Arabic Turkish
 
2005-01-16   Arkadþýna gönder
2837 (1187)


Çift kahve


Necmettin Bayraktar

Sayın arkadaşlar bu hikaye Türkmence yazılmıştır

- 1 -

İç içe geçmiş eski pazarın dükkanları, Kayseri denen kapalı çarşının karşısındaki Çift ( Cüt ) kahve.O ki hem sakin hem de sessiz. Pazar dolduğu zaman bizim kahve de dolur taşar.O zaman düzen bozulur.Hiç görmediğimiz adamları,değişen yüzleri görürüz.Her şey bize yabancı gelir. Ama bu kargaşa hızla biter. Kahve eski haline döner.Yani biz bize ( emekliler ) kalırız. Nazif, Şefik, Cemil, Nevzat,Emin, Rasim, sen.Tespihin taşları gibi tane tane.Hangisi daha önce gelir bilemezsin. Onların özelikleri değişik, ayrı ayrı, bir hayat gibi rengarenk. Zaman tünelinden geçerken darmadağın olan, yitik zaman içinde kayıp olan, tekrar kahve de bir araya gelen, dünün, bugünün adamları. Aynı yerde, aynı mekânda – bizim dediğimiz dost köşesin de – toplanan, aynı anda dağılma sürecine giren grubumuz. Birbirine ters düşen insanlar. Bu taraftan öte tarafa geçenler. Sen bir yana, bildiğin tanıdığın arkadaşlar bir yana, göz göze, bazen bıyık altından gülüşler.Arkadaşlık
desen kahve - daşlık desen, ya da ikisinin arasında mosmor olmuş şaşkınlık.
- 2 -
Şefik bir ara gözüne takıldı.Sana tuhaf tuhaf bakıyordu.Seni ilk defa görmüş gibi hem şaşkın hem de dalgındı.Yüzündeki ifadeler ilgini çekmişti.Adam ne düşünüyor. Aralarında olduğuna rağmen yapa yalnızdı. Ayağa kalktı, sana doğru yürüdü. Ona yüz verecek durum da değilsin şimdi. Avukatlığa soyunacak.Anlata anlata kafanı şişirecek. Senin çektiklerine rağmen gene onlardan yana çıkacak. . .
Senin yanından geçerken yüzündeki ifadelerine yekinen tanık oldun. Daha sert, daha umursamazdı. Seni görmezlikten geldi, ocağa doğru gitti. Dost köşesinde oturanlara sen bir baktın bir de onun gedişine dalıp kaldın. Gölgesi ocağı kaplayan renkli camların üstünde yasıyordu.Çay dolduruyordu.. Tepsi dolu çayla çıktı, arkadaşlarına götürdü. Gene seni görmezlikten geldi. Bu ilginç davranışının nedenini kalkıp soracaktın : ama son anda sen vaz geçtin. O seninle oyun mu oynuyor.öyle olsun.
- Memet usta
Diye çağırdın, ama adam duymazlıktan geldi.
- Memeeeeet
Diye var güçünle bağırdın. Oynatacaksın yahuuu.
- Buyurun efendim
Kafasını camların arasından çıkartıp sana bakıyordu Memet.
- Hani çay ?
- Hım..dedi, yutkundu
-Sana ne oldu ?
- Hemen dayı
Elinde çayla sana koşarcasına geldi
- Bu ne tembellik Memet
- Kusura bakma efendim
- 3 -

Tartışıma bazen kavgaya döner bizde, ama hiç bir zaman çatışmaya dönmez. Olanlardan bir mana çıkartmak zordu. Bunu anlamak daha zordu.Bu sabah kahveye girdiğin zaman,havası sana ağır gelmişti. Nazif Bayram’ın yerini boş buldun. Gözünle onu aradın, kahvenin her tarafını taradın, ama bulamadın, adam gelmemiş, buda hayret bir şey. Selam verdin, oturdun. Ama ne yazık ki yüzüne aptal aptal baktılar. Selama kimse karşılık vermedi. Nazif Bayram’ı sorduğun zaman dut yemiş bülbüle döndüler.Seninle konuşan hiç olmadı.Bütün soruların havada kaldı, nedeni pek anlamadın. Asık suratlarına şaşırdın, bir gün bir gecede adamlara ne oldu.Selamı verip borçlu mu çıktın.Nedeni sordun, defalarca sordum. Duvarla konuşuyor gibiydin.Bizim adamlar o an aptal, manyak kesildiler, ne dinliyor ne de anlıyorlar. Kanın tepene çıktı.Onlara iyece bağırıp çağırdın, sonra bırakıp gittin, kahvenin başka köşesine. Her hangi bir sandalyeyi aldın Oturdun, yalnız, kızgın. Sana sabahtan beri yaklaşan olmadı. İşte sen bir yana onlar bir yana.
- 4 -

Sen hiç bir zaman kahve meraklısı değildin. Eğer ilk gençlik yıllarında, kalbin birisine karşı ilk çarptığı zaman da, bütün dünyaya aşık gözüyle baktığın yıllar da. Evlenip mutluluğa kavuştuğun günler de.Ya da iş hayatında, başarıdan başarıya koştuğun zamanlar da.O geçmiş mutlu günlerdi. Sonra kötü günler geldi, ardı kesilmeyen şanssızlık, karının hastalığı,ümitsiz bir hastalık, hastane köşelerinde geçen açı dolu günler de.Sevgili karın kayıp ettiğin günü hatırlıyor musun. Sanki bütün dünya başına yıkılmıştı, ellerin işi tutmaz oldu. Emekliye ayrıldın.Yalnızlığın ne olduğunu o zaman anladın. Ev sana zindan gibi geldi.Çıkıp dolaşmağa, çevreyle tanışmağa, konu komşuyla ilgilenmeğe başladın.İşte o an Nazif Bayram elini tutup Çift kahveye seni götürdü.

“ Dediğimiz, bildiğimiz Çift kahve, yan yana duran, birbirine rekabet eden iki kahveden oluşuyordu. içinde Kerkük’ün büyük ses sanatçıların her gece okudukları makam, hoyratlar. Birleşmeleri bir hikâye konusu olmalıdır. Zaman birinci dünya savaşıydı, Osmanlı devletin yıkılışı, Musul velayetini, Kerkük’ü İngilizlere bırakılması. O kayıp dolu yıllarda..Ekonominin dibe vurduğu günlerde.. Her kes panik içinde, kara kara düşünler vardı.Pazarda yaprak kımıldamıyor, alış veriş tamamen durmuştu.Kâbusu andıran bir manzara. Bu da iki kahve sahibini birleşmeğe zorladı. Bir araya geldiler, kurtuluşa çıkan yolları aradılar, birleşmede kendilerini buldular........” .
Diye Nazif bayram anlattı, gözleri uzaklarda, mazi denen geçmişte.Bir yer, olacak mekân, eski pazarın göbeğinde, iyi tanıdığımız Çift kahve’de, nice kalıcı arkadaşlık, ölüme kadar süren dostluklar.

“ Yılları üst üste koyarsan, ne birikimler çıkar. Kin, nefret, kendini başkasından üstün bilmek. Çift kahveyi hep şer ocağı görmek, içinde bir avuç insanın toplaması tehlikeli bulmak.Kim bilir ki kaç defa kahveye saldırdılar, yakıp yıktılar. İşte katliamlar hep bu kaynaktan çıktı, çıkacak. Türkmenin, Kürdün, Arabın kardeşçe yaşadıkları bir şehirde, güzelim Kerkük’te. Şu duvara bak, şu tavana bak.Hep kurşun delikleri, içimizdeki sızlayan yara izleri, bak halen duruyor . . Çaycı Osman’ın katliyle Kerkük katliamı başlamıştı. Eşi görülmeyen bir vahşet, insan insanlığından çıkmış, bir canavara dönmüştü.İşte bundan dolayı başımıza hep despot musallat oldu, olacak...” .

Diye anlattı, anlattı. Kurşun izleri halen duruyor.Zamana karşı adeta direniyor. Kahve onarılıp yenildikçe, yüzler de yenilip değiştikçe, kimi ölüp kimi yeni dünyaya geldikçe, ama iki şey değişilmedi. Biri tavandaki kurşun izleri bir de Nazif Bayram .
O ki yaşayan canlı tarihimizdi.Anlata anlata bütün sayfaları doldurmuş. O Çift kahvenin orta direğiydi.
- 5 –

Çift kahve sessizliğe gömülür bu saatlerde. Öğleye doğru yaklaşıyoruz.Kahve bom boştu. Ölge yemek saati geldi geçiyor bile. Nazif Bayram’ın kahveye gelmeyişi seni çok düşündürmüştü. Bunu o hiç bir zaman yapmazdı.Her sabah namazından sonra, her kesten önce bir lider gibi kahvede yerini alırdı. Birden kayboluşu içinde sorular yarattı. Onun alaca karanlıkta arka sokaklarda dolaştığını görenler var. Adama ne oldu. Hasta yatağına mı düştü . Hayır olamaz. Böyle aniden el ayaktan düşmez. Bir kaza mı geçirdi acaba. Hayır hayır olamaz. Adamın ne arabası ne marabası var. Peki adama ne oldu. Durup dururken kaybolmadı ki.Onun çıkışı, batışı bir güneş gibiydi. Halbuki arkadaşları – dediğimiz kahvedaşlar – bambaşka bir dünyada yaşıyorlar. Baş başa oturmuş, hâlâ fısıldıyorlar. Ne diyorlar acaba. Her günkü tartışma mı ?. Sudan havadan konuşmak, onu saatlerce analize etmek, bir sonuça varmadan başkasına geçmek. Ya da dönüp dönüp aynı noktaya gelmek. Boş zamanı öldürmek maksadı ile, günler, aylar, yılların gedişine önem vermeden. Ölüm adım adım yaklaşırken, yol kınarında düşenleri görmezlikten gelenler, hâlâ senin hakkında dedikodu ediyorlar.Çürümüş, manyak kafalarına tüküreyim.
- 6 -
Kahveden sıkılmağa başladın,oturup yalnız gözlemek seni rahatsız ediyor. Düşüne düşüne düşünmekten usandın.Canından bizar olmadan önce, kalkıp kahveyi terk etmelisin.
Ayağa kalktın. Zamansız kalkışın, dikkat uyandırdı. Bütün gözler sana çevrildi. Kapıya doğru yürüdün.Yanlarından geçerken asık suratlarına son bir göz attın. O an kafan iyice attı.Onlara bir kaç söz söylemeden gidemem . . . . . .
- Sizin yaptığınız gâvur da yapmaz. . .
Diye açıldın. İçinde biriken öfkeyi boşaltın. Sözlerin öyle sertti ki yerlerinde hopladılar, ama Şefik daha hızlıydı, kalkıp hemen yakana yapıştı :- Yapma etme Garip.
- Benimle. sen . sen en son .. konuşan adam olacaksın..
- Neden . ben sana ne yaptım !
- Bir de soruyor
- Peki bu arkadaşlar ne yaptılar ?
- Onlar.. ne yaptıklarını iyi bilirler
- Sen saçmalıyorsun galiba. dedi. bugün büyük bir olay oldu .. kaybımız çok büyüktü ....
- Ne kayıbı !
- Sen dünyadan haberin yoktu ..
- Ne oldu ?
Onlara göz kaş etmeğe başladı, gizli bir şey varmış gibi. . .
- Ne oldu.. söylesene !
- Bir bilsen.
- Hayır .. hayır. . şimdi sen saçmalıyorsun.
- Kara haber tez yetişir derler.
Bu adam ne söylüyor ...
- Kimin haberi !
- Bugün sabah .. haberi bize yetiştiği zaman hemen seni düşündük..
Sesinin tonu değişiverdi. Ağlamak üzere idi.
- Kim öldü ?
-Biz sabahtan beri muazzam bir tedirginlik içindeydik. dedi. haberi sana nasıl söyleyeceğiz.
Elini göğsüme koydun ve kendini tutmağa çalıştın, : - Yoksa . . O !
- Hepimizin başı sağ olsun.
- Hayır.
- Cenazesini kaldırmağa.. birazdan.. hepimiz gideceğiz . .
- Hayır. olamaz.
Başın dönmeğe başladı. Bacakların seni kaldırmaz oldu.Yere yığılacaktın, ama Şefik hızla sana yetişti, hemen kollarının arasına girdi, : - Hayır. hayır olamaz. Nazif Bayram ölmez .ölmeyecek . . .
Diye var güçünle bağırdın.Onlara dönüp baktığın zaman, hepsini gözyaşı içinde buldun.



Arkadþýna gönder



Yazarýn diðer yazýlarý

1 - KEŞKE YALAN OLSAYDI
2 - KAYADAN KAYACI
3 - FELEK
4 - DESPOT
5 - ÖLÜMSÜZ KIZILAY( 1940 – 2010 )
6 - TELAFER’İN LALESİ
7 - SEÇİM ZAFERİ
8 - SEÇİM ÇAĞRISI
9 - FATİH’İN KALBİ
10 - TELFER GÜNÜ
11 - MÜZİK İÇİN YAŞAYANLAR:SON SÖZ( 2 )
12 - MÜZİK İÇİN YAŞAYANLAR: SON SÖZ ( 1 )
13 - MÜZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 12- YILMAZ EROL, YAŞAR MUSTAFA ve FETHULLAH ALTINSES
14 - YUNUS DEMİRCİ ve NECDET KİFİRLİ
15 - MÜZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 10 TAHSİN KERKÜKOĞLU
16 - MÜZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 9 - FAHRETTİN ERGEÇ ( 1933 – 2001 )
17 - MÜZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 8 - EKREM TUZLU -
18 - MÜZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 7 (İCLAL AKKAPLAN)
19 - YARASA GECELER
20 - MÜZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 5 (MEHMET KALAYI)
21 - MÜZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 4 ( HABA ve TATLISES )
22 - MÜZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 3 (KIZILAY ve ÖZBEK)
23 - MÜZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 2 (KÜZECİOĞLU ve KERKÜK KIZI)
24 - MÜZİK İÇİN YAŞAYANLAR: 1 (RAUF KARDEŞLER)
25 - Acı günler bitmedi EKREM TUZLU
26 - AR ZAMANI ( 2 )
27 - AR ZAMANI
28 - İki Kapılı Haykırış
29 - IRAK
30 - BAŞ ( Öykü )
>>Sonraki >>