Arabic Turkish
 
2007-08-04   Arkadþýna gönder
2744 (1207)


BÜYÜKLERE MASAL (III)


Ziyat Köprülü

Saltanatının sınırları geniş diyarlara uzanan bir hükümdardı. Kibrinin ve gururunun ise sınırı yoktu. Mümkün olsa.. bütün dünyayı eline geçirmek ve mülküne dahil etmek istiyordu. Sürekli “daha, daha” diyordu. Hiç kimse ondan bir gün olsun “yeterli” veya “buna da şükür” sözünü duymamıştı. Yeme-içmede, eğlenmede, hakarette, haksızlıkta hep dünden bir adım ileriye gidiyordu. Öyle bencildi ki, iyilik yaparken bile başkalarına ne kadar cömert olduğunu sergilemek isterdi.

İşte bu Kral, bir gün sarayının önündeki bahçede yürüyüşe çıkmış gezinirken, yanına başı önünde eğik, elinde dilenci kabı taşıyan bir adam yaklaştı. Muhafızlar, dilencinin hükümdarın yanına sokulmasını engellediler. Hükümdar, adamlarına o ana dek hiç konuşmayan dilenciyi bırakmalarını emretti. Ve “Ne istiyorsun?” diye büyüklenerek sordu Kral. Adamın onun yanına dilenmek için geldiği besbelliydi, ama O, bu soruyu yine de sordu. Çünkü, karşısındakinin kendisine yalvarmasını istiyordu. Bu, hep böyle olurdu.

Fakirler, dilenciler bir şeyler ister O, onlara fazlasıyla ihsanda bulunurdu. Adamlar bin bir teşekkürle ve minnetle yanından ayrılırken Kral, “Var mı benim gibi cömert?” dercesine sağına soluna bakınır ve etraftaki yağcıların övgü dolu sözlerini kendinden geçerek dinlerdi.

Ama bu defa öyle olmadı!

Dilenci güldü ve başını kaldırıp hükümdarın gözlerinin içine bakarak şöyle dedi: “Kral hazretleri yoksa benim arzumu yerine getirebileceklerini mi sanıyorlar?”

Böylesine küstahça bir söz karşısında önce ne yapacağını bilemedi Kral. İstese oracıkta dilencinin kafasını vurdurabilir ya da onu zindanlarda çürütebilirdi. Ama, bu dilenci kendisine meydan okumaya kalkmıştı ve bu söz ne kadar ağırına giderse gitsin, ona dersini başka bir şekilde vermeliydi. Evet, kararını vermişti: Onu cömertliğiyle ezecekti.

“Elbette ki senin arzunu yerine getirebilirim ey dilenci! Ne olduğunu söyle yeter.”

“Çok basit,” dedi dilenci ve dilenirken kullandığı kabı uzattı: “Bu kabı bir şeyle doldurmanı istiyorum.”

Bu kadar basit bir isteği duyunca rahatlayan hükümdar kahkahalarla güldü:
“Bundan kolay ne var?” Yanındaki vezirlerden birisine dönüp emretti: “Bu adamın kabını parayla doldurun.”

Vezir saraya gitti, dönüşte getirdiği büyükçe bir kese altını dilencinin kabına boşalttı. Normalde kabı doldurup, taşması gereken altınlar kaba dökülür dökülmez yok oldu ve dilencinin kabı biraz önceki gibi bomboş kaldı.

Kral ve etrafındakiler gördüklerine inanamadılar. Dilencinin hiç de öyle büyücü gibi bir görünümü yoktu. Ama yine de ondan ürkmeye başladılar. Kral, adamlarını daha fazla altın getirmeleri için saraya yolladı. Ancak, her gelen kesedeki altınlar aynı akıbete uğradı. Dilencinin kabına boşanır boşanmaz, uçup gittiler. Bu kap, sanki kara delik gibi altınları yutuyordu. Önce saraydakiler, sonra da olup biteni duyan şehir ahalisi toplandı etraflarına.

Ne kadar altın ve gümüş boşaltırsa boşaltsın Kral, dilencinin küçük kabını dolduramıyordu. Şanı, şöhreti, itibarı elden gitmek üzereydi. Ama o “Bütün hazinemi gözden çıkarırım da bu dilenci parçasına mağlup olmam” diye homurdanıyordu.

Gerçekten de, altınlar, gümüşler, elmaslar, yakutlar... ülkenin hazinesinde ne varsa dilencinin kabına boşaltıldı. Ama sonuç değişmiyordu: Dilencinin uzattığı kap bomboştu. Saatler geçiyor, insanlar hayret ve şaşkınlıkla hükümdarın hazinesinin avuç avuç kabın içinde eriyişini seyrediyordu.

En sonunda Kral, dilencinin ayakları dibine kapandı ve mağlubiyetini ilan etti: “Sen kazandın, ama gitmeden önce bana tek bir şey söyle. Bu kabın sırrı nedir?” Hırsıyla, kibriyle ün salan koca hükümdar, sıradan bir dilencinin önünde böyle yalvarıyordu.

Oysa ki gerçekte, bir dilenci değildi karşısındaki. Ona ders vermek için gönderilen dilenci görünüşündeki bir melekti. Melek; “Bu kap” dedi… “insan hırsından yapılmıştır. Ve hiçbir şey onu dolduramaz. Hırsına mağlup olan insan, ister senin gibi Kral olsun isterse de bir köylü… Kabı hiç dolmayan dilenciye benzer. Dünyanın en güzel sarayları, dünyanın en güzel atları, dünyanın en büyük hazineleri onu doyurmaz. Hatta dünyayı da yutsa tok olmaz. Elinde kabı, dilenir durur.”
Masal böyle… Şimdi, halk arasında ağızdan ağza dolaşan bu anonim masalı “Günümüzün Irakı’na” uyarlayalım… Bakalım ne göreceğiz? Irak'taki diktatör rejimin çöküşü ve bu ülkede kitle imha silahlarının bulunmayışı, işgalci güçleri işgali sürdürme nedenlerinden yoksun bırakmaktadır. Üstelik dünya üzerinde yaşayan herkes, 4 yıldır süren işgalin Irak halkına ölüm, yok olma ve güvensizlikten başka bir şey getirmediğini görmektedir. “Halkı özgürleştirme vaadi” ile işgal edilen bu ülkede, işgalcilerin ceplerini doldurmak ve silah pazarlarını genişletmek için sürdürülen bu savaş nedeniyle 150 bin kişi ölmüş, 600 bin kişi yaralanmış ve milyonlarca kişi evsiz kalmıştır. Yani… Saltanatının sınırları geniş diyarlara uzanmasına rağmen bütün dünyayı eline geçirmek ve mülküne dahil etmek isteyen Kral, uyguladığı başarısız siyaset nedeniyle gittiği her yerde dostluk yerine kavga ve düşmanlığı desteklemiştir.
Ayrıca, Kralın etrafındaki “açgözlü dilenciler”, elde ettikleri sadaka ile hiçbir şekilde yetinmemekte… Ülke hazinesinin tamamını ele geçirmeyi istemektedirler…
Tekrar hatırlatmakta yarar var: “Hırsına mağlup olan insan, ister Kral olsun isterse de bir köylü… Kabı hiç dolmayan dilenciye benzer. Dünyanın en güzel sarayları, dünyanın en güzel atları, dünyanın en büyük hazineleri onu doyurmaz. Hatta dünyayı da yutsa tok olmaz. Elinde kabı, dilenir durur.”

Şimdi… tüm Irak halkının yapacağı tek bir hamle bulunmaktadır. Başta Türkmenler olmak üzere, bu coğrafyada yaşayan bütün unsurlar bir araya gelmeli ve ülkenin hür olması yönünde bir irade örneği sergileyerek, “işgal güçlerinin ülkemizde kalış sürelerini uzatmalarına karşı olduklarını” dile getirmelidir…



Arkadþýna gönder



Yazarýn diðer yazýlarý

1 - Papa’nın Irak Ziyareti ve Düşündürdükleri
2 - Büyükelçi Fatih Yıldız’ın Kerkük Ziyareti Hakkında Düşünceler..
3 - Sayın Cumhurbaşkanıma Açık Mektup
4 - BÜYÜKLERE MASAL-10
5 - Anayasal Açıdan Kerkük Sorunu
6 - Davutoğlu'nun Kerkük ziyareti ve düşündürdükleri...
7 - TÜRKMEN TOPLUMUNUN HEDEFİ ÜZERİNE BİR KAÇ SÖZ…
8 - UNUTULMAYAN KATLİAMIN GETİRDİKLERİ
9 - BM GÜVENİRLİĞİNİ KAYBETMEK ÜZERE…
10 - Telafer Neden İl Olmasın ?
11 - BÜYÜKLERE MASAL (8)
12 - BÜYÜKLERE MASAL (VII)
13 - BÜYÜKLERE MASAL (VI)
14 - Rice’ın Kerkük Ziyareti… Mesajlar ve Yapılması Gerekenler
15 - BÜYÜKLERE MASAL (V)
16 - BİRLEŞMİŞ MİLLETLER’İN IRAK’A DÖNÜŞÜ VE KERKÜK
17 - BÜYÜKLERE MASAL (4)
18 - Birlik ve beraberliğin örneği olalım..
19 - ALLAH'A ŞİKAYETÇİYİM.. BAŞKA KİMİM VAR..?
20 - BÜYÜKLERE MASAL…(II)
21 - BİR TÜRKMEN GÖZÜYLE KERKÜK…
22 - SADDAM… TÜRKMENLER… VE DÜNYA BARIŞ ELÇİSİ'NİN İNSAFI
23 - KERKÜK'ÜN IRAKLILIĞINI SAVUNMAK
24 - MADEM Kİ KADERİ PAYLAŞIYORUZ.. O ZAMAN YÖNETİMİ DE PAYLAŞMALIYIZ.
25 - SEÇİMLERİN DÜRÜSTLÜĞÜNDEN BİRLEŞMİŞ MİLLETLER VE SEÇİM YÜKSEK KOMİSERLİĞİ SORUMLUDUR
26 - BÜYÜKLERE MASAL…
27 - IRAK ANAYASA TASLAĞI, “ETNİK TEMİZLİK” İÇİN BİR DAVETİYEDİR.
28 - ULUSLAR ARASI KRİZ GRUBU
29 - Irak Seçimleri Hakkında Düşünceler
30 - SAYIN GAZİ AJAİL AL-YAVER’E AÇIK MEKTUP
>>Sonraki >>