Arabic Turkish
 
2014-09-13   Arkadþýna gönder
3981 (1089)


TÜRK DIŞ POLİTİKASINI ANLAMAYA ÇALIŞIYORUM


Önder SAATÇİ


Devletlerin dış politikaları başlıca iki esas üzerinde geliştirilir. Birincisi ülkenin sınırlarının korunması, ikincisi ise bir devletin siyasî nüfuz alanının genişletilmesi. İlki, normal bir devlet refleksi kabul edilse de ikincisi daha çok emperyalist (sömürgeci-yayılmacı) devletler için geçerlidir.
Türkiye’nin dış politikasının, bugün, bu iki esastan hangisi üzerine dayandırıldığı söylenebilir? Türkiye kendi toprakları dışındaki gelişmelere tamamen kayıtsız bir dış politika mı yürütmelidir, yoksa son zamanlarda dile getirilen “Yeni Osmanlıcılık”ı dış politikasının merkezine mi oturtmalıdır? Yıllarca kendi bölgesindeki gelişmelere tesir edemeyen bir Türkiye’nin emperyal gayelerle olmasa da eskiden hükümran olduğu topraklarda olup bitenlere sessiz kalamayacağı gün gibi ortadadır. Yalnız, böyle bir dış politika güdülürken doğru hesapların da yapılması şarttır. Dış politikada hangi ülkelerle ne gibi alışverişler içinde olunacağı, daha doğrusu, kimlerle dans edildiği iyi bilinmelidir.
Bugünkü gidişata bakarsak Türkiye’nin, komşularında cereyan eden iç savaşlara bir şekilde müdahil veya taraf olduğu görülür. Türkiye Cumhuriyeti Suriye’de Beşşar Esed yönetimine açıktan açığa tavır almıştır. Gazze’deki katliamlardan dolayı da İsrail’le ilişkilerini sınırlandırmıştır. Ancak Irak’taki gelişmeler karşısında Türkiye’nin nasıl bir politika izlediği net değildir. Bir taraftan Irak’ın toprak bütünlüğü savunulurken diğer taraftan bu ülkenin kuzeyindeki Kürt yapılanmasına tam destek verilmektedir. Türkiye bir yandan burada çeşitli imar faaliyetlerine girişirken diğer yandan bölge yönetimiyle petrol anlaşmaları imzalayarak merkezî Irak hükûmetinin hilafına Irak (Kerkük) petrollerinin dış pazarlara (bu arada ABD ve İsrail’e) satılmasına aracılık etmektedir. Bu süreçler “Irak’ın kuzeyi”ni gitgide “Kuzey Irak” hâline getirmektedir. Zaten, daha 90’lı yılların başında, 36. paralelin kuzeyinde bir güvenlik bölgesinin kurulması ve çekiç güç vasıtasıyla buralara lojistik destek sağlanması Türkiye’nin girişimleriyle gerçekleşmemiş miydi?
Bütün bu gelişmeler Türkiye’nin bu bölgede bir denge unsuru, hatta bir bölge gücü olmak istediğinin göstergeleri. Fakat bu hedeflere yönelirken doğru hesaplar yapılıp yapılmadığı tartışılır. Her şeyden önce, Türkiye Cumhuriyeti hükûmeti Irak’taki gelişmelerden ne gibi bir beklentisi olduğunu kamuoyuna iyi izah etmelidir. Bilhassa, Irak’ın kuzeyindeki Kürt yapılanmasıyla flört ederek nereye varmak istendiğini halka iyi anlatmalıdır. Bölgedeki Kürt yönetimiyle sürdürülen bu ilişkilerin ya Türkiye’nin menfaatlerine veya Türkmenlerin menfaatlerine belli bir ölçüde hizmet etmesi zaruridir. Mesela, bu ilişkilerin, Irak Türkmenlerinin Irak’taki durumlarını, konumlarını bir adım ileriye taşıdığını söyleyebilecek durumda mıyız? Bu ilişkilerin sonucunda Irak’ın kuzeyindeki Türkmenlere Kürtlerin bakışında olumlu bir değişiklik olmuş mudur? Kürt yönetimi Türkmenlere yönelik birtakım haksız uygulamalara son vermiş midir? IŞİD saldırılarından sonra Kerkük’e el koyan Kürt yönetimine, Türkiye, Irak’ın anayasasını ve Kerkük’ün statüsünü hatırlatabilmekte midir? Türkiye IŞİD belasından kaçarak yurdunu terk eden Telaferli, Beşirli, Tuzhurmatılı Türkmen kardeşlerine insanî yardım malzemesi göndermekten daha fazlasını yapabilmekte midir? Kürtler için kurulan güvenlik bölgesinin bir benzerini Türkmenler için de kurma yönünde Türkiye’nin bugüne kadar ciddi bir girişimi olmuş mudur? Türkiye’nin, soydaşlarıyla bu tarz münasebetlerinin, dış politikasının konusu olup olamayacağı belki bir tartışma konusu olabilir. Ancak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, 30 yıldır bellerini büken terör belasından kurtulmak isterlerken devletin Irak’taki Kürt yönetimiyle kurduğu ilişkiler bu gayeye hizmet etmekte midir? Bugünkü tabloya baktığımızda, bu beklentinin de karşılandığı pek söylenemez. Türkiye’de bölücü-ayrılıkçı bir hareket yürüten malum terör örgütü Kuzey Irak’ta cirit atıyor. Örgütün bu bölgede pek çok bürosu, temsilciliği ve yan kuruluşları var. Kandil Dağı’ndaki inlerde de hâlâ yüzlerce terörist barınıyor. Türkiye Cumhuriyeti, kendi vatandaşlarının menfaati doğrultusunda Kürt yönetimiyle iş birliğinin bir semeresi olarak Irak’ın kuzeyindeki bu terör yuvalarını etkisiz hâle getirebilmiş midir? Bu iş birliği sonucunda kendi sınır güvenliğini tesis edebilmiş midir? Öyle ki, yürütülmekte olan “çözüm süreci” bir gün güneydoğunun diğer bölgelerle bağını zayıflatacak bir netice doğurursa -ki bu hususta ciddi endişeler vardır- ve Irak’ın kuzeyindeki özerk yapılanma bağımsız bir devlete dönüşürse bu gelişmelerin Türkiye’ye de sıçramayacağının, daha açık bir ifadeyle Türkiye’nin, bir bölünmenin eşiğine gelmeyeceğinin garantisi var mıdır? O hâlde, Türkiye’nin dış politikadaki ortaklarını iyi seçtiği ve bu ilişkiden her iki tarafın da kazançlı çıktığı söylenebilir mi? Dahası, Türkiye’nin, dış politikadaki böylesi bir tercihinin Ortadoğu’yu hallaç pamuğu gibi atarak yeniden düzenlemeye çalışan ABD ve onun baş müttefiki İsrail’in ekmeğine yağ sürdüğü inkâr edilebilir mi? Nil’den Fırat’a uzanan toprakları kendisinin tarihî yurdu ve “Kızılelma”sı kabul eden bir İsrail’in, Kürt yönetimiyle ilişkisinin geçmişi ve derinliği cümle âlemin malumuyken, Türkiye Cumhuriyeti’nin, Irak’ın İsrail menfaatleri doğrultusunda bölünmesine katkı sağlayan bir politika yürütmesi ne derece doğrudur? Şu an fiilen peşmerge kontrolünde bulunan Kerkük’ten Hayfa’ya uzanan ve 1948’de kullanımına son verilmiş olan boru hattının yeniden devreye sokularak İsrail’in bölge petrolüne rahatça konması bundan sonra an meselesiyken, Türkiye’nin dış politikada doğru adımlar attığı söylenebilir mi? İsrail’in menfaatlerine doğrudan hizmet eden bu gelişmeler ortadayken Türkiye’nin Gazze konusundaki tavrı ne derece inandırıcı ve samimi olabilir? Türkiye, Irak’taki Kürt yönetimiyle kurduğu ilişkinin yalnızca ekonomik yönüne odaklanmış olsa bile bu beklentilerini sonsuza dek karşılayamayacaktır. Yukarıda sözünü ettiğimiz Kerkük-Hayfa boru hattı yakın bir gelecekte devreye girdiği anda Yumurtalık limanına bir damla petrol bile ulaşmayacaktır.
Her şeyden önemlisi Türkiye, Avrupa Birliği’nin bütün baskılarına rağmen Kıbrıs ve Ermenistan politikalarında göstermiş olduğu kararlılığı Irak’ta neden gösterememektedir?

---------------
Kerkük’e Kürt nüfusunun yığılmasına son hızla devam edilmektedir. Birçok Türkmen siyasetçi Kürt yönetimi bölgesindeki hapishanelerde haksız yere tutulmaktadır. Irak Türkmen Cephesinin Erbil’de teşkilatlanmasına uzun süre izin verilmemiştir. M. Barzani bazı tabela partileri kurdurarak Türkmen siyasetini kendi lehine yönlendirmeye çalışmaktadır. Gerek Kerkük’teki gerek Kuzey’deki kamu iş yerlerinde Kürt kadrolaşması had safhadadır.



Arkadþýna gönder



Yazarýn diðer yazýlarý

1 - Prof. Dr. Ali İhsan Öbek’le Divan Edebiyatı Sohbeti
2 - IRAK TÜRKMEN AĞIZLARINDAN ŞAŞIRTAN KELİMELER (Yalancı Eşdeğerler)
3 - IRAK TÜRKMEN SOSYOLOJİSİNE DOĞRU
4 - MESELEMİZ YALNIZ ALFABE Mİ?
5 - HADİ GÜZEL’İN KERKÜK TÜRK KÜLTÜR MERKEZİ HATIRALARI
6 - IRAK TÜRKMENLERİNİN TÜRKİYE’DEN BEKLENTİLERİ
7 - IRAK TÜRKMEN AĞIZLARININ MÜKEMMEL SÖZLÜĞÜNE DOĞRU
8 - HOCAM AHMET NAHMEDOV’LA AZERBAYCAN SOHBETİ
9 - HABİB HÜRMÜZLÜ’NÜN HATIRALARINDAN BİR YAPRAK
10 - HABİB HÜRMÜZLÜ’NÜN HATIRALARINDAN,, IRAK TÜRKMENLERİNİN YAKIN GEÇMİŞİNE PENCERELER
11 - IRAK TÜRKMENLERİNDEN BİR DİLCİ: İHSAN S. VASFİ
12 - Kerkük Hoyrat ve Mânilerinde Millî Duygular-II
13 - KERKÜK HOYRATLARINDA TÜRKÇE SEVDASI
14 - ACI BİR HATIRA: 14 TEMMUZ
15 - Mazlumların Sesi Olmak
16 - KARDAŞLIK’TAN KARDEŞLİĞE (Av. Habip Hürmüzlü’yle Röporatj)