Arabic Turkish
 
2004-04-25   Arkadþýna gönder
2321 (824)


“Kerkük Kerkük”


M. HASAN & S. ŞÜKÜR

Irak’ın işgal edilmesi ve Irak’ın yeniden yapılandırılması Kerkük ve Türkmenler için tarihin bir tekerrürü sayılmaktadır. Irak’ın kurulması sürecinde İngiltere’nin Irak’taki politikasının, Türkmenlerin yönetimden uzaklaştırılması, sayılarının ve yaşadıkları yerlerin gizlenmesi üzerine inşâ edildiğinin bir tekerrürü, bugün yeniden yaşanmaktadır. 1921’de Irak’ın kurulmasıyla Irak’ta yaşayan Türkmenlerin Arapların yönetimine bırakılmasına benzer bir şekilde, bugün de Türkmenler Kürt gruplarının idaresine bırakılmaya çalışılmaktadır.

Osmanlı devletinin çökmesiyle birlikte Türkmenler, Irak’taki konumlarını ve demografik ağırlıklarını süreç boyunca kaybetmeye başlamışlardır. Söz konusu süreçlerin en etkilisinin bugün yaşandığı söylenebilir. Genel olarak Irak’ın değişik anayasalarında Türkmenlerin Irak’ın asıl unsuru olduğu kabul edilmemektedir. Bunun bir devamı olarak bugün değişik taraflarca sunulan projelerin aynı doğrultuda olduğu görülmektedir. Bu çalışmanın ilk kısmında Irak devletinin kurulmasıyla, Kerkük ve Türkmenlere karşı başlayan asimilasyon politikaları ve bu doğrultuda Kerkük ve Türkmenlerin kısa geçmişine değinilmektedir. İkinci bölümde, Irak’ın işgali sonucu Kerkük’ün durumu anlatılmaktadır.

Bölge amansız bir rekabet altında olmasına rağmen uzun bir süre örgütsüz kalan Türkmenlerin yeni yeni başlayan politik çalışmaları ve Kerkük’teki ağırlıkları incelenirken, yazının daha sonraki bölümünde Kürt grupların Kerkük konusundaki politikası irdelenmektedir. Yazının son bölümünde ise, Irak’ın yeniden yapılanmasında, tarafların beklenti ve politikaları ve buna karşı genel olarak Türkmenler ve özel olarak da Kerkük’ün geleceği tartışılmaktadır.

1- Kerkük’ün Kısa Tarihçesi ve Türkmenler

Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı’nda yenilmesiyle, o dönemde Musul, Kerkük, Erbil ve Süleymaniye’yi içeren Musul vilayeti 1921’de kurulan Irak devletinin sınırları içerisinde kalmıştır. Söz konusu tarihten sonra, Kerkük’ün Arap yönetimi altına girmesiyle, Irak’ın değişik yönetimleri diğer Türkmen bölgelerinde olduğu gibi, Kerkük’ün de demografik yapısının değiştirilmesine çalışmıştır.1 Genel olarak bakıldığında, Irak devletinin kuruluşuyla birlikte Türkmenler kendilerini yeni bir durumla karşı karşıya bulmuşlardır. Söz konusu durum bir önceki döneme nazaran sosyal, ekonomik ve politik olarak farklı olmuştur. Türkmenlerin yönetimdeki tarihî rolleri çağlar boyunca hakim durumundayken, bu kez yönetilen durumuna dönüşmüştür. Bunun yanı sıra, yeni Irak toplumundaki rolleri üçüncü ve dördüncü sınıf vatandaş seviyesine düşmüştür. Emri vakiyi reddeden bu psikolojik dürtü bir nevi düşünce felcine yol açarak, Türkmenleri içe kapanmaya yöneltmiştir. Bu durum ise, Irak'ta Türkmenlerin millî varlığını yok etmeye çalışan Irak hükümetlerinin işini daha da kolaylaştırarak, Irak'ta nüfus açısından üçüncü millet olan Türkmenlerin yerleşim birimleri arasında bir kopukluğa neden olarak demografik bir soruna yol açmıştır.

Türkmenlerin, Irak’ta gereken siyasî rollerini alamamalarının nedenlerden biri de, Türkmenlerin en önemli yerleşim yerlerinden olan Kerkük’te Türkmenlerin aleyhine cereyan eden olaylardır. Kerkük’teki Türkmenler, Irak devletinin kurulmasıyla başlayan kraliyet döneminde, 1924’te ve 1946’da “Gavur Bağı” olarak bilinen katliamlara maruz kalmışlardır. Söz konusu olaylar Türkmen toplumunda olumsuz etkilere yol açarak Türkmenlerin siyasî yalnızlığa itilmelerine ve içe kapanmalarına neden olmuştur.2 Irak’ta kraliyetin sona ermesinden sonra 1959’da Kerkük’te Türkmenlere karşı işlenen katliam, en önemli olay sayılabilir. Irak devletinin kurulmasından sonra etkisiz hale gelen Türkmenlerin, kraliyetin sona ermesiyle kaybettikleri ağırlığı yeniden kazanmaları ve gereken rolü üstlenmeleri için siyasî bir bilinç başlamıştır. Türkmen liderleri siyasî yalnızlık ve sosyal açıdan içe kapanmanın getirdiği siyasî kayıpların farkında olarak harekete geçmiştir. Ancak 1959 olayları ağır bir darbe olmuştur. Dikkat çeken bir husus ise, Türkmenlerin siyasi rolünü etkileyen olayların genelde Kerkük’te cereyan etmesidir. Yakın geçmişe kadar Türkmenlerin ağırlıkta olduğu Kerkük’te gerçekleştirilen 1959 katliamı da Türkmenlerin şehirdeki rolünü kısıtlama ve ağırlıklarını zayıflatmayı hedeflemiştir.3

1958 yılında Baas partisinin gerçekleştirdiği darbeyle Irak kraliyet rejiminin sona ermesinin, Türkmenler için sürpriz olduğu söylenebilir. Türkmenler, siyasî eylemleri bıraktıkları ve politik yalnızlığı tercih ettikleri için söz konusu darbe sonrasına hazırlıksız yakalanmışlardır. Ancak olayların hızla gelişmesi, Türkmenlerin bunlardan uzak kalmasına fırsat tanımamıştır. Dolayısıyla Türkmen liderleri, yeni yönetime olumlu yaklaşmışlardır. Bu durum Türkmenlerin siyasî yalnızlıktan memnun olmadıklarını ve Irak’taki olaylar konusunda sessiz kalmak istemediklerini göstermiştir. Türkmenlerin bu adımları Kürt grupları tarafından olumlu karşılanmamıştır.4

Şubat 1963’ten Temmuz 1968’e kadar süren Arif Kardeşler döneminde ise, Türkmenlerin kısmî olarak kültür ve sanat faaliyetlerinde bulunmasına izin verilmişse de, fiiliyatta durum değişmemiştir. Arif kardeşler dönemini, fırtına öncesi sessizlik şeklinde yorumlamak da mümkündür.5 Baas rejiminin iktidara gelmesinden sonra, Türkmenlerin tarihî yerleşim yerlerinin idarî yapılanması ve demografisi değiştirilmeye başlanmıştır. İlk olarak Kerkük’ün adı değiştirilerek “El-Temim” olmuştur. Türkmenlerin diğer şehir ve bölgelerinde olduğu gibi Kerkük’teki Türkçe eğitim veren okullar Arapça’ya dönüştürülmüştür. Kerkük’teki bölge, semt, pazar ve camilerin eski Türkçe adları değiştirilmiştir. Ayrıca Kerkük’e bağlı olan köy ve nahiyelerin adları da değiştirilmiştir. Bu doğrultuda Kerkük’ün diğer Türkmen bölgeleri ile olan bağlarının koparılması amacıyla Kerkük’e bağlı Tuzhurmatı kazası Salahattin şehrine, Kifri kazası Diyala şehrine ve Altın Köprü nahiyesi Erbil’e, Çemçemal nahiyesi de Süleymaniye’ye bağlanmıştır. Böylece Kerkük’ün yüzölçümü 19.543 km2’den 9.426 km2’ye düşmüştür. Bunun yanı sıra Kerkük’ün demografik yapısının değiştirilmesi amacıyla Irak’ın orta ve güney kesimlerinden Arap aileleri Kerkük’e yerleştirilmiştir.6

Genel olarak bakıldığında Irak yönetimleri, Kerkük’ün Araplaştırılmasına çalışmış, Baas döneminde de söz konusu Araplaştırma politikası zirveye çıkmıştır. 1927’de Kerkük’te petrolün bulunması, Arap yönetimlerinin Kerkük politikasının temelini oluşturmaya başlamıştır. Mevcut durumda Kürt gruplarının Kerkük politikası da aynı nedenlerden kaynaklanmaktadır. Irak yönetimleri 1930’lu yıllardan itibaren Arapların Kerkük’e yerleşmesine çalışmış, bu bağlamda Kerkük’te ilk Arap yerleşimi güneybatıdaki Haviçe sulama projesiyle başlamıştır. Kerkük’te ekonomik durumun gelişmesi ve işgücüne olan ihtiyaçtan dolayı başlayan göç dalgaları, Kerkük’teki sosyal ve etnik durumun Türkmenlerin aleyhine gelişmesine neden olmuştur. Bu doğrultuda Hasan Özmen, “Irak’ta Türkmenler ve İnsan Hakları” adlı kitabında, 1960’lara kadar Türkmenlerin Kerkük’te, nüfusun yüzde 95’ini oluşturduğunu, ancak bu oranın son dönemlerde yüzde 75’e kadar düştüğünü belirtmektedir. Değişik nedenlerden dolayı, Kerkük’e olan göç nedeniyle Kerkük’te ilk Kürt semti Şorce inşa edilmiştir. Kerkük şehrinin kimliği konusunda Arap yönetimlerinin yanı sıra Kürt grupları tarafından da iddialar ileri sürülmektedir. Kerkük’te Türkmen ve diğer etnik gruplar arasında herhangi bir rekabet yaşanmamasına rağmen, Türkmenlere karşı gerçekleştirilen 1959 katliamından sonra ilişkiler bozulmaya başlamıştır. Kerkük’teki olayları yaşayan biri olarak Aziz Kadir Samancı, “Irak Türkmenlerinin Siyasî Tarihi” adlı kitabında, Kerkük’te Türkmen ve Kürtlerin ilişkisinin 1950’li yılların ilk yarısına kadar normal olduğunu, bu dönemde iki halk arasında politik karakterli ya da ırkçı bir rekabetin yaşanmadığını, tam tersine evlilik yoluyla ilişkilerin pekiştiğini” bildirmektedir.7

İkinci Körfez Savaşı’ndan sonra Kuzey Irak’ın bir bölümünün Irak rejiminin kontrolünden çıkmasına rağmen Kerkük, merkezî hükümetin kontrolünde kalmıştır. Araplaştırma politikasının zirvede olduğu bu dönemde Türkmenler, Kerkük’ten büyük ölçüde göç ettirilmiş ve yerlerine Irak’ın orta ve güney bölgelerinden getirilen Araplar yerleştirilmiştir. Kerkük’ün Araplaştırılması konusunda zamanla yarışan Irak rejiminin bu tutumu, rejimin 9 Nisan 2003’te devrilmesiyle şehri kontrol eden Kürt grupları bu defa aynı hızla Kürtleştirmeyi sürdürmeye başlamışlardır.

2- Irak’ın İşgali ve Kerkük’te Durum

İkinci Körfez Savaşı’ndan bu yana Kürt grupların izledikleri politikalarla bağlantılı olarak, Türkiye'nin bu gruplarla ilişkileri dalgalı bir seyir göstermiştir. Irak’a karşı savaşın kesinleştiği günlerden itibaren söz konusu ilişkiler yol ayrımına girmiş, Kürt grupları artık Türkiye’ye ihtiyaç duymadıkları izlenimini vermişlerdir. Savaşın başlaması durumunda Türkiye’nin Kuzey Irak’a girmesi, Irak Kürtlerini en fazla tedirgin eden konulardan birisiydi. Türkiye’nin her türlü müdahalesi Kürtler tarafından kesin bir şekilde reddedilmiş ve Türkiye’nin politikası “emperyalist” olarak nitelendirilmiştir. Aynı zamanda Türkiye’nin Türkmen politikasına karşı çıkılmış, Türkmenleri temsil eden Irak Türkmen Cephesi (ITC) de pasifize edilmeye çalışılmıştır. Savaşın beklendiği dönemde, Türkmenlere karşı muhtemel bir katliama kadar uzanacak olumsuz gelişmelerden endişe duyulmuştur. Türkiye ise, Türkmenlere karşı istenmeyen bir hareketin gerçekleşmesi, Kürtlerin Musul veya Kerkük’e girmeleri veya bağımsız bir Kürt devletinin kurulması durumunda Kuzey Irak’a müdahale edeceğini bildirmiştir.

ABD ve İngiltere, 20 Mart 2003’te Irak harekatını başlatmıştır.8 Kürt grupları, ABD ile işbirliği yaparak Kuzey Irak’ı savaş güçlerine açmıştır. Türkiye’nin beklenen desteği ABD’ye vermemesi Kürt gruplarınca bölgede nüfuz sağlama amacıyla kullanılmıştır. Irak yönetiminin 9 Nisan 2003’te devrilmesiyle Kerkük başta olmak üzere kontrolden çıkan diğer bölgeler Kürt gruplarınca kontrol edilmiştir. Iraklı Kürtler ABD’nin desteğiyle, Kerkük’te diğer etnik gruplara karşı önemli ölçüde üstünlük sağlamıştır. Kürt grupların, bölgedeki Amerikan güçlerinin dolaylı desteğini elde ettikleri de bilinmektedir. Iraklı Kürtler, öncelikle kentin meclisinde büyük hakimiyet kurmuştur. Örneğin, Kerkük’te Türkmenlere ayrılan altı sandalye, Amerikalı komutan tarafından önce en büyük Türkmen grubu olan Irak Türkmen Cephesi (ITC)’ye verilmiştir. Ancak, Kürtlerin kurdurduğu üç küçük kukla Türkmen grubu buna itiraz edince beş sandalye ITC’den alınmıştır. Bu doğrultuda ITC’nin Ankara Temsilcisi Ahmet Muratlı şöyle diyor: “...Musul ve Kerkük yerel seçimlerinde ABD’nin taraflı tutumu ve Diyala seçimlerinde bir Türkmen valinin seçilmesine rağmen, söz konusu valinin değiştirilmesi Türkmenleri rahatsız etmiştir. Kerkük’te yerel yönetim dağılımında da, alınan kararların bugüne kadar hayata geçirilmemesi Türkmenleri hayal kırıklığına uğratmıştır”.9 Iraklı Kürtler, Kerkük polis gücünde de önemli çoğunluğu eline geçirmiş bulunmaktadır. Kentin tek TV kanalı da Kürtler lehine yayın yapmaya başlamıştır.10 13 Temmuz 2003’te kurulan 25 kişilik Irak Geçici Yönetim Konseyi de Türkmenlere savaş sonrasında gereken yerin verilmek istenmediği ortaya çıkmıştır.11

ABD’nin, Türkmenleri dışlayan tutumunun arkasında başka nedenler de bulunmaktadır. Bunlardan birisi Kürt gruplarının baskısıdır. Kürt grupların ABD’ye savaş esnasında ve özellikle de savaş sonrasında verdiği askerî destek, söz konusu baskıyı kısmen de olsa sağlamaktadır. Bunun yanı sıra ABD’nin Irak’taki etnik topluluklar konusunda bilgisizliği söz konusudur. Bu konuda yine ITC’nin Ankara temsilcisi Ahmet Muratlı şöyle diyor: “...ABD ve müttefikleri, Irak azınlıkları tarafından yanlış yönlendirilmekte ve yanlış bilgilendirilmektedirler. Bunların bir örneği, geçici meclis ve yerel yönetim seçimlerinde görülmüştür. Türkmenler olarak şunu anladık: ABD, Irak’ın iç yapısını gerektiği kadar bilmemektedir. Bu durum Türkmenler konusundaki tutumlarından anlaşılmaktadır. ABD ve müttefiklerinin bu tutumu Türkmenleri rahatsız etmekte ve geleceğe ilişkin endişeler yaratmaktadır’.12

Savaş sonrasında, farklı şekillerde ABD’nin desteğini aldığı görülen Kürt grupların Türkmenlere karşı sertleşen tavırları değişik alanlarda su yüzüne çıkmıştır. Örneğin, 22 Ağustos 2003’te Türkmenlere ait Tuzhurmatı'daki anıtlar KYB peşmergeleri tarafından tahrip edilmiştir. Bölgedeki Türkmenler bu girişime karşı bir gösteri düzenlemiş, ancak gösteri sırasında silahlı peşmergelerin ateş açması sonucu yedi Türkmen hayatını kaybetmiştir.13 Kürt peşmergelerin, söz konusu Türkmen anıtlarını tahrip etmeleri İkinci Körfez Savaşı'ndan sonra Türkmenlere karşı izledikleri tutumun bir halkasını oluşturmaktadır. Geçmişte de Türkmenler, Erbil merkezli mücadelelerinde, bu ve buna benzer saldırı ve baskılara maruz kalmışlardır. Erbil'de Türkmen varlığını kabul etmeyen Kürt grupları, son olaylarla Türkmenlerin diğer bölgelerdeki varlığını da kabul etmek istemediklerini ortaya koymaktadırlar. Aslında bu saldırının amaçlarından birisinin de, politikaya katılmanın ve mücadelenin zirvede olması gereken bir dönemde Türkmenlerin politikadan uzaklaşmaları ve verilen haklara razı olmalarını sağlamak, yani bir nevi caydırma politikası olduğunu söylemek mümkündür. Aslında Kürt gruplarının Türkmenlere karşı saldırıya geçmek için bir mazeret aradıkları açıktır. Tuzhurmatı olayları da bir anda gerçekleşen bir olay değildir.14 Dikkatleri çeken diğer bir olay da, söz konusu saldırının; 1996'da ITC’nin aktif hale gelmesi, 1998'de ITC’nin Erbil'den Süleymaniye'ye taşınma isteğinin reddedilmesi ve 2001 yılındaki “Türkçe eğitim veren okullar” krizine benzer bir şekilde, Irak tarihinde Türkmenlerin kendi haklarını kazanabilmek için seslerini duyurmak istemeleri amacıyla, Bağdat'ta gerçekleştirdikleri yaklaşık 10.000 Türkmen’in katıldığı gösteriden sonra gerçekleşmesidir.15

Kerkük'te Tuzhurmatı saldırısını protesto eden Türkmenler Ağustos 2003’te başka bir saldırıya daha maruz kalmışlardır. Polis kıyafetindeki KYB peşmergelerinin açtıkları ateş sonucunda üç Türkmen hayatını kaybetmiştir.16 Bu olay, Türkmenlerin geleceğe ilişkin endişelerini haklı çıkarmaktadır. Kürt grupların Kerkük'ü “Kürdistan” bayraklarıyla doldurması ise, yakın gelecekte bu ve buna benzer daha büyük olayların gerçekleşeceğinin göstergesidir. Irak tarihinde yaşanan bu hassas süreçte, yaşanan olaylar konusunda taviz verilmemesi gerekir. Aksi takdirde Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Türkmen halkının resmî temsilcisi olan ITC’nin itibarı telafi edilemeyecek kadar olumsuz şekilde etkilenecektir.

Bölgedeki Türkmen halkının aleyhine işleyen gelişmelere karşı kendilerini koruyacak ve kendi ayakları üzerinde durmalarını sağlayacak bir yapıya ulaşamamalarının nedenlerinin bir kısmı izah edilmiştir. Bunun yanı sıra Üçüncü Körfez Savaşı’nın sonuna kadar Türkmenlerin coğrafî olarak ikiye bölünmüşlüğü ve yetersiz kalan örgütlenmeleri, bu olumsuz durumda önemli bir rol oynamıştır. Savaştan sonra Türkmenler için önemli fırsatlar ortaya çıkmasına rağmen, yapılması gerekenler engellenerek, hayata geçirilememiştir.

3- Kerkük’te Türkmenlerin Siyasî Varlığı

Irak operasyonu sonrası, Saddam Hüseyin yönetiminin devrilmesi ile birlikte, Kuzey Irak’ta bulunan Irak muhalefet grupları etki alanlarını genişleterek, Irak yönetiminin kontrolünden çıkan yeni bölgelere yayılmaya başlamışlardır. Böylece bütün gruplar yeni bir siyasî yapılandırma aşamasına girmişlerdir.

Kerkük, Musul, Tellefer, Bağdat, Hanakin, Tuzhurmatı gibi Türkmenlerin yoğun yaşadıkları bölgelerin, güvenlik bölgesindeki bölgeler ile bütünleşmesiyle, doğal olarak Türkmenlerin de yeni bir yapılandırma içerisine girmeleri gerekiyordu. Nitekim ITC, 3. Türkmen Kurultayını 12-15 Eylül 2003 tarihlerinde Kerkük’te düzenlemiştir. Türkmenlerin Irak savaşı sonrası Kerkük’te gelişen siyasal yapılarını aşağıdaki şekilde özetlemek mümkündür.

Siyasi yapılanmada konu olan Türkmen gruplarına geçmeden önce “Meşru Temsilci” kavramını tanımlamakta yarar vardır. Burada, “Irak’ta meşru temsilci kimdir?” sorusu ortaya çıkmaktadır. Aslında bir siyasî kuruluşun meşru temsilcisi sıfatını kazanması için, o kuruluşun yapılan seçimlerde halkın çoğunluğunun oyunu yani desteğini kazanması gerekir. Ancak Irak’ta uygun bir seçim zemini bulunmadığından, her etnik veya mezhep grubu, etniğinin veya mezhebinin çıkarlarını savunan her siyasî kurum veya kuruluş meşru temsilci olarak tanımlanır. Bu kural Irak’ta yaşayan Türkmen, Arap, Kürt, Asuri, Sünnî ve Şiîler için de geçerlidir.

Türkiye’nin Türkmen politikası çerçevesinde, Irak Türkmen Cephesi (ITC) Türkmenlerin tek meşru temsilcisi olduğunu savunmaktadır. Türkiye’ye göre, ITC Türkmenlerin millî haklarını savunan tek kuruluştur. ITC’nin dışında ve Türkiye’nin Türkmen Politikası çerçevesinde hareket eden başka grupların da var olması nedeniyle, ITC dışında kalan, ancak ITC’nin politikasına yakın politika izleyen grupları “Diğer Türkmen Partiler” başlığı altında inceleyeceğiz.

3.1. Irak Türkmen Cephesi (ITC)

ITC, Irak içinde ve dışında Türkmenlerin en büyük siyasî organizasyonudur. 1995 yılında, birbirinden kopuk bir şekilde siyasî mücadeleyi sürdüren Irak Millî Türkmen Partisi, Türkmen Birlik Partisi (şu anda Türkmeneli Partisi) ve Türkmen Bağımsızlar Hareketi’ni tek çatı altında toplamak üzere inşa edilmiş bir örgüttür. ITC, Türkmenlerin millî meşru haklarını savunan bir konumda olması nedeniyle, gerek Irak içinde gerekse Irak dışında Türkmenlere karşı politika izleyen gruplar için bir tehdit unsuru olmuş ve Irak’ta Türkmen unsurunu pasifize etmek isteyen grupların hedefi haline gelmiştir. Bu doğrultuda, 1996 yılında KDP’nin Irak yönetimi ile işbirliği sonucunda, 1998 ve 2003 yıllarında da KDP grubunun silahlı saldırılarına maruz kalmıştır.

ITC, Irak savaşı sonrasında üçüncü kurultayını gerçekleştirerek, Irak içinde dört parti ve Irak’ın içinde ve dışında çalışan altmışa yakın Türkmen sivil toplum örgütünün katılımıyla ilk demokratik sınavını vermiştir. Kurultay sonucu, tüm Türkmen bölgelerinden seçilen temsilciler ile bir Türkmen meclisi kurulmuştur.

Irak Türkmen Cephesini oluşturan partiler şunlardır;

a. Irak Millî Türkmen Partisi (IMTP)

1991 yılında kurulan IMTP, Türkmenlerin bölgedeki ilk partisidir. Bir süreliğine Türkiye tarafından desteklenen partinin ilk başkanı Türkiye’ye yerleşmiş olan tıp doktoru Dr. Muzaffer Arslan idi. Irak Millî Türkmen Partisi, deneyimli ve idealist yöneticilerinin çabaları neticesinde, dünyayı Türkmenlerin varlığından haberdar etmiştir. Irak’ın kuzeyinde, radyo-TV, basın-yayın ve en önemlisi Türkçe eğitim veren okullar açan parti, bunun yanı sıra silahlı kuvvet çekirdeği olabilecek 350 kişilik bir koruma birliğini oluşturmayı başarmıştır.17

ITC’nin kuruluşundan sonra, Partinin 1996 yılında gerçekleşen kurultayında, Mustafa Kemal Yayçılı parti başkanlığına seçilmiştir. Ancak Yayçılı’nın zaman zaman Kürt gruplarına karşı sert çıkışları, başta KDP olmak üzere Kürt grupların tepkisine yol açmıştır. Kürt grupları ile Parti arasında giderek büyüyen sorunlar yüzünden, 2000 yılında gerçekleşen ikinci Türkmen Kurultayı sonrasında, Yayçılı’nın Kuzey Irak’a girmesi Kürt grupları tarafından engellenmiştir. Bu gelişmeler sonucu, Partinin başına Cemal Şen getirilmiştir. Yayçılı ise, Partinin onursal başkanı olarak Ankara’dan çalışmalarına devam ederek, Parti ile ilişkilerini sürdürmüştür. Irak Savaşı sonrası, bölgedeki siyasî şartların değişmesi ile Yayçılı, çalışma merkezini tekrar Kerkük’e taşımıştır. Ocak 2004 tarihinde Kerkük’te düzenlenen Partinin son kurultayında Yayçılı, tekrar genel başkanlık görevine seçilmiştir. Geniş tabana sahip olan Partinin, Kerkük’te Türkmenlerin etkili Türkmen siyasî örgütlerinden birisi olduğunu söylemek mümkündür. Parti başkanının Kerkük meclis üyesi olması nedeniyle, Parti ile ABD yetkilileri arasında yakın ilişkiler bulunmaktadır.18

Irak Millî Türkmen Partisi’nin Kerkük’teki son kurultayında yaşanan önemli gelişmelerden birisi de, Irak Geçici Yönetim Konseyindeki Türkmen Temsilcisi Songül Çabuk’un Partiye üye olmasıyla Partinin genel başkan yarımcısı seçilmesidir. Bu arada altı çizilmesi gereken önemli hususlardan birisi de, Çabuk’un IMTP’ye katılmasıdır. Çünkü, IMTP politik çizgisi itibarıyla, Türkmenlerin meşru haklarını savunmakta ve Türkmenlerin meşru temsilcisi konumundadır. Çapuk’un ITC’nin çatısı altında mücadele eden kuruluşlardan birisi olan IMTP’ye katılması, onun aynı zamanda ITC’nin politikalarına katıldığının da bir göstergesidir. Songül Çabuk’un ITC’ye katılması ile birlikte, doğrudan olmasa da ITC, Irak geçici Yönetim Konseyinde temsil edilmiş olmaktadır. Çabuk’un IMTP’ye katılması, konumu itibarıyla IMTP için birtakım avantajlar sağlayabilir.

b. Türkmeneli Partisi (TP)

1994’te Erbil’de gerçekleşen kongrede Rıyad Sarıkahye tarafından yeniden örgütlenmiştir. “Türkmen Birlik Partisi” adıyla kurulan partinin, bölgede Kürt grupları tarafından aynı ad altında başka kukla Türkmen partilerini inşa etmesi sonucunda Haziran 1996’da ikinci kongresini gerçekleştiren partinin adı “Türkmeneli” olarak değiştirilmiştir. Ağustos 1996’ya kadar faaliyetlerini Erbil ve Dohok’ta sürdürmüştür. Söz konusu kongreden sonra Dohok’a taşınan partinin kuruluşları, birkaç gün sonra Kürdistan Demokratik Partisi’nin güvenlik teşkilatlarınca bastırılmıştır.19

Irak Millî Türkmen Partisi’ne nazaran daha radikal bir çizgiye sahip olan Türkmeneli Partisi, kuruluşundan bu yana, Irak’ta Türkmenlerin silahlı çatışma gücüne sahip olmaları gerektiği tezini savunmaktadır. Ayrıca Parti baştan beri, Kürtlerin federal bölge taleplerine karşılık, Türkmenlerin de benzer bir proje ile ortaya çıkmaları düşüncesini savunmuştur. Partinin izlediği politik çizgi nedeniyle, zaman zaman KDP ile birtakım sorunların yaşanmasına neden olmuştur. Ağustos 1998 ve 2000 yıllarında KDP’nin ITC’ye saldırmalarının sebeplerinden birisi de, Partinin izlemiş olduğu politikalar olmuştur. 1998 yılında Parti ile KDP grubu arasında çıkan sorunlar nedeniyle Türkmeneli Partisi Genel Başkanı Riyad Sarı Kahya’nın da Kuzey Irak bölgesine girmesi dolaylı bir şekilde Kürt grupları tarafından yasaklanmıştır. Dolayısıyla Irak savaşı sonrasına kadar Kahya’nın yerine, Parti başkanlığını önce Seyyah Küreci, daha sonra da Nevzat Timur yürütmüştür. Kahya ise, Ankara’da Partinin onursal başkanı olarak çalışmalarını sürdürmüştür. Irak Savaşı sonrası Kahya’nın Kerkük’e dönmesi ile birlikte, Partinin Ocak 2004’te düzenlenen Kerkük’teki kurultayında, Partinin Genel Başkanlık görevine tekrar geçmiştir.

c. Türkmen Bağımsızlar Hareketi (TBH)

1994 yılında Prof. Dr. İhsan Doğramacı’nın yeğeni Ferit Çelebi tarafından kurulmuştur. Partinin Erbil’in önde gelen ailelerinden olan Çelebi ailesi tarafından kurulması nedeniyle Erbil’de geniş bir tabana sahip olmuştur. Parti içindeki birtakım gelişmeler sonucu, 1996 yılında partinin başkanlığı Ferit Çelebi’den Kenan Şakır Üzeyir Ağalı’ya devredilmiştir. Irak Türkmen Cephesinin Kurucu unsurlarından birisi olan TBH, halen ITC’de aktif konumunu korumaktadır.20

d. Türkmen Kardeşlik Ocağı (TKO)

07 Mayıs 1960 yılında Bağdat’ta kurulmuş bir Türkmen kuruluşudur. 1990’lı yıllara kadar politikadan uzak kültürel bir örgüt olarak faaliyetlerini sürdürmüştür. Oldukça zor şartlarda Türkmen kültürünün korunmasına önemli katkıları olmuştur. Örgütün, Musul, Erbil ve Kerkük’te de büroları vardır. İkinci Körfez Savaşı sonrası Kuzey Irak’ta 36’ncı paralelin üzerinde kurulan güvenlik bölgesine Erbil’in de dahil edilmesi ile birlikte TKO, Erbil Şubesi ile ilişkilerini kısmen devam ettirebilmiştir. Ancak 1996 yılında Örgütün Erbil şubesinin Birinci Türkmen Kurultayında ITC’ye katılması ve Erbil şube başkanı Vedat Arslan’nın ITC’nin başkanı seçilmesi ile birlikte, merkez ile şube arasındaki ilişki tamamen kopmuştur.21 1999 yılında ITC’de yaşanan birtakım sorunlar yüzünden TKO Erbil şubesi, ITC’den ayrılmıştır. Irak Savaşı sonrası, Türkmen Kardeşlik Ocağı’nın genel merkezi, 3. Türkmen Kurultayında, ITC’ye katılmıştır. Kurultayda, Ocağın Genel Başkanı Dr. Faruk Abdullah Abdurrahman, ITC’nin başkanı seçilmiştir.

e. Türkmen İslamî Hareketi (TİH)

Irak’ta faaliyet gösteren üç önemli Şiî Türkmen partisinden birisidir. Parti, Eylül 2003’te Kerkük’te düzenlenen 3. Türkmen Kurultayında ITC’nin şemsiyesi altına giren ilk Türkmen Şiî partisidir. Bu partilerin dışında yurt dışında, dünyanın farklı yerlerinde çalışmalarını sürdüren ve ITC’ye destek veren 60’a yakın Türkmen kuruluşu bulunmaktadır.

ITC Dışındaki “Diğer Türkmen Partiler”

Kerkük’te mücadele eden ve Türkmenlerin millî meşru haklarını savunan başka gruplar da bulunmaktadır. Bu gruplar şu ya da bu sebepten dolayı ITC’nin bünyesinde yer almamaktadırlar. Ancak bu grupların çalışmaları ITC’nin stratejileri ile temelde çatışmamaktadır. Bunun yanı sıra söz konusu grupların faaliyetleri, aslında ITC’ye destek niteliği taşımaktadır. Bu grupları demokratik bir ülkede iktidar dışında kalan bir muhalefet grubuna benzetmek mümkündür. Mevcut durumda Kerkük’te ITC’nin dışında faaliyetlerini sürdüren iki önemli grup bulunmaktadır. Bunlar;

a. Muzaffer Arslan Grubu: Irak Millî Türkmen Partisinin ilk genel başkanı olan Dr. Muzaffer Arslan, Irak çapında köklü bir aileye mensuptur. 1990’lı yılların başında IMTP genel başkanı olması itibarıyla Irak muhalefet toplantılarında önemli rol oynamıştır. Dolayısıyla, Irak’ta muhalefet gruplarıyla yakın ilişkilere sahip olan Arslan, Bağdat’ta yönetici konsey üyeleri ve diğer yetkililere yakın Türkmen politikacı olmasının yanı sıra ABD yetkilileriyle de yakın ilişkilere sahiptir. Muzaffer Arslan’ın grubunu Kerkük’te öğrenci, gençler birliği ve spor kulübü gibi kuruluşlar oluşturmaktadır. Kerkük’te oldukça etkili bir tabana sahip olduğunu söylemek mümkündür.22

b. Turhan Ketene (Halk Partisi): Turhan Ketene ITC’nin kurucu ilk başkanıdır. 1996 yılında kurulan Türkmen Halk Partisi adı altında faaliyetlerini sürdürmektedirler. Kerkük içinde etkili bir kitleye sahip olmasının yanı sıra, yurt dışında da önemli bir lobiye sahiptir. Başta ABD, Kanada, Danimarka olmak üzere birçok ülkede temsilcileri bulunmaktadır.23

3.2. Şiî Türkmen Partileri:

İran ve Irak’taki Şiî grupları tarafından desteklendiği için, Şiî Türkmen siyasî kimliği ile karşımıza çıkmaktadırlar. Şiî Türkmen bölgeleri etki alanlarıdır. Şiî Türkmen Partileri üç örgüt ile temsil edilmektedirler. Bunlar;

a. Türkmen İslamî Birlik Partisi: Şiî Irak İslamî Yüksek Devrim Konseyinin bir alt teşkilatıdır. Suriye ve İran tarafından desteklenmektedir. Parti başkanı Abbas El-Bayati’dir.

b. Dr. Sami Dönmez başkanlığındaki Türkmen İslamî Hareketi.

c. Türkmen Vefa Hareketi: 2001’de Tahran’da kurulan hareketin önde gelen isimleri Arslan Tütüncü, Salih Beyatli ve Fuat Tuzlu’dur.24

ITC-Şiî Türkmen Parti İlişkileri

Genel olarak bu partiler İran ve Şiî destekli birer kuruluştur. ITC ise, Türkiye’ye yakın bir politika izlemektedir. Dolayısıyla ITC ile bu partiler arasındaki ilişkiyi, Türkiye-İran ve Şiî-Kürt gruplarının penceresinden değerlendirmek gerekir.

Irak’ta cereyan eden birtakım gelişmeler, bölge ülkeleri olan Türkiye, İran ve Suriye’yi benzer bir şekilde etkilemektedir. Örnek olarak Kürt gruplarının bağımsızlık ya da en azından Kuzey Irak’ta federal bir yapıyı oluşturma çabalarının açık bir şekilde ortaya çıkması, uzun vadeli olarak Türkiye ve İran’ın da toprak bütünlüğünü tehdit etmektedir. Kürt gruplarının bu çabalarını engelleme yollarından biri de, Kürtler ile aynı bölgeyi paylaşan Türkmenlerin güçlendirilmesiyle mümkün olabilir. Buradan hareket ederek, bu durumun Türkiye ve İran’ı zorunlu bir ittifaka itmekte olduğu söylenebilir. Türkiye ve İran’ın bu konudaki en uygun işbirliği platformu Türkmenlerdir.

Önceden ITC’de yer almayan Türkmen Şiî partileri, 2003 Eylül’ünde Kerkük’te düzenlenen 3. Türkmen Kurultayına katılarak, ITC şemsiyesi altına girmek istemişlerdir. Ancak bazı nedenlerden dolayı, İslamî Türkmen Birlik Partisi ile Vefa Hareketi, kurultaydan son anda çekilmişlerdir. İslamî Türkmen Hareketi ise, ITC’ye katılmıştır.

Türkmen Şiî Partilerini ITC’ye yakın kılan önemli bir husus da, Güney Irak’taki Şiîlerin Kürt gruplarına karşı giderek olumsuzlaşan tutumudur. Iraklı Şiî grupların Kürt gruplarına karşı tutumlarının olumsuzlaşmasında önemli iki faktörün bulunduğu söylenebilir:

Birincisi, Kürtlerin Kuzey Irak’ta özellikle de Kerkük’teki politikasıdır. İkincisi de, Kürtlerin giderek radikalleşen bağımsızlık talepleridir. Bu da Iraklı Şiî grupların şiddetli tepkisine yol açmaktadır. Kuzey Irak’ta Kürt grupların, Kürt federal bölgesi taleplerine karşı çıkan bir başka grup da Türkmenlerdir. Yani Türkmenler ile Şiî gruplarının bu konudaki bakışı ve stratejileri örtüşmektedir. Bunun da bir sonucu olarak, Türkmenlerin Şiî gruplarla ilişkileri stratejik boyutlar kazanabilir.

Şiî Türkmen Partileri ITC’ye Ne Kazandırır, Ne Kaybettirir?

Şiî Türkmen Partilerinin ITC’ye katılmaları, Şiî Arap grupları ile ITC arasında yakın ilişkilerin kurulmasına yol açabilir. ITC’nin Irak içindeki en büyük sorunlarından biri de, Irak’taki grupların yeterince desteğini alamamasıdır. ITC ile Şiî gruplar arasında gelişmiş bir işbirliğinin sağlanmasıyla, ITC’nin Irak’ın iç desteği açısından yaşadığı yalnızlığın giderilmesi mümkündür. Bu da ITC’nin Kuzey Irak’ta Kürt gruplarına karşı ağırlık kazanmasına yol açabilir.

Irak’taki Şiî Türkmenlerin, Sünnî Türkmenlere nazaran daha aktif oldukları söylenebilir. Bu olguyu iki sebebe bağlamak mümkündür. Birincisi, Şiî Türkmenler, birisi millî (Türk olmak) ikincisi mezhepsel (Şiî olmak) açılardan olmak üzere, iki tür eziklik yaşamışlardır. Bu da Şiî Türkmenlerin daha fazla direnişçi bir ruha sahip olmalarına neden olmuştur. İkincisi de, Şiî Türkmenlerde aşiret yapısı daha güçlüdür. Bu da, Şiî fertlerin arasında, aşiret ağına bağlılık olgusu sonucu, daha güçlü bir bağın ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Mezhep bağına dayanarak, Şiî Arapların Şiî Türkmenlere sahip çıktıkları da görülmektedir.

Bütün bunlardan hareketle, aşiretlerin ve Şiî Arapların desteğini alan Şiî Türkmenlerin, Sünnî Türkmenlerden daha atılgan bir şekilde hareket etmeleri mümkündür. Bunun da bir sonucu olarak, Şiî Türkmenler Sünnî Türkmenlere nazaran silaha sarılmaya daha yatkın oldukları ileri sürülebilir. Dolayısıyla da, Şiî Türkmenlerden silahlı bir Türkmen gücünü oluşturmak daha kolaydır. Türkmen toplumunun bütünleşmesi ve Türkmen davasının silahlı güce sahip bir değer kazanması için, Şiî Türkmenlerin kazanılması, olmazsa olmazlardan biridir.

Olumlu sonuçların yanı sıra İran destekli Şiî Türkmen Partilerinin ITC’ye katılmasının bazı olumsuz yanlarının da var olduğu söylenebilir. Bunlar;

a. Şiî Türkmen Partilerinin birer Şiî temsilci olarak ITC’ye katılmaları, ITC’de ve ayrıca Türkmenler arasında Şiî-Sünnî mezhepsel sorunların ortaya çıkmasına yol açabilir. ITC’nin kurucu partilerinin Sünnî ağırlıklı olmasına rağmen, söz konusu partiler mezhep değil, millî kimlik esası üzerine kurulmuş partilerdir. Bu partilerde Sünnî-Şiî ayrımı yapıldığı görülmemiştir.

b. Şiî Türkmen Partilerinin ITC’ye katılmasının ikinci muhtemel olumsuz sonucu da, ITC’nin Türkmenlerinin millî meşru haklarının savunması fonksiyonunun olumsuz yönde etkilenmesi olasılığıdır. İran ve Şiî destekli Türkmen partilerin ITC’ye katılmaları, ITC’nin millî meşru haklar parolasından uzaklaşıp, İran ve Şiî Arap gruplarının stratejilerinin bir savunucusu olarak politik çizgisinin etkilenmesi söz konusu olabilecektir. İran ve Şiî Arap gruplarının ITC ve Türkiye stratejileri bazı noktalarda örtüşse de, ayrıldıkları bir çok nokta bulunmaktadır. İran ve Şiî gruplar, ITC’yi Türkmen millî meşru haklarının müdafaa kulvarından çok, kendi çıkarları amacıyla kullanabilirler.

Şiî Türkmenlerin Türkmen davasına kazanılması için birtakım tedbirler alınabilir. Bu tedbirleri aşağıdaki şekilde özetlemek mümkündür:

a. ITC’de Sünnî-Şiî şeklinde ya da diğer muhtemel her tür ayrılıkçı eylemden kaçınılmalıdır. Nitekim Irak’taki Türkmenlerin arasında Sünnî-Şiî ayrımının yapıldığı görülmemiştir. ITC’nin kurucu unsurlarının, kapılarını Şiî Türkmenlere açması gerekmektedir. Söz konusu partilerin Sünnî kimlikleri ile değil, millî kimlikleriyle mücadele ettikleri de bilinmektedir. Şiî Türkmenlerin önde gelen isimlerinin, bu partilerde üst düzey yönetici olarak kazanılması da önem arz etmektedir.

b. Türkiye’nin, Türkmenler için bir güvenlik şemsiyesi olması gerekmektedir. Türkiye, Türkmenlerin güvenliğini sağlamakta yetersiz kalmıştır. Ağustos 1996, 1998 ve 2000 olayları bunun bir göstergesidir. Bu olaylarda ITC’nin Kürt gruplarının saldırısına uğramasına rağmen, Türkiye’nin aktif bir müdahalede bulunduğunu söylemek mümkün değildir. Aslında Türkiye’nin Türkmenlerin korunmasında büyük rol oynadığı bir gerçektir. Ancak sözü edilen olaylar ve geçmişte yaşanan diğer olaylar nedeniyle, Türkmen halkı arasında bu ya da şu şekilde böyle olumsuz bir izlenim oluşmuştur. Türkmenler için Türkiye güvencesi önemli bir faktördür. Geçmişte yaşanan olayların sonucunda Türkmenlerin, Türkiye’ye olan güvenlerinin sarsılması, Sünnî ve Şiî Türkmenler üzerinde iki farklı olumsuz sonuca neden olmuştur: Sünnî Türkmenlerin Türkiye’ye olan güvenlerinin sarsılmasıyla, Kürt ve Arapların asimilasyon politikaları karşısındaki direnme güçlerini zayıflatmıştır. Şiîlerde ise, Türkiye’ye olan güvenin sarsılması, Şiî Türkmenlerin mezheplerine daha fazla sarılmalarına yol açmıştır. Ağustos 2003’te Tuzhurmatı olayları bunun bir kanıtıdır.25

İran’ın Türkmen İlgisi

İran hiçbir zaman Türkiye’nin Irak’ta söz sahibi olmasını istememektedir. Soydaşlık bağı itibarıyla Türkiye ve Türkmenler arasında güçlü bir bağın var olduğunu bilmektedir. Türk dünyasında Türkiye’ye en bağlı Türk grubun Irak Türkleri olduğu da söylenebilir. Bugün halen birçok Türkmen’in evinde Atatürk resimlerinin duvarlara asıldığını görmek mümkündür. Üstelik Kerkük’te Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş gibi adlar altında amatör futbol takımlarının da bulunması buna bir örnektir. Bu gerçekten hareketle, İran her zaman Türkmen faktörünü bir Türkiye faktörü olarak algılamaktadır. Dolayısıyla İran, kurduğu ve desteklediği Türkmen Şiî partilerine sınırlı bir destek vermektedir. Bölgede edinilen bilgilere göre, İran’ın Şiî Türkmen partilere daha fazla destek vermesi halinde, bu partilerin daha da aktif bir hale geleceklerine ilişkin büyük imkanları mevcuttur. Ancak İran, bu partilerin Türkiye’ye kayma konusundaki endişesi nedeniyle, bu partilere daha ciddi destek vermekten kaçınmaktadır. Son dönemde de, İran’ın Türkmen ilgisi artmıştır. Şiî Türkmen bölgelerinde etkili olmaya çalışan Türkiye’ye karşılık, İran’da Sünnî Türkmen bölgelerinde etkili olmaya çalışmaktadır. İran istihbarat teşkilatının, Sünnî Türkmen bölgelerinde Sünnî Türkmenler ile ilişki kurmak uğraşında olduğu da bir gerçektir. İran’ın Türkmenlere verdiği mesaj şudur: “Türkiye Türkmenlere yeterli derecede sahip çıkmamıştır. Sahip çıksaydı, bugün Türkmenler Irak’ın yeniden yapılandırılması sürecinde daha etkili olabilirlerdi”. Görülen o ki, Irak’ın orta ve güneyinde oldukça etkili olan İran, Kuzey Irak’ta da etkisini artıracak bir arayış içindedir. Bu arayışına en uygun platformu da Türkmenlerin oluşturduğu bir gerçektir. Yani İran, Kuzey Irak’ta, bir Türkmen kartı oluşturmayı planlamaktadır.

3.3. Kukla Türkmen Partileri:

1990’lı yılların başından bu yana Kürt grupları Türkmenleri, bağımsızlık girişimlerinin önünde büyük bir tehlike olarak algılamaktadır. Bu algılamanın bir sonucu olarak, Kürt grupları Türkmenlerin 1990 yılında Irak Milli Türkmen Partisi’nin kurulmasıyla başlayan, Türkmenlerin siyasi teşkilatlanma sürecini endişe ile takip etmişlerdir. ITC’nin kurulmasıyla ivme kazanan Türkmen davası ve özellikle de 1996 yılları sonrası, Türkmenlerin siyasi teşkilatlanmaları konusundaki endişeleri artmıştır. Dolayısıyla, giderek ciddiyet kazanan Türkmen örgütlenmesini durdurmak için, çareyi bu örgütlenmeye doğrudan müdahalede bulmuşlardır. 1996, 1998 ve 2000 yıllarında Türkmenlere karşı düzenlenen saldırılar, Türkmen örgütlenme süreci ve hareketine ağır bir darbe vurmuştur. Ayrıca Kürt grupları Türkmen örgütlenme hareketinde çalışan Türkmenlere karşı büyük bir baskı operasyonu başlatmıştır. Kürtlerin baskıcı politikaları sadece, Türkmen örgütlenmesinde çalışanlarla sınırlı kalmamış, sosyal, ekonomik ve politik açılardan Türkmenlere karşı geniş çaplı bir baskı politikası uygulamışlardır.

Genel olarak Kürt grupları, Irak’ta ulaşmak istedikleri hedefi gerçekleştirmek amacıyla Türkmenleri kendi yanlarına çekmeye çalışmışlardır. Bu doğrultuda ciddi sayılabilecek öneriler sunulmasına rağmen Türkmenler, verilen vaatlere olumlu yaklaşmamışlardır. Burada Kürtlerin bu alandaki girişimlerine değinerek, Türkmenlerin tutumunu ve Türkiye’nin tavrını da ortaya koymakta yarar vardır. 1959 katliamı sonrasında Türkmenler ve Kürtler arasında gerilen ilişkilerin normalleştirilmesi için Kürtler tarafından politik amaçlarla değişik adımlar atılmıştır. Bunlardan birisi de Molla Mustafa Barzani’nin girişimi olmuştur. Mustafa Barzani, Türkmenlerin önde gelen kişileriyle görüşmeler yaparak Türkmenlerin desteğini kazanmayı amaçlamıştır. Mustafa Barzani, yapılan görüşmelerde Kerkük’ün yönetimi başta olmak üzere Türkmenlerin kültürel ve siyasal hakları konusunda cazip önerilerde bulunmuştur. Bunun karşılığında Türkmenlerin Kürt hareketine katılması ya da Kerkük konusunda Irak hükümeti ile olan anlaşmazlıkta Kürtlere destek vermeleri beklenmiştir.26 Mustafa Barzani’nin söz konusu önerisi değişik nedenlerden dolayı Türkmenler tarafından olumlu karşılanmamıştır. Bunun birçok nedeni olmasına rağmen, Türkmenlerin tarafsız kalmayı tercih etmeye devam etmeleri, daha fazla acıya maruz kalmak istememeleri ve Kürt hareketinin nihaî hedefinin bağımsızlık olması endişesi bu teklife olumlu yanıt verilmemesinin en önemli nedenlerini oluşturmuştur. Sözü edilen nedenlerden dolayı bir güvensizlik havasının hakim olduğu ilişkilerde, Kürt grupları başka adımlar da atmışlardır. Kürtler, Türkmenlere verdikleri sözler hakkında güvence sağlamak için Türkiye’nin garantör olması önerisinde bulunmuşlardır. Bu doğrultuda Mustafa Barzani, dönemin Türkiye Başbakanı Süleyman Demirel’e radyo yoluyla açık bir mesaj göndererek yardım istemiştir. Türkiye’nin cevabı ise olumsuz olmuştur.27 Türkiye’nin bu tutumunun, Türkmenlerin duyduğu aynı endişelerden kaynaklandığını söylemek mümkündür. Çünkü, böyle bir desteğin sağlanması ve dolayısıyla Türkmenlerin de Kürt hareketine katılması ya da en önemli konulardan biri olan Kerkük hakkında Türkmenlerin de Kürt gruplarına destek olması, Kürt gruplarını daha güçlü bir konuma getirerek, Irak çapında Kürtlerin nihaî emellerine ulaşmalarına ciddi bir katkı sağlayacaktı. Aslında Kürt liderlerinin, Irak ve Kürt hareketi için Türkmenlerin siyasî dengelerdeki rolünün ve Kerkük konusundaki etkilerinin farkında oldukları görülmektedir.28 Türkmenlerin Kürtlerle aynı safta durması, 1970’ten önce Kürtlerin Irak hükümeti ile, özerklik bölgesine Kerkük’ün de katılması hakkındaki pazarlık gücünü artıracaktı. İkinci Körfez Savaşı’ndan sonra Kürtlerin yakaladıkları tarihî fırsattan sonra da bu girişimler devam etmiştir. Kürt partileri, Türkmenlere verdikleri geçici çıkarlarla Türkmenleri bir kez daha kendi yanlarına çekmeye çalışmışlardır. Ancak Kürtlerle aynı hedefleri paylaşmayan Türkmenlerin bu plandan uzak durdukları söylenmelidir. Kürt grupları, bu konudaki amaçlarına ulaşamayacaklarını fark edince başka yollara başvurmaya başlamışlardır. Bu doğrultuda ITC’nin Erbil şehrinden çıkması talebi gibi29 ciddi baskıların yanı sıra, Türkmenleri bölücülük ve dış güçlerin aracı olmakla suçlayarak onların aleyhine bir atmosfer yaratmaya başlamışlardır.

Irak Türkmen Milli Partisi ve daha sonra da ITC’nin Irak muhalefet ve uluslararası platformlarda, Türkmenlerin resmi temsilcileri olarak kabul edilmeleri Kürt gruplarını rahatsız etmeye başlamıştır. Dolayısıyla Kürt grupları, Irak muhalefeti toplantılarında, ITC’ye karşı alternatif temsilci olarak Kukla Partilerini sahneye sürmeye çalışmışlardır. Kürt grupların, Türkmen davasına zarar verebilecek ve Türkmenler arasında bölünmeyi sağlayabilecek en tehlikeli adımlarından biri de ‘sözde Türkmen partilerini’ kurmaları olmuştur.30 Kürt grupların bu stratejilerinde önemli ölçüde başarılı oldukları söylenebilir. Artık Kürtlerin kurmuş oldukları tabansız kukla Türkmen Partileri, Irak içinde ve dışında onlarca büro, kurum ve kuruluşa sahip ITC ile eşit muameleye görmeye başlamıştır.

Irak Savaşı sonrası Kürt grupları bu yöndeki stratejilerini ABD yetkililerinin üzerinde baskı kurarak devam ettirdiler. Kerkük’teki gelişmelere bakıldığında, ABDlilerin bu konuda Kürt gruplarının beklentileri doğrultusunda hareket ettikleri görülmektedir. Örnek olarak Savaşın hemen ardından Kerkük’te kurulan Kerkük Şehir Meclisine, Türkmenlere verilen kontenjan, ITC, Şiî Türkmen Partileri ve kukla partileri arasında eşit bir şekilde dağıtılmıştır.

Kürt grupları çok sayıda kukla Türkmen partisi kurmuşlardır, Bunların en önemlileri;

a. Velit Şerike başkanlığındaki, Türkmen Kardeşlik Partisi.

b. Seyfettin Demirci başkanlığındaki, Türkmen Birlik Partisi.

c. Cevdet Nacar31 başkanlığındaki, Kürdistan Türkmen Kültür Cemiyeti.

d. Şerzat Üzeyri32 başkanlığındaki, Türkmen Kurtuluş Partisi.

e. Sami Şebek33 başkanlığındaki, Türkmen Liberal Demokratik Topluluğu.

f. İrfan Kerküklü başkanlığındaki, Türkmen Halk Partisi.

g. Ahmet Koryalı başkanlığındaki, Türkmen Doğuş Partisi.

Bunun yanı sıra Kürt grupları ITC’nin bir alternatifi olması amacıyla kukla partilerini tek çatı altında toplamak amacıyla, ITC’ye benzer bir kuruluş olan “Demokratik Türkmen Cephesi Topluluğu”nu teşkil etmişlerdir.

Bu partiler, tabansız ve etkisiz olmalarının yanı sıra, aslında Türkmenlerin milli meşru hakları değil, Kürt gruplarının politikaları çerçevesinde hareket etmeleri amacıyla ve dolayısıyla Kürt gruplarının politikalarını onaylamak üzere kurulmuş partilerdir. Bir örnek olarak, son dönemde Kürtlerin federalizm ile ilgili projelerini onayladıklarını ABD yetkililerine bildirmişlerdir.

4- Kürt Grupların Kerkük Politikası

Irak’taki Kürt grupların Kerkük politikasını anlayabilmek için söz konusu grupların medya ve yetkililerinin tutumlarına değinmek gerekmektedir. Genel olarak Irak Kürtleri Kerkük’ün “Kürdistan’ın” bir parçası olduğunu her zaman iddia etmişlerdir.34 Bunun yanı sıra Kerkük’ün Irak devletine ait bir şehir olmadığı ancak Irak’a ilhak edildiğini, Kerkük’ün Kürtlerin ataları tarafından inşa edildiğini,35 Kerkük’ün “Kürdistan’ın” başkenti olduğunu ve Kerkük’te yaşayan Türkmenler ve Arapların azınlık olduğunu savunmaktadırlar.36 Kerkük konusunda Kürdistan Demokratik Partisi Başkanı Mesut Barzani “...Biz, Kürdistan’daki Kerkük’ün kimliğini hiç kimseyle oturup asla tartışmayız!37 Ödeyeceğimiz bedel ne olursa olsun, bunu kimseyle tartışmayız!” diyor. KDP Kerkük’ü “Kürdistan’ın Kalbi” olarak nitelendirirken38 Celal Talabani’nin başını çektiği Kürdistan Yurtseverler Birliği ise Kerkük’ü “Kürdistan’ın Kudüs”ü olarak adlandırmaktadır.39

Kürt grupları Kerkük’ün Kürtlerin öz şehri olduğunu belirterek, Kerkük’te Kürtlerin çoğunlukta olduğunu ve bu doğrultuda da Kerkük’teki Kürtlerin oranının yüzde 48.3, Türkmenlerin yüzde 21.4 ve Arapların ise yüzde 28.4 olduğunu iddia etmektedirler.40 Kürt grupları Kerkük’ün “Kürdistan”a kavuşması için tarih boyunca mücadele ettiklerini bu uğurda çok kan verdiklerini ifade etmekte ve bugüne kadar Irak’ta Kürt meselesinin çözülmemesinin nedenini “Kerkük düğümüne” bağlamaktadırlar.41 Bu doğrultuda Irak rejimi ile 1970 ve 1991 yıllarında yapılan görüşmelerde Kürt grupların Kerkük konusunda taviz vermediklerini ileri sürerek, Kürtlerin “Kürdistan’daki son peşmergeye kadar Kerkük’ten feragat etmeyecekler”ni söylemektedirler.42 Kerkük’ün geleceği hakkında da Kürt grupları tutucu bir tavır sergilemektedir. Kürt grupların medyasında bu konuyla ilgili birçok örneğe rastlamak mümkündür. Söz konusu tavır ise gelecekte Kerkük’ün Kürtlerin olacağı doğrultusundadır. Bu konuda Türkmenlerin ya da Türkiye’nin Kerkük’ün geleceğinde etkili olamayacakları da dile getirilmektedir. Bir örnek olarak yazarlardan birisi şöyle diyor: ‘...Kürdistan’ın geleceğini Türkiye ve Türkiye ile kuvvetlenenler (Türkmenler) belirlemeyecektir. Kürt halkının özverileri ve göz ardı edilmesi mümkün olmayan uluslararası faktörler belirleyecektir. Halihazırdaki bütün göstergeler uluslararası faktörlerin Kürt meselesinin lehine işlediğini göstermektedir’.43 Aynı doğrultuda başka bir yazar Kerkük’ün Kürtlerin olacağını ileri sürerek şöyle diyor: ‘...Biz ve sizler (Türkiye) bekliyoruz Kerkük ve diğerleri kimin olacaktır. Şovenist ve Türk tabilerinin mi yoksa hak ve mücadele tarihinin sahipleri mi. Kürt Güneşinin Türk Hilalini silerek, Milliyetçi Arapların şovenist ırkçı gözleri kör olacak mı. Miadımız yarındır. Kerkük, bekleyenleri için yakın değil mi?’.44

Kuzey Irak’ta 1992’de başarısız olan yerel seçimlerin ardından başlayan iç kavgaların sona erdirilmesi için yapılan birçok girişim sonuçsuz kalırken, ABD, iki Kürt grubunu Washington anlaşmasıyla bir araya getirerek, uzlaştırmaya çalışmıştır. 11 Eylül 2001’de ABD’de gerçekleşen saldırılar sonucunda Afganistan savaşının ardından Irak’ın hedef olarak gösterilmesiyle iki Kürt grubu arasında hızlı bir yakınlaşma görülmüştür. KDP ile KYB arasındaki tarihi liderlik mücadelesi sonucunda sürekli çatışmada olan iki parti, Irak’ın o dönemde beklenen saldırıya maruz kalmasıyla ortaya çıkacak boşluğu istismar etmek arzusuyla, bu dönemde çözümü birleşmekte görmüşlerdir. Bu doğrultuda 1992’den beri iç çatışmalar nedeniyle geçersiz sayılan seçimlerin sonuçları yeniden kabul edilerek, birleşik parlamentonun canlanmasına adım atılmıştır. KDP ve KYB partisi 7-8 Eylül 2002’de ‘Kürdistan Parlamentosu’nu Mesut Barzani ve Celal Talabani’nin katılmasıyla yeniden kurmuştur.45 Bu dönemde dikkatleri çeken bir diğer olay da, KDP’nin Türkmenlere karşı daha da sert ve taviz vermez bir tutum sergilemesinin yanı sıra Kerkük konusundaki uzlaşmaz tavrıdır. KDP, Kerkük konusunda tartışmayı bile kabul edemez hale gelmiştir.46 Barzani, KYB’ye de Kerkük konusunda anlaşmazlık olmaması için çağrıda bulunmuştur.47

Barzani, Türkmenlerin azınlık olduğunu, Kürt bölgelerinde azınlık olarak yaşamaları gerektiğini, Türkmenlere haklarını verdiklerini ve vermeye devam edeceklerini ileri sürmektedir. Türkmenlere karşı sert tavır takınan Barzani, Türkiye’nin ‘Kürt bölgesinin içişlerine müdahale etmemesi gerektiğini defaten vurgulamasının yanı sıra Türkiye’nin Türkmenlere verdiği desteği şüpheyle karşılamaktadır. Barzani, Kerkük konusunda planlarının olmasının yanı sıra Türkmenlerin hiçbir hak kazanmaması için elinden geleni yapmaktadır. Barzani’nin, Kerkük ile ilgili Türkmenlerden duyduğu endişe Irak hükümetlerinin başka bir yüzüdür. Irak yönetimleri, Türkmenlerden kaynaklanabilecek hayali tehditler nedeniyle Kerkük’ten başlayarak uzun yıllar bölgede Araplaştırma politikası uygulamışlardır. İlk adım Kerkük’ün El-Tamim’e dönüştürülmesi olmuştur. Irak’taki Kürt oluşumları ve Irak hükümetinin politikaları geçmişte bölgedeki petrol konusunda birleşmiştir. Kürt grupları, gelecekte her türlü oluşumun, petrol gibi önemli bir ekonomik destek olmaksızın başarılı olamayacağı kanaatindedirler. Dolayısıyla özellikle Kerkük konusunu gelecekleri açısından hayati bir mesele olarak görmektedirler. Bu doğrultuda Kürt grupları Irak’ın işgalinden önce Kerkük ve yöresine göçü teşvik etmeye başlamıştır.

Erbil’de göç ve göç ettirme olaylarından dolayı Türkmenlerin ikinci sıraya düşmelerinin nedeni, KDP’nin hakim güç olmasının yanı sıra, Saddam Hüseyin sonrasında Kerkük’ü hedef alan Kürtlerin şehirdeki demografik yapıyı değiştirme planları olarak görülebilir. Son dönemde KDP’nin resmi yayınlarında Kerkük’ten göç ettirilen Kürt ailelerden söz edilmektedir. KDP’nin resmi yayını ‘Birayeti’ gazetesi Kerkük’ten göç ettirilen 22.955 Kürt ailesinden söz etmektedir. Küçük bir hesaplamayla asgari olarak her ailenin beş kişiden oluştuğu düşünülürse, Kerkük’ten göç ettirildiği iddia edilen Kürtlerin sayısı 100.000 kişiyi geçmektedir.48 Nitekim, KDP’nin, Kerkük’teki emellerine ulaşabilmek için Kerkük’ten göç ettirildiklerini iddia ettiği 100.000 kişiye belge hazırladığı bilinmektedir. Bunun yanı sıra Irak’ın işgalinden sonra Kürt grupların Kerkük’teki demografik yapıyı değiştirme amacıyla Kerkük dışında doğan çocukların Kerkük’te kayıt edilmelerini sağlamakta ve bu konuda maddi teşvikler verdiği de bilinmektedir.

Irak yönetimine karşı başlayan savaştan dolayı Irak hükümetinin kontrolünden çıkan kuzeydeki şehir ve diğer bölgelerin ‘özgürleştirildiğini’ iddia eden Kürt grupları, söz konusu yönetim belirsizliği konusunda neredeyse ‘Irak Kürdistanı’nın’ birleştiği havasını vermeye çalışmıştır. Dikkatleri çeken başka bir olay da bir ilk olmamakla beraber sözü geçen ‘Irak Kürdistanı’nın’ ‘Güney Kürdistan’ şeklinde nitelendirilmesidir.49 Bunun yanı sıra sanki ‘Kürdistan’ın’ bir gerçek olduğu, bu işin tamamlandığı ve artık bir “Kürdistan ordusu”nun kurulmasının da kaçınılmaz olduğu havasını yaymaya çalışılmaktadır. Ayrıca Irak’ın işgal edilmesiyle Kerkük ve diğer bölgelere giren Kürt grupları Kerkük’ün ve diğer şehir ve kasabaların Irak Kürdistan bölgesinin kucağına geri döndüğü savunulmaktadır.50

Kürt gruplarının işbirliğiyle de Irak’ın işgal edilmesi sonucunda Bush’un Kürtlere federasyon kurmak konusunda destek çıkmasıyla bir bayram havasına giren Kürt grupları, Bush’un bu demecini şaşkınlık ve sevinçle karşılamışlardır. Bush’un açıklamasından sonra ‘muradımıza erdik’ atmosferini yaratmaya çalışan Kürt grupları Jay Garner’in federasyon ve ‘Kürdistan tecrübesinin’ bütün Irak için örnek alınmasının mümkün olduğunu açıklamasıyla51 coşan Kürt grupları, durumun lehlerine gelişmekte olduğunu düşünerek, Kerkük ve Musul konusunda daha tutucu bir tavır takınmaya başlamışlardır. Mesut Barzani, savaşın sonlarına doğru kuvvetlerinin Musul ve Kerkük’e girmesiyle bu konudaki yayılmacı beklentilerini ortaya koymaktadır. Barzani: ‘Tutumumuz bellidir. Bizler Musul şehrindeki Kürt çoğunluğu olan nahiye ve kazaları Kürdistan bölgesine ilhak etmek istiyoruz. Arap bölgelerini ilhak etmek istemiyoruz. Tarih ve coğrafya olarak Kürt çoğunluğu olan Kerkük hakkında ise, Kürdistan kimliği konusunda pazarlık yapmayacağız. Bizler Kerkük topraklarını tarih, coğrafya ve sosyal olarak Kürdistan toprakları saymaktayız.’52 diyor.

Irak’ın kuzeyindeki Kürt gruplarının ilan edilmeyen ana hedefi olan ‘Kürdistan Devleti’ olduğunu yeniden belirtmenin gerekli olmadığını söylemek mümkündür. Atılan adımların bu durumu açık bir şekilde ortaya koymasının yanı sıra bu konudaki bazı açıklamalar da bunu doğrulamaktadır. Mesut Barzani’nin ‘Geçici hedefimiz Irak çerçevesindedir’ sözleri buna bir örnektir.53 Öte yandan KYB Başkanı Celal Talabani yaptığı açıklamalarda Kerkük meselesini “kesinleşmiş” bir mesele olarak görmekte ve bunun yanı sıra Türkiye’nin bölgeye yönelik hassasiyetini ‘Türkler, Kerkük konusunu açmaya çalışırsa Kürtler de Diyarbakır ve diğer yerlerin dosyasını açmaya çalışacaklardır.’54 sözleriyle karşılamaktadır.

Önceden sözü edildiği gibi Kürt grupları Kerkük’teki demografik yapının değiştirilmesi amacıyla Kerkük’e göçü teşvik etmesinin yanı sıra Kerkük’teki bazı Arap ailelerini göç ettirmektedir.55 Kürt grupların buradaki hedefi ise, gelecekte gerçekleşmesi mümkün olan herhangi bir nüfus sayımında üstünlüğü ya da en azından avantajlı bir durumu yakalamaktır. Mevcut durumda Kerkük’te demografik yapının değiştirilmesine çalışılması durumu, İkinci Körfez Savaşı’ndan sonra Kürt grupların kontrolüne geçen Erbil şehrine benzetmek mümkündür. 1991’den beri Erbil şehrinin Kürtleştirilmesi ve demografik yapının değiştirilmesi sonucunda Kürt varlığı Türkmenlere nazaran büyük üstünlük sağlamıştır.

5- Kerkük’ün Geleceği ve Türkmenler

Irak’ın yeniden yapılandırılması konusunda, temel çıkmaz noktalardan birisi Kerkük’tür.

Bir taraftan Kürt siyasi grupları talep etmiş oldukları Kürt Federal bölgesine, Kerkük’ün de dahil edilmesini istemektedirler. Diğer taraftan Türkmenler ve Araplar, Kürtlerin etnik esaslı bir Kürt bölgesi talebini kabul etmezken, bu ilin Kürtlere verilmesine karşı çıkmaktadırlar. Çalışmanın bu bölümünde Irak’ın farklı gruplarının, Irak’ın yeniden yapılandırılması ile ilgili projelerine değineceğiz. Bu doğrultuda doğal olarak bu projelerdeki görüşlerden hareket ile farklı grupların genel olarak Irak ve özel olarak da Kerkük politikasını ortaya koymaya çalışcağız.

5.1. Kürt Grupların Projesi

Irak Geçici Yönetim Konseyi’nde Kürt grupların gündeme getirdikleri “Kürdistan Federasyonu” Yasa Taslağından sonra, geçici anayasa yerine geçebilecek “Geçiş Döneminde Irak Devleti Yönetim Yasası” tasarısı Yönetim Konseyi üyesi Adnan Paçacı tarafından Şubat başında hazırlanıp, tartışılmak ve en geç 28 Şubat 2004 tarihinde de yürürlüğe girmek üzere Yönetim Konseyine sunulmuştur. Tasarıda altı çizilmesi gereken üç önemli konu şunlardır;

5.1.a. Etnik Esaslı Federal Yapı:

Taslakta, Kürt gruplarının çok uluslu federal yapı konusunda ısrarlı oldukları görülmektedir. Her ne kadar taslağın 3/A fıkrasının ikinci cümlesinde, din, mezhep ve ırk üzerine inşa edilmeyip, tamamen bir coğrafi federasyondan bahsetse de, aynı fıkranın birinci cümlesinde “Irak federal bir cumhuriyettir” denilmekte ve egemenlik, merkezi yönetimle bölgeler (Kürdistan bölgesi kastediliyor), iller ve belediyeler arasında paylaşılır” ifadesiyle taslağın çok uluslu bir federal sitemi benimsediği açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

5.1.b. Kerkük’ün Konumu:

Geçici Konumu: Taslakta dikkat edilmesi gereken ikinci bir önemli husus da Kerkük’ün konumudur. Taslağın 3/B, C ve D fıkraları incelendiğinde, Kerkük ilinin Kürt gruplarının yönetimine dahil olduğu görülmektedir. B fıkrasında “Musul, Dohok, Erbil, Kerkük, Süleymaniye ve Diyala illerinin sınırlarından geçen eski yeşil hattı içine alan Kürdistan Bölgesi ve hükümeti kabul edilir” şeklinde ifade edilmektedir. Buna göre Kerkük geçici olarak, başka bir ifade ile Irak’ın daimi anayasasının kurulmasına kadar, Kuzey Irak’taki Kürt gruplarının yerel yönetimlerine bırakılacaktır.

Daimi Konumu: Taslak, Kerkük ilinin gelecekte Kürtlere teslim edilmesi konusunda alt yapının hazırlanması için, birtakım tedbirler öngörmüştür.

Örnek olarak D fıkrasında “Kerkük vilayeti dahil, anlaşmazlık bölgelerinin geleceği genel sayımdan sonra belirlenecektir, çoğunluğu Kürt olan her idari birim (vilayet, ilçe ve nahiye) Kürdistan bölgesine bağlanacaktır”. Bu maddeye göre, Kerkük’ün konumu Irak’ta genel bir sayım yapıldıktan sonra belirlenecektir. Bu madde görünüşte Türkmenlerin lehine ve Kürt grupların aleyhine işlemektedir. Çünkü bugünkü şartlarda Kerkük’te bir sayımın gerçekleşmesinin Kürt grupların lehine olamayacağı açıktır. Ancak taslağın hazırlanma şekli Kürt gruplarının aleyhlerine olan bu durumu telafi etmektedir. Taslağın 3/C fıkrasında “Kerkük ve Erbil şehirlerinin idarî sınırları 1968 yılından önceki haline getirilir” hükmüyle Kürtler için oldukça avantajlı durumlar sağlanmaktadır.

Çünkü Kerkük’ün 1968 yılındaki idari yapısına bakıldığında, mevcut durumda Kerkük’ün idari sınırları dışında kalan Kifri, Tuzhurmatı, Çemçemal’in tekrar Kerkük sınırları içine dahil edilmesi planlanmaktadır. Çemçemal ve Kalar Kürt ağırlıklı ilçelerdir. Tuzhurmatı ise, Türkmen ağırlıklı bir bölge olsa da Kürtlerin de yaşadığı bir bölgedir. Kifri aslında Türkmen ağırlıklı bir ilçeydi. Ancak bu ilçede son 13 sene içinde Kuzey Irak’ta kurulan Kürt güvenlik bölgesine Erbil ile birlikte dahil edilmiştir. Dolayısıyla bu ilçe de Kürtlerin yönetimine geçmiştir. İlçenin demografik yapısı üzerinde ciddi değişiklikler gerçekleştirilmiştir. Eskiden Türkmenlerin çoğunluğu oluşturduğu bu ilçede şimdi Türkmen nüfusu olumsuz bir şekilde etkilenmiştir. Görülen o ki 1968 idari haritasına dönmekle birlikte Kürt grupları daha avantajlı bir konuma geleceklerdir.

Zira Kerkük’ün bugünkü konumuna bakıldığında, Kürt gruplarının idari yapılanma açısından açık bir hakimiyetleri görülmektedir. Her ne kadar Kerkük’ün müttefiklerin kontrolünde olduğu görülse de, şehir Kürt gruplarının hakimiyetindedir. Irak Savaşı sırasında Kerkük’e giren peşmergeler Kürt grupların bugünkü Kerkük hakimiyetinin alt yapısını hazırlamışlardır. Valilik, belediye, polis, sağlık ve diğer resmi müesseselerdeki Kürt hakimiyeti bunlara birer örnektir. Özetle, Kerkük resmen Kuzey güvenlik bölgesindeki iki Kürt idaresinin bir parçası olmasa da, pratikte bu iki Kürt idaresinin bir uzantısı haline getirilmiştir. Bütün bu gerçeklerden hareketle, Kürt grupları Kerkük’teki bu konumlarından faydalanarak, yakın bir gelecekte Kerkük ilinin demografik yapısı üzerinde birtakım değişiklikler yaparak, şehrin demografik yapısı üzerinde durumu lehlerine çevirecek bütün tedbirleri almaktadır.

Nitekim Kürt grupları, bu tedbirlerin birçoğunu uygulamaya başlamışlardır. Örnek olarak, belediye birimlerini kendi kontrolleri altında tutan Kürtler, çok sayıda devlet arazisini kendi tebaalarına dağıtmaktadırlar. Ayrıca Erbil ve Süleymaniye’deki iki Kürt idarelerine verilen maddi yardım, Erbil, Dohok ve Süleymaniye illerinde değil, Kerkük’e yatırıldığı bir gerçektir. İki Kürt grubu, söz konusu maddi yardımları kendi tebaalarına verip, Kerkük’te yerleşmelerini teşvik etmektedirler. Üstelik Kürtler bölgeyi terk eden Arapların ev, işyeri ve arazilerine bazen el koyarak bazen de satın alarak kendi kontrollerine geçirmektedirler. Son 13 sene içerisinde Erbil’de uygulanan politikalar şu anda Kerkük üzerinde de oynanmaktadır. Ciddi tedbirlerin alınmaması durumunda birçok Türkmen bölgesi gibi, Kerkük de Kürtleştirilecektir.

5.1.c. Türkmenleri Azınlık Statüsünde Göstermek:

Taslakta önemli olan bir başka husus da Türkmenlerin Irak’ın asli unsuru sayılmamasıdır. Taslağın 7. maddesinde “Ülkenin resmi dili Arapça’dır. Kürtçe ise, Kürdistan bölgesinin resmî dilidir. Arapça ve Kürtçe ülkenin iki resmî dilidir. Diğer etnik gruplar, çoğunluğu oluşturdukları bölgelerde eğitim ve kültürel faaliyetlerinde kendi dillerini kullanabilirler”. 13. maddesinde “Irak halkı iki temel milliyet, Arap ve Kürtlerden oluşur. Türkmenler, Asurîler ve Keldanîler diğer milliyetleri oluşturur. Hepsi federal ve birleşik Irak’ta kardeştirler” şeklindeki ifadelere bakıldığında, Irak’ta Arap ve Kürtler asli unsur, Türkmenler ise azınlık sayılmaktadır.



5.2. Türkmenlerin Politikası

Türkmenlerin, pratik olarak 1990’lı yıllardan itibaren başlayan politik süreçlerinde kendilerine has bir projeyi oluşturduklarını söylemek mümkün değildir. Buna karşılık Kürt gruplarının belli bir hedeflerinin ve stratejilerinin olduğu söylenebilir. Nitekim Kürt grupların, 1970’li yıllarda özerlik bölgesi ile başlayan talepleri 1990’lı yıllarda federasyona ve son dönemde de bağımsız bir devletin kurulmasına kadar giden taleplere varmıştır. Buna karşılık son dönemde Türkmenler de Irak’ın geleceği konusunda değişik projeler ortaya atmaya başlamışlardır. “18 eyalet” ve dörtlü federasyon sistemi56 bunlara birer örnektir. Bu bağlamda ITC’nin savunduğu “18 eyalet” projesi coğrafi bir federal yapıdır. Aslında bu projeyi, Kürt grupların “federal Kürt bölgesi” taleplerine bir tepki politikası şeklinde de yorumlamak mümkündür. Söz konusu projenin değerlendirilmesi ve Türkmenlere sağlayacağı avantaj ve dezavantajları ortaya koymak gerekir.

Olumsuz Yönleri: Yukarıda da sözü edildiği gibi, 18 eyalet projesinin, Türkmenlere özel bir statü kazandıracağını söylemek zordur. Ancak Kürt grupları federal Kürt bölge taleplerine bir engel teşkil etmek mahiyetinde olduğu söylenebilir. Bu da Türkmenlerin 1990-2003 yılları arasında izlediği çizginin bir başka versiyonu sayılabilir. Bölgede 3-3.5 milyon Türkmen’in yaşadığı bilinmektedir. Dolayısıyla Türkmenler nüfus potansiyellerine uygun başka projeleri de üretmeleri gerekmektedir.

Söz konusu projenin olumlu sonuçlara yol açması halinde, bu proje mevcut şartlarda Türkmenler için, nispeten de olsa bazı avantajlar sağlayabilir. Örnek olarak bölgede giderek artan Kürt hakimiyeti sınırlandırılabilir. Fakat projenin olumsuz bir şeklide sonuçlanması halinde, Türkmenler Irak’ın yeniden yapılandırılması konusunda bütün iddialarını kaybedebilirler.

Bu projenin uygulanması halinde, Erbil, Dohok, Süleymaniye’nin, Kürtlerin mutlak hakimiyetine gireceği görülmektedir. Türkmenlerin mutlak çoğunlukta olduğu Musul’a bağlı Tellafer’in de Arapların hakimiyetine geçmesi büyük olasılıktır. Tellafer’in de bir il statüsü olmadığı göz önünde bulundurulmalıdır. Kerkük ise, Türkmenler-Kürtler ve Araplar arasında rekabet konusu olacaktır. Mevcut şartlarda 18 eyaletli proje çerçevesinde Kerkük’ün Türkmenlerin hakimiyetine geçmesi olasılığı vardır. Çünkü Kerkük’te bir seçim yapılması durumunda Türkmenlerin çoğunlukta olduğu gerçeği ortaya çıkabilir. Ancak Kürt grupların Kerkük’ü Kürtleştirme politikalarının devamında durumun değişmesi söz konusudur.

Olumlu Yönleri: Buna rağmen Kürtlerin bu projeye karşı çıktıklarını görmekteyiz. Kürtlerin bu projeye karşı çıkma yaklaşımlarını iki sebebe bağlamak mümkündür. Bunlar;

Bu proje her ne kadar Kürtlerin talep etmiş oldukları bölgeleri kendilerine sağlasa da, Kürtlerin Irak’ın yeniden yapılandırılması hususundaki beklentileri ile yine de ters düşmektedir. Çünkü Kürt grupları Irak’ın yeniden yapılandırılmasında ileriye yönelik bir politika izlemektedirler. Kürt gruplarının nihai hedefi bağımsız bir Kürt devletini kurmaktır. Bunun için Kürtlerin bugünkü politikaları, merkezi otoriteden uzak bir Kürt federal yapının kurulması çerçevesindedir. Bu doğrultuda Kürt grupların üzerinde durdukları önemli bir husus da, doğal kaynakların, yani petrol yataklarının merkezi yönetimin kontrolünde değil federal bölgelerin idaresinde olmasıdır. Dolayısıyla merkez ağırlıklı 18 eyaletli coğrafi federal sistem Kürtlerin beklentilerine ters düşmektedir.

Kürt grupların söz konusu projeye karşı çıkmalarının başka bir nedeni de, projenin Kürt bölgelerinin parçalanmasına yol açacak olmasıdır. Bu durum KDP lideri Barzani tarafından açık bir şekilde dile getirilmiştir. Barzani Kürtlerin bu tutumunu KDP’nin resmi yayın organı olan “Habat” gazetesinde dile getirmiştir. Barzani’nin verdiği demeci şöyle özetlemek mümkündür: “...Irak’ta Kürt meselesi Irak vatandaşlığı çerçevesinde değerlendirilemez. Irak’taki Kürt meselesi Iraklılıktan fazla bir Kürt milli davası meselesidir. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Büyük Kürdistan haksız olarak dört parçaya bölünmüştür. Bu parçalardan birisi de Irak Kürdistan’ıdır. Kürt peşmergelerinin Irak operasyonuna katılmalarının hedefi sadece Saddam rejiminin devrilmesi değildir. Aynı zamanda Irak’taki Kürt milletinin de haklarını garanti altına almaktır. Bize operasyona katılmadan önce tüm taraflarca birçok önemli stratejik konularda sözler verilmiş ve ittifak sağlanmıştır. Anlaştığımız önemli konuların başında, Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması çerçevesinde, Kürtler için Kuzey Irak’ta özel bir statünün oluşması geliyordu. Ancak bugün Irak içinden ve dışından bazı yabancı taraflar Irak’ta coğrafi esasa dayalı bir federal sistem tezini savunmaktadırlar. Bizce coğrafi sisteme dayalı bir federal sistem kesinlikle kabul edilemez. Çünkü böyle bir sistem, Kürdistan illerini birbirinden ayıracaktır. Biz tarih boyunca Kürdistan illerinin parçalanması için değil, Kürdistan sınırlarının korunması uğruna mücadele verdik. Coğrafi esaslara dayalı bir federal sistemin sağladıkları, 1970 yılındaki özerklik anlaşmasının sağladığı imkanların çok altında kalmaktadır” denilmektedir.57

5.3. Şiîlerin Politikası:

Saddam Hüseyin’in tutuklanmasından sonra Iraklı Şiîlerin, Irak’ın yeniden yapılandırılması konusundaki tutumlarını netleştirdikleri görülmektedir. Irak Savaşı öncesi, Irak’ta Sünni Arap iktidarına karşı iyi ilişkiler içerisinde olan Kürtler ile Şiîler, Irak Savaşı sonrasında da bu iyi ilişkilerini devam ettirmeye çalışmışlardır. Ancak Saddam Hüseyin’in tutuklanmasıyla netleşen Şiî grupların tutumu, Kürtler ile Şiîler arasındaki iyi ilişkileri olumsuz yönde etkilemeye başlamıştır. Sünni iktidarın bir sembolü sayılan Saddam Hüseyin’in tutuklanmasıyla birlikte, Sünni iktidarın bir daha geri dönmeyeceği konusunda, Şiîlerin bir nevi rahatladıkları söylenebilir. Dolayısıyla Şiîlerin, Irak’ın toprak bütünlüğü konusunda daha fazla hassasiyet göstermeye yöneldikleri görülmektedir. Şiîlerin en üst dini mercileri El-Havza El-İlmiye’nin Başkanı Ali Es-Sistani’nin son dönemdeki açıklamalarına bakıldığında, Irak’ın yeniden yapılandırılması konusunun Irak’ta genel seçimlerin yapılması sonrasında karara bağlanmasının gerekliliği savunulmaktadır. Şiîlere göre Irak’ta yeni devlet ve yönetim şeklini, halkın genel iradesini temsil eden taraf belirlemelidir.58

Şiîlerin amacı, Irak’ın nüfus çoğunluğuna sahip olmaları nedeniyle seçimle ağırlıklarını Irak’ın yeniden yapılandırılmasın da hissettirmektir. Bu olgu Şiî-Kürt ilişkilerini olumsuz yönde etkilemektedir. Artık Şiîler’in sadece Güney Irak’ta değil, Irak’ın tamamı üzerinde bir Şiî iktidarı kurmaya çalıştıkları görülmektedir. Dolayısıyla şu anda Şiîler, Irak’ta üniter yapının devam etmesinden yana olduklarını, açık bir şekilde olmasa da seçim şartını öncelikli olarak ortaya koymak suretiyle dolaylı bir şekilde tutumlarını ortaya koymaktadırlar.

Şiî gruplara göre, federalizm Irak’ın yeniden yapılandırılması konusunda kaçınılmaz ise, o zaman bu federal sistemin merkez ağırlıklı bir coğrafi sistem olması gerektiğini savunmakta


Arkadþýna gönder