Arabic Turkish
 
2006-08-05   Arkadþýna gönder
1450 (581)


Bir Lider Bekleniyor Ama...


Gökhan B. Yetiş

gokhanbahadiryetis@yahoo.com

Türkmen Büyüklerinin Hoşgörüsüne Sığınarak

Batı kültürü çokluğa dayalı bir kültürdür. Baba-oğul-kutsal ruh veya baba, oğulları ve kızları gibi köşeli toplum yapısı her alanda kendini göstermiş, devlet sisteminden mimarîye kadar, "Tek"in bağımlı olduğu "çokluk"lar simgelenmiştir. Eski Roma yapılarında veya kiliselerde kolonların veya çatının köşeli olması, köşelerin keskin çizgilerle ortaya çıkarılması dikkat edilmesi gereken sembollerdir. Belki de Eski Yunan kültüründen miras alınan tanrıyı bile tek kabul edemeyen, havsalalarına tekliği sığdıramayan batı toplumu, çokluk içinde yine de kendilerine göre bir düzen geliştirebilmiş, bugüne kadar da medeniyet sahasında ilerleme gösterebilmişlerdir ki çoğulcu parlamenter sistemin doğuşunu da bu yapıya bağlayabiliriz. Kademe kademe seçici elitlerin görüldüğü bu sistemde, en üst konumdaki kişi veya kurum, bu seçkinler zümresine karşı sorumluluğunu yerine getirmeden "tek" olarak hareket edememektedir.

Bizim kültürümüz bu konuda batıyla uyuşmamaktadır. Çokluktan tek olan bir "Tek"e yöneliş toplumumuzun her alanına işlemiştir. Yapılarımız kubbelidir ve tepesinde bir odak noktası vardır veya köşelerimiz yuvarlağımsıdır. Keskin çizgileri yoktur. Eski yapılarımızda veya camilerimizde gördüğümüz, genelde simetrik olarak ortada yer alan kubbeler de bunu ifade etmektedir. Biz halk olarak (hem toplum hem de yaratılmış manasında) "çok’uz ve Tek olana yöneliriz" inancı sembolleştirilmiştir. Devlet yapımızda da bu böyledir. Bir olan Padişahımız, Sultanımız, Hakanımız Tanrının tek temsilcisi, biz ise onların bendesi, halk...

Osmanlı'nın Batıyla kaynaşma dönemine rastlasa da bunu Dolmabahçe Sarayı'nda görmemiz mümkündür. Sarayın devlet işlerinin görüldüğü odada Padişahın oturduğu tahtın yanında başka bir oturağın olmadığı görülür. Sadece tepesinde balkon biçiminde bir taht vardır. O da Yaradan'ı simgeler... Tek olan Yaradan, Tek olan hükümdarın üstünde... ama hep "teklikler"...

19. yüzyıla kadar toplumumuzun bu yapısını devam ettirmeye çalıştığı görülse de, Rönesans ile başlatılan hümanist(!) strateji kısa sürede küresel yandaşlarını bulmuş, farklı etnik grupları bünyesinde barındıran gelişmiş ülkeleri tehdit eder hale gelmiştir. 19. yüzyılın ortalarına kadar süper güç olma özelliğini koruyan Osmanlı Devleti, bu hareketten en fazla etkilenen ülkelerden olmuş, yarım yüzyıl içerisinde, çevresi kendi yönetiminden ayrılarak etnik bağımsızlıklarını kazanmış ülkelerle sarılmıştır. Dinamik bir gelişme yapısına sahip Osmanlı böylece Anadolu'ya hapsedilmiş, bu da imparatorluktan yeni bir devlet yapısına geçişi zorunlu kılmıştır.

Cumhuriyet ile birlikte gerçekleştirilen inkılâplar neticesinde parlamenter sistemin yerleşmeye başladığı bir dönemde anavatandan ayrılan Türkmeneli, Irak sınırları içerisinde uzun bir süre krallık ve ardından da diktatörlük yönetimi altında bu tecrübeyi yaşayamamış, eski toplum yapısı ile çoğulcu parlamenter sistem özlemi arasında bocalaya gelmiştir.

Dünyanın genel eğilimlerinden haberdar, okumuş Türkmen seçkinleri parlamenter sisteme geçişin zorunlu olduğunun bilincinde olarak arayışlara girmişse de bu yapı değişikliğini ateşleyecek faktör konusunda tam olarak birleşememişlerdir. Eski toplum yapısı ile çoğulcu sistem arasında çıkmazda kalan Türkmenler, kurtuluşu yine eski sistemde yer alan en önemli öğede “tek”te bulmuşlar ve o “tek”i bulmak için lider arayışlarına girişmişlerdir.

Türk ve Türkmen toplumunun genelinde görülen bu lider arayışına gitgide bir mistisizm de yüklenerek “liderler seçilmez, lider doğulur” ifadeleri halk tabanında yaygın hale gelmiş, bu da mevcut Türkmen yapılarının başında bulunan kişilerin daha fazla eleştirilmelerine neden olmuştur.

Türkmen toplumunda parlamenter sisteme yakın seçkin katmanları oluşmaya başlamışsa da, “lider arayışı” bu katmanlara da girerek, her grubun kendi lider arayışını doğurmuş, böylece lider arayışında bir nevi parlamenter sistem oluşmuştur ki, lider kabul edilebilecek herhangi bir kişi veya kurumun çıkması halinde bile bu katmanların bütününe kendisini kabul ettirebilmesi zor hale gelmiştir.

Peki, Türkmen toplumu bu paradoksa dönüşen durumdan nasıl çıkabilir?

Artık, Türkmen toplumu çevresindeki ülkelere romantik bağlılıkları neticesinde oluşan atıllıklardan silkinerek kendi varlıklarını devam ettirebilecekleri stratejiler üretmeleri gerekiyor. Bunun ilk aşaması olarak da, kendi toplum yapısının güçlü ve güncel analizlerini yapmalı, toplumun genel yapısı, her katman dâhil edilerek parlamenter sisteme hazırlanmalıdır. Süper güçlerin o bölgede parlamenter sistemin etkin olduğu bir devlet yapısı istememeleri halinde bile dünyanın genel konjonktüründe varlığını devam ettirebilmesi, kamuoyu oluşturarak lobilerini güçlendirebilmesi için Türkmenler, kendi içlerinde çoğulcu parlamenter yapıyı oluşturmaları gereklidir.




Arkadþýna gönder



Yazarýn diðer yazýlarý

1 - Türkmenciliği Niçin Bırakmalıyız?
2 - Türkmen Deklarasyonundaki Tezatlıklar
3 - “Kerkük Kimin” mi?
4 - Var Olmak Üstüne İki Mesele, Bir Not
5 - Çorbacılar
6 - Türkmen Tercihleri ve Toprak İlişkisi
7 - Türkmen-Kürt Kardeşliği(!)
8 - Irak’ta Sağlanamayan İstikrar ve Ülke İçi Göç Hareketleri
9 - Göz Ardı Edilen Bir Değer: NÜFUS