temmuz devrimini gerçekleştirenlerin baskı süreci başladı. Sonunda ülkeyi teslim aldılar ve diktatörlük rejimine boyun eğmeyenleri bir bir parçalamaya başladılar. Türkmenleri, bin bir türlü zorlukla onlara karşı durmak zorunda bıraktılar. Türkmenler Türkmen ilinin savunması ve korunması amacıyla heyetler ve cemiyetler kurmaya başladılar. Hacı Muhammed de onlardandı ve bu nedenle diktatörlük ve baskıcılar tarafından hedef tahtasına konuldu. Ona zulüm ve iftira etmeye başladılar ta ki 14 Temmuz 1959 tarihli katliama kadar. Türkmenler Cumhuriyet’in birinci yıldönümünü kutlarlarken Türkmenlerin önde gelenlerini yok etmek maksadıyla bu hain katliamı gerçekleştirdiler. Onların çoğunu idam ettiler fakat ilahi hikmet sonucu Ebu Aydın Kerkük’ten çıkmayı başardı ve idamlardan kurtuldu.
Katliam sonrası defalarca Bağdat’a göç etmek zorunda kaldı. Altmışlı yıllarda ortamın yumuşamasından sonra kendisi, ailesi, annesi Hacı Cemile Hanım, kız kardeşi Hacı Fazilet Bağdat’a göç ettiler. Fakat diğer kız kardeşi Hacı Mediha ise Kerkük’ün eski mal müdürü Hacı Halil İbrahim beyle evli bulunması ve çocuklarının okula devam etmesi sebebiyle Kerkük’te kaldı. Beş sene boyunca Bağdat’ta avukat olarak çalıştı, daha sonra Kerkük’e döndü ve başlangıçta adliye kâtibi sonra hâkim olarak çalıştı. Bağdat ve Kerkük devreleri arasındaki hayatı, mücadelesinin zirve noktasıdır.

Siyasi Faaliyeti

Bir siyasetçi, düşünür, gazeteci ve gerek söz gerek fiiliyatıyla tam bir davetçi olan Muhammed Hacı İzzet, siyasi ve fikri faaliyetlerine erken yaşlarda başladı. Bunda çevresinin, siyasetçi babasının, seyahat ve göçlerinin, görüşme ve sosyal aktivitelerinin çokluğu, aile kütüphanesinin, dedelerinin kültürel birikimlerinin ve düşünce ve fikir ehli kişilerle irtibatının etkili olduğunu söyleyebiliriz. Bütün bunlar onun yetişmesinde ve yönelimlerinde etkili olmuştur. Ellili yıllarda genç yaşlarındayken, öğrencilik dönemlerinde görüşme ve başta Kerkük’ün komutanları olmak üzere Irak’ın önde gelen isimleriyle bağlantılarıyla faaliyetleri göze çarpmaktadır. Faaliyetleri en geniş şekline Bağdat’a hicreti ve sığınmacılığın olumsuzluklarıyla ulaştı. Ve faaliyeti, milletini, vatanını baskıcı, sömürgeci ve bozgunculardan kurtarmak için 1959 yılında İslami ve siyasi propagandasının başlamasıyla imanî bir surete büründü.
Muhammed Hacı İzzet milletini, Kerkük ilini Allah’ın Kitab’ı ve Peygamber Efendimiz’in sünneti üzere inşa etmeye çağıran ve onlara bunun metodunu anlatan bir Türkmen düşünürüdür. Onları ve özellikle de Türkmen halkından ona en yakın olanları cihada çağırdı, onları bu yolda karşılık anlayış ve kaynaşmaya davet etti. Davetini, ruhun azizliği, yürek ateşi, bilinçli akıl, selim kalb, derin ve sağlam iman, müslümanın yüceliği, takip edebileceği ve aktif rol alabileceği açık görüş gibi ilkelerle destekledi. Başkalarının yanlışlığa düşmemeleri için her iki yanında daima eğitimci hocalar oldu.
1969 yılında Saddam felaketini gerçekleştiğinde bütün Iraklıların ve dünyanın da bildiği büyük zulüm sebebiyle bütün siyasi, kültürel ve diğer faaliyetleri durdu. Siyasi cihadın yerine irşat faaliyetlerini artırdı ve yolunda karar kıldı. Hayat yolunda nasihat ve yol gösterme ile kurtarılması mümkün olanları güzel söz ve güzellikleri bir donanım ve silah olarak kullandı. Allah’ın Kitab’ından ve Resul’ünün Sünnet’ini kaynak ve yenileyici bir anlayış olarak alarak milletini aydınlatmaya başladı. Ve bu imanî anlayış onun için yeryüzünde insan hayatını izzet, şeref, cihad ve dürüstlük üzere bina etme yolunda savunduğu önemli bir görev oldu.

Mücadele Öyküsü

1- Bilimlere ve dünya siyasetine vakıf, bolca seyahat eden biriydi. Ülkesiyle ilgili umutlarını gerçekleştirebilmek için hukuk veya siyaset fakültesini bitirmeyi istiyordu. Ve bu isteğini Hukuk okuyarak gerçekleştirdi, 1954’da Bağdat Üniversitesinden mezun oldu.
2- Fakülteden mezun olduktan sonra Kerkük’teki Petrol Şirketine tayin olmayı istedi fakat bu İngilizler tarafından engellendi çünkü sömürgecilerin, kendisi ve ailesi ile ilgili razı olmayacakları izlenimleri vardı ve dosyalarına kırmızıçizgi atılmıştı. Sicillerine İngiliz karşıtlığı işlenmişti ve vatan-millet sevgisi ile tanınmaktaydılar.
3- 1959 katliamından önce devlete karşı Türkmenlerin haklarını savunmak için Milli Yardımlaşma Komisyonuna üye oldu. Avukat Tahsin Rıfat, Merhum Başkan Ata Hayrullah ve Eczacı Mecid Hasan beraberinde bulunmaktaydı. Tüm siyasi platformlarda İster İngiliz, komünist, Arap milliyetçi veya Baas rejimi olsun baskıcı her hâkimin karşısında doğruyu savunmaktan geri durmadı, gerçeği söyleyip milletini savunmuştur. Bütün bunlar resmi vesikalarda kayıtlıdır. (bkz. Tabakcılı’nın Hatıraları ve Avukat Casim Muhlis’in Hatıratı s. 129)
4- Kerkük’te, Cumhuriyetin ilanından sonra Türkmence ve Arapça yayın yapan Beşir ismiyle ilk haftalık edebi dergiyi çıkarttı. Kendisi dergi sorumlusu ve başyazarı ve Avukat Ata Terzibaşı yayın sorumlusu olduğu halde Muhammed Emin Asri’ye derginin sahibi olmasını teklif etti. Sonra bir matbaa satın aldı ve avukatlık bürosunu derginin çıkarılması için bir merkez haline getirdi. Aynı şekilde Cadillac marka bir araba satın alarak derginin hizmetine verdi. Dergi sosyal ve kültürel olaylarla, Türkmenlerin kültürel haklarıyla yakından ilgilendi. İngiliz sömürgecilerin ve taraflı hükümetlerin uygulamış olduğu baskı ve tehditlere rağmen, ilk sayısı 23 Eylül 1958’te, son sayısı ise 17 Mart 1959’da çıktı. Kerkük İstihbarat müdürü Afak ve Gavur bağı gibi dergideki diğer arkadaşlarıyla beraber onu 16 Mart 1959’da önemli bir toplantı yapmak için çağırdı ve derginin Arapça, Kürtçe ve Türkmence olmak üzere üç dilde özel bir sayıyla çıkarılmasını istedi fakat o bu teklifi reddetti. Derginin 26. sayısı çıkıyordu ve onlara bütün cesaretiyle “Emrettiğiniz bu şey Irak kanun ve anayasasına aykırıdır.” şeklinde cevap verdi ve saatler sonra yakalandı ve İngilizlerle irtibatı olduğu iddiasıyla Kut’a sürüldü. Fakat Emniyet müdürü konu hakkındaki gerçekliği çok iyi biliyordu. Üç ay sonra genel afla ülkesine geri döndü.
5- İngilizler Irak’ı dolaylı olarak yönetiyorlardı ve Iraklıların vatan ve millet sevgisi sahibi olmalarından çekiniyorlardı. Ve onu, isteklerini yerine getirmezse ve reddederse Beşir dergisini kapatmakla tehdit ettiler. Adamlarını derginin her sayısından 100’er adet almak için gönderdi ve bu istekleri de aynı şekilde red cevabı aldı zira o, bununla kendilerine hükmetmek istediklerini biliyordu. Son olarak onun için bir plan hazırladılar, onu Kut’a sürdüler ve yukarıda da bahsettiğimiz gibi dergiyi kapattılar. Sürgün edilenler arasında Mahkeme reisi Avni Yusuf, Kasım Neftçi, Nurettin Vaiz, Şeyh Rıza, Kerkük Emniyet Müdürü ve babasının Arap, annesinin Suriye Türkmenlerinden olan İkinci Ordu Komutanı Nazım Tabakçılı da Irak Türkmenlerine desteği dolayısıyla bulunmaktaydı.
6- 1959 yılının Mart ayında Türkmenlere karşı Kürt komünistler tarafından baskı ve zorlamalar olmaya başladı ve özellikle Abdülvehhab Şevvaf hareketinden sonra iyice yoğunlaştı. Kerkük’te Turancılık iddiasıyla kadın-erkek, genç-yaşlı ayırt etmeksizin sayıları üç bine yaklaşan kişi tutuklandı. Aylar sonra tutuklular serbest bırakıldı ve Avukat Muhammed’in de içlerinde bulunduğu bazıları güneydeki şehirlere sürüldü. Genel afla geri dönüşünden dört ay sonra 1959 Temmuz’unun 14. günü üç gün süren korkunç Kerkük katliamı gerçekleşti. Avukat Muhammed’in ismi de idam edilecekler listesinde bulunmaktaydı fakat onu Kerkük’te bulamadılar. Çünkü o durumun farkına vardı ve akrabası, arkadaşı olan (Usta Hasan Halef Yüzüğüler) ile ilk önce Bağdat’a oradan da Kufe’ye gitti. Olan bitenden sonra ortamın durulmasından sonra Kerkük’e döndü ve Bağdat’a tayinini istedi ve orada yukarıda da belirttiğimiz gibi Adalet Bakanlığında adliye kâtibi olarak çalıştı.
7- Hayatı pahasına Kerkük İkinci Ordu Komutanı Tuğamiral Nazım Tabakçılı lehinde el-Mehdavi mahkemesinde şahitlik etti. Abdulkerim Kasım’ın onu monarşik hükümeti yıkmak için Şevvaf hareketiyle beraber çalışmakla itham etmesi sonucu 1959 yılında idam edildi. Onların despotluğunu ispat ederek mahkemeye karşı çıkmak suretiyle bu iddiayı yalanladı.
8- Siyasi ve yayın yoluyla cihadının devam etmesiyle 60’lı yıllarda Bağdat’a tayin olunduğu sırada ‘’Mecelle tül Aha’’ adı altında Kardeşlik Dergisi’ni çıkarttı. Ve 1961 yılında derginin sorumlusu ve yazı işleri müdürü oldu. En zor siyasi durumlarda bile milli görevleri korkmadan ve tereddüt etmeksizin üstlenerek Irak’a uğruyordu.
9- Yetmişli yıllarda başkent Bağdat’a kadı (hâkim) olarak atandı. Suçlularla, isyancılarla ve kadın-erkek fuhuş yapanlarla mücadele etti, birçok genelevi ve kumarhaneyi tehditlere ve verilmek istenen rüşvetlere rağmen kapattı. Bir kere bile onlara yumuşak davranmadı ve verdiği kararlardan asla dönmedi.
10- Nasıriyye şehrine kadı (hâkim) oldu ve hırsızlarla, bozguncularla ve diğer suçlularla mücadele etti ve yine aynı şekilde tehditlere rağmen verdiği ceza kararlarından asla dönmedi.
11- Son olarak Kerkük’e kadı (hâkim) oldu. Hiçbir gün adil olmayan bir kararın altına imza atmadı. Zalim Baas partililer için bile taraflı kararlar vermedi. Son olarak, ihyacılardan olmamasına rağmen Saddam hükümeti tarafından Irak’taki ilk on hâkim arasına seçildi ve ödüllendirildi. Kanaatimce bu mükâfat ya cesareti, kararları ve adaleti sebebiyle veya baskıcı hükümetin siyasi bir oyunu veya onların Türkmen halkına da eşit muamelede bulunduklarını göstermeye çalışmak için riyakâr bir davranış sonucu veya bilmediğimiz başka sebepler sebebiyle verilmiştir.
12- Kültür ve bilgilenmeye önem gösterirdi çünkü o, sömürü düzeninden kurtuluş birinci derecede öğretim, aydınlanma ve cehaletten korunma ile mümkün olduğunu biliyordu. Görüyoruz ki o, Beşir Dergisi ismiyle ilk Türkmence dergiyi 1958 yılında çıkarttı ve sermayesini de kendisi karşıladı. Yukarıda da geçtiği gibi 1961 yılında Kardeşlik Dergisi’nde sorumlu ve başyazar oldu. Türkmen Kardeşlik Deneğinde kurucu üye oldu. Tuğamiral Abdullah Abdurrahman, Abdulkadir Süleyman, Vahidüddin Bahattin ve Doktor Merdan Ali ve Habib Hermezli, Abbas Elvandavi, Doktor Cemal Mustafa ve Seyit İrfan ve diğer bazı arkadaşları onunla beraberdi.
13- Bundan dolayı diyebiliriz ki o, çağdaş Türkmen yayıncılığının önderiydi. Çünkü Türkmence ilk dergiyi çıkartmıştır. Türkmen Edebiyatının öncüsü olması konusunda şansı yaver gitmedi çünkü o bütün vaktini Türkmen halkının haklarını savunmak için harcadı. Onların meseleleriyle uğraşması ona yazma fırsatı vermedi. Fakat o, yukarıda da belirttiğimiz gibi eylemleri, düşünceleri ve izlediği yolla genç nesilleri yetiştirdi.

Sosyal Hayatı

Kifri kazası ailelerinden birine mensup meşhur Türkmen edebiyatçı ve yazar Abdulhakim Rızaoğlu’nun kızıyla evlendi ve ondan Aydın isminde bir oğlu, Ayfer ve Deniz isminde iki kızı dünyaya geldi.
Okul, iş ve siyasi hayatında zeki, çalışkan ve güzel ahlaka sahip biriydi. Hayat felsefesini babasından ve ailesinden aldı. Ne kadar bahsedersek bahsedelim onun hayatını bu makalede anlatmak mümkün değildir. Bunun için ancak büyük bir kitap yazılması gerekir. Fakat diyebiliriz ki komutan olsun başkan olsun milli, siyasi ve inanç hayatında ve diğer konularda en az dört sıfata haiz olmalıdır. Birincisi dirayet ve ilim, ikincisi cesaret ve korkusuzluk, üçüncüsü iman ve güzel ahlak ve dördüncüsü devletten aldığı maaş olmaksızın ailesinin geçimini sağlayabileceği bir mal varlığıdır. Hâkim Muhammed (r.h.m.) bütün bu özelliklere sahipti. Onun Allah’a olan imanı ve yüksek ahlakı sınırsızdı çünkü o yüce bir âlimin ve zengin bir ailenin oğlu olup Irak ve Kerkük’te bulunan İngiliz yanlıları ve taraftarlarına karşı mücadeleci bir siyaset ve ilke sahibi bir kimseydi.
Bu gibi komutanlar her türlü saygıyı hak etmektedirler. Çünkü onlar bizim âlimlerimiz ve büyüklerimizdir. Onlar birçok kitap ve makaleden daha değerlidirler. Çünkü onlar vatanları ve mazlum milletleri için canlarını feda ederler, vatanlarının ve milletlerinin mutluluğu ve diktatörlerden, bozgunculardan, işgal, sömürü ve zulümden onları kurtarmak için kendileri gibi büyük nesiller yetiştirirler.
Yetmişli yıllarda hac vazifesini yerine getirdi, Kuran, sünnet, İslam tarihi ve diğer bazı İslam ilimlerindeki eğitimine devam etti, aynı zamanda siyasi hadiseler ve gerçeklikler üzerine eğitimine güvenilir Türkmence ve Arapça kaynaklar kaynaklığında devam etti ve bildiği her şeyi hatta endişelerini milletiyle paylaştı. Uğradığı her yerde, geçtiği her meydanda, ziyaret ettiği ve yaşadığı her ülkede sıkıntılara maruz kaldı.

Türkiye ve Hollanda’ya Hicreti

Vatanını, milletini ve halkını çok sevdi. Geçmişten beri ülkesi, vatanı ve dini ile sıkı bir bağ kurdu. Vatan sevgisi imandandır ve ona olan özlemi onun gibi müslümanların iki özelliğidir. Peygamber Efendimiz Mekke-i Mükerreme hakkında şöyle buyurmuştur: “ Allah’a yemin olsun, sen Allah’ın yeryüzündeki en hayırlı mekânısın, bana da en sevgili yersin. Eğer oradan çıkarılmasaydım asla çıkmazdım.”
Muhammed Ebu Aydın peş peşe birçok konferansa ve ardı ardına gelen birçok hadiseler yaşadı. Hiçbir olay yoktur ki onun vicdanında yer bulmasın ve zihnini karıştırmasın. Hicretinden itibaren vatan evlatlarının parçalandığını hissediyor ve onların şikâyetlerinin iniltilerini duyuyordu. Ne ciddi bir eylem ne bir kurtarıcı ve ne de bir sığınak göremiyordu. Onları gözyaşını dindirme ve cihada gayret ve savunmalarını ateşlemek gibi konularda aydınlatıyordu.
Düşünürümüz duyarlılıklarıyla acı gerçeği ve bundan kurtuluş yolunu bizlere tasvir etmektedir. Ve bu gerçekliğin asıl sebebinin Allah’tan yüz çevirmemiz olduğunu dolayısıyla ayrılıklara düşüldüğünü, bencillik, yalan ve iftiralarla işgale uğradığımızı ve rezil ve aşağı durumlara itildiğimizi zikreder. Düşman sofralarının artıklarıyla yaşıyorduk ve onlar haklarımızı istiyorduk. Onlar tarafından yapılan bazı yardımlarla bazen sevinir bazen üzlüyorduk. Baskıcılar tarafından tüm Irak halkına ve özellikle Türkmen ulusuna yönelik hücum üzerine hücum, katliam üzerine katliamlar gerçekleşti. Denilebilir ki bu süreç Osmanlı devletinin çöküşünden sonra özellikle de Irak-İran, Kuveyt savaşından ve Birleşmiş Milletler iktisadi ambargosu sonucunda başladı.
2000 yılında vefat etti. Amerika ve yandaşlarının ülkesine saldırdığı ve Türkmen ulusunun düştüğü durumlara şahit olmadı. Şayet bu olanları görseydi acısı artar, Türkmen halkına yapılanlara çok üzülürdü. Irak halkı dram ve sıkıntılar denizinde yüzerken bir öncekilerden daha şiddetli katliamlar meydan geliyordu.

Babasının Siyasi ve Sosyal Hayatı

Hacı İzzet b. Hacı Veli b. Recep Kerkük halkının ileri gelenlerinden olup âlim ve zengin bir zattır ve ayrıca Nakşibendî tarikatına mensuptur. İki kızı ve iki oğlu vardır. Osmanlıya ve sonrasında monarşi yönetimine tanıklık etmiştir. İkinci Dünya savaşını yaşadı. Başından büyük hadiselerle dolu nice seneler geçti. Irak, 1914 yılındaki savaşta birleşmiş kuvvetlere karşı birçok evladını şehit verdi. Daha sonra 1920 yılında Kutlu Yirmi Devrimi gerçekleşti. Ülkesinin evlatları sığınmacılığı ve başıboşluğu tattılar. Ravendoz PTT işletmesinde müdürlük vazifesinde bulundu ve görevinden istifa etti. Geri dönmek ve Kerkük’te yaşamak zorunda kaldı. Bugün hakkın hâkim olduğu, iman ordularının muzaffer olduğu ve İ’layı Kelimetullah’ın gerçekleşeceği günü beklemektedir.
Sömürgecilere karşı mücadelesiyle meşhur dedesi Hacı Veli’nin mesleğini devam ettirdi. Ravenduz’da PTT işletmesinde görevliyken sömürgecilere karşı durdu. Babasının makamına yükseldi ve Batılı sömürgecilerle mücadele hususunda babasının izinden yürüdü. Sonra bu mücadeleciliği oğullarına intikal etti, özellikle de Avukat Muhammed’e.
Hacı İzzet, değerli bir âlim olup insanlar arasında ilmi ve tasavvufi kişiliği ile tanınmıştır. Ve bu özellikleri aynen oğulları Enver ve Muhammed’e ve kızları Mediha ve Fazilet’e geçmiştir.
Muhammed beyin babası (r.h.m.) Kerkük’ün ileri gelen tüccarlarındandı; İslam-Osmanlı hilafetinin korunması esnasındaki mücadelesinde birçok siyasi hadiselerle karşılaştı. Ptt İşletmesi müdürüydü. Bilindiği gibi bu görev savaş zamanlarında çok hassas bir konumdadır. Zira gerek müslümanların karargâhından savaş alanına veya tam tersi istikametteki en gizli telgraflar bu yolla iletilmekteydi. Şayet güvenilir ellerde olmasa bir hıyanet merkezi ve askeri sırların açığa çıkarıldığı bir yer haline gelirdi. Hacı İzzet elinden gelen her türlü şekille İngiliz ve Rus casuslarla mücadele etti ve Ravenduz kaymakamı tarafından yapılan baskı başta olmak üzere birçok baskı ve tazyiklere rağmen Osmanlı hükümetine gönderilen veya Osmanlı hükümetinin gönderdiği gizli telgrafları onlara ifşa etmedi. Memurlarıyla beraber Kaymakamlık konağına yürümüş ve oradakilerle tartışmıştır. Son olarak, 1918 yılında Irak’taki İngiliz sömürü ihtilalinden seneler sonra görevinden istifa etti. Ellili yıllarda vefat etti.

Son Söz

Özetle diyebiliriz ki Hacı Muhammed İzzet, gerek insanların devamlı süren savaşlarla uğraşmaları gerek ülkesinden uzak kalması ve gerekse gurbette olması veya başka sebeplerle sebebiyle unutulanlar arasındadır.
Günümüzde ise hepimizin bildiği gibi Türkmen halkı örneklerini verdiğimiz gibi komutanları, siyasetçileri ve emektarlarını kaybetmektedir. Onların ilk hedefleri önderlik vasıflarına haiz nesiller yetiştirmek ve her ne durumda olursa olsun hakkı, adaleti, korkusuzluğu bilen ve her pozisyondaki göreviyle vatanını himaye eden kişiler yetiştirmekti.
Türkmen vatandaşlarımızdan son olarak, bahsettiğimiz örneklerdeki âlim, düşünür, hâkim ve siyasetçi gibi şahsiyetlerin hayat hikâyelerini okumalarını, basit görüş ayrılıkları dolayısıyla onların aleyhlerinde konuşmamalarını ve onların meslekleri, makam-mevkileri, başka cemaatlere müntesip olmaları dolayısıyla haset etmemelerini ve onları Allah için sevmelerini ve hep hayırla yâd etmelerini istiyorum. Zira Ali (r.a.) şöyle buyurmaktadır: “Kim bana bir harf öğretirse onun kölesi olurum.” Başkaları için güzel bir örnek ve güçlü olabilmemiz için âlimlerimize saygılı olalım, saflarımızı birleştirelim. Bunu yaparsak ecdadımızla gurur duyarsak onların milletimize gösterdiği saygı gibi biz de kendi kendimize saygımızı kazanırız.



Arkadþýna gönder