Arabic Turkish
 
2009-07-15   Arkadþýna gönder
2962 (1343)


UNUTULMAYAN KATLİAMIN GETİRDİKLERİ


Ziyat Köprülü



Irak Türkleri, bundan tam 50 yıl önce, Temmuz ayının kavurucu sıcaklığının tam ortasında, ayın on dördünde ve o günden sonra hep “Kara Temmuz” diye adlandırılan, izleri hiç ama hiç silinmeyen hunharca uygulanan bir katliamla karşı karşıya kalmışlardı. Bu olay insanlığın bir kara lekesi ve bir utanç tablosu olarak tarihe “Kerkük Katliamı” olarak geçmiştir.

Tam yarım asır önce meydana gelen ve pervasızca işlenen bu cinayet, Irak Türklerine uygulanan ilk cinayet ve ilk katliam değildi. Ancak bu topluma karşı işlenmiş ve sonrasında işlenen katliamlar zincirinin önemli bir halkasını oluşturmuştur.

Biz, Irak Türkleri olarak geçen bu yarım asır boyuca toplumumuza karşı işlenen bu cinayetleri bir vukuat olarak ve hatta bir masal gibi bizden öncekilerden alıp, yeni nesillerimize aktardık. Aslında insanlarda algılama ve anlayışların değiştiği 21. asırda bu tür faciaların siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik yönden toplum ilişkilerinde ne gibi zedelenmelere ve zararlara yol açtığını irdelememiz gerektiğine inanıyorum. Sadece Türkmenlerde değil hiçbir toplumda bu tür vahşetin yaşanmamasını arzularken, Irak’ta yapılanların neleri kazandırıp neleri kaybettirdiğini çok iyi incelememiz gerekir diye düşünüyorum. Hatta buna geç kaldığımıza ve bu hususu aydınlarımızın bir an önce irdelemesinin elzem olduğunu burada vurgulamak istiyorum. Bu konuyu Kürt ve Arapların da ciddi biçimde ele alması çok önemlidir.

Bütün bunları net bir şekilde görmemiz için mutlaka biraz gerilere yani tarihe dönmemiz gerekir. Zaten tarihi iyi ve doğru bilmenin en önemli yanı da budur. Doğru bilinen tarih, sağlam değerlendirmelerin temelini oluşturur. Bu makalemizde Kerkük Katliamı söz konusu olduğu için Irak’ta Cumhuriyetin ilanından sonraki döneme geri dönüp, değerlendirmemizi ona göre yapacağız.

1958 ihtilali ve Cumhuriyetin ilanından hemen sonra Kerkük’te ikinci Tümen komutanlığına atanan Nazım Tabakçalı, daha sonra yayınlanan hatıralarında Kerkük’te yaşayan etnik unsurların arasındaki kardeşliğe büyük önem atfettiğini ifade etmektedir. Tabakçalı’nın, zamanın Cumhurbaşkanı Abdülkerim Kasım’a ve askeri istihbarata gönderdiği ve sonradan yayınlanan raporlarında da bir çok şeyi önceden sezdiğini ortaya koymaktadır. Bizim bugünlerde sıkıntısını çektiğimiz bazı sorunları, tam 50 yıl önce sezmiş ve raporlarına açıkça yansıtmıştır. Kısacası katliam öncesi gelişmeler, siyasi mutfakta bir şeylerin pişirildiğinin belirgin işaretleriydi. Tabakçalı’nın tutuklanması ve idam edilmesi, bu göreve de komünist bir subay olan Davut El-Cenabi’nin getirilmesi, Türkmenlere yönelik tutuklama ve sürgünlerin başlaması, dillerinin yasaklanması, Beşir Gazetesi gibi yayınlarının durdurulması ve kadrosunun hapis ve sürgün edilmesi ve daha sonra Kerkük Belediye Başkanlığı ve diğer önemli ve hassas görevlere kindar ve önyargılı kişilerin atanmasının tümü yakın zamanda meydana gelecek bir takım olayların habercisiydi.

14 Temmuz 1959 Cumhuriyetin birinci yıl dönümü kutlamalarına hazırlıklar yapılırken, tıpkı bugünlerde yapıldığı gibi Kerkük’e çok sayıda silahlı ve yabancı unsurların sokulması ve yerleştirilmesi nedeni ancak katliam günü anlaşılmıştı. İnsanlık dışı bu olayın nasıl meydana geldiği ve nasıl geliştiğini bir çok eser ve makalede her 14 Temmuz yıldönümünde detaylıca anlatılmıştır.



Irak’ta, Türkmenlere uygulanan katliamlar zinciri, bir takım gerçekleri ortaya koyduğu gibi şüphesiz ki genel olarak Irak halkına ve özellikle Türkmenlere karşı olumsuz etkileri olmuştur. Bu gerçekleri ve etkileri şöyle sıralayabiliriz :

- Bir toplum hiçbir yöntemle yok edilemeyeceği gibi inkar edilmesi de mümkün değildir. İşte Irak Türkleri, Osmanlı bölgeden çekildiği günden beri çeşitli entrikalarla yok edilmeye ve inkar edilmeye çalışılmıştır. Ancak 80 yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen Irak Türkleri dini, dili, kültürü, örf ve gelenekleriyle dimdik ayaktadır.

- Arkasında bir güç ve bir dayanak his etmeyen sahipsiz toplumlar, fiziksel olarak yok edilmeyebilirler. Ancak ezilmeye ve hor görülmeye mahkum olurlar. Irak Türkleri, maalesef bu gerçekle karşı karşıya kalmıştır.

- Zamanın sadist ruhlu bir takım siyasilerinin ileriyi görmeden almış oldukları kararlar her iki halk üzerinde olumsuz izler bırakmıştır. Bu izler, silinmediği gibi nesilden nesil’e intikal edip, günümüze dek devam ettiği görülmektedir. Bu da bölgede yaşayan haklar arasındaki ilişkileri her yönüyle olumsuz bir şekilde etkilemiş ve etkilemektedir.

- Gerek hükümetlerin, gerekse dış güçlerin Irak’ta bazı unsur ve zümrelerle işbirliği yaparak ortaya koydukları bu tür olaylar, halkı belli bir süre sindirmiştir. Ancak uygulayanlara karşı duyulan kin ve nefreti artırdığı gibi, hafızalardan asırlar boyu silinemeyecek anılar ve olumsuz izler bırakmıştır. Bu olumsuz izler toplumda bilinçaltı birikerek yerleşmiştir. Bu da daha sonraları ve müsait bir ortamda tıpkı bir deprem sarsıntısı veya bir grizu patlaması gibi kendini kontrolsüz biçimde dışa vurmaktadır. Bugün Irak’ta yaşan ve hiç bir din ve inancın tasvip etmediği hadiseler bu tür dışa vurmalardır.

- Ekilen kin ve nifak tohumları neticesinde Irak’taki siyasilerin el ve kolları bağlanmıştır. Olaylar neticesinde halklar birbirine düşman kesilmiş. Yüz yıllarca aynı coğrafyada yan yana yaşayan hiç bir halk toplu bir şekilde bölgesini, varını ve yoğunu terk edemeyeceği anlayışıyla hareket eden ve iyi niyetle uzlaşı yolu arayan siyasilerin de bu kin ve nefretten dolayı basireti kapanmıştır. Ayrıca çözüm yolunda hareket kabiliyetleri azalmış ve alanları daralmıştır. Bu durumda çözümsüzlüğün devamına neden olmuştur.

Şimdi bu filmi geri almaya çalışalım. Şayet Irak’ta yaşayan halklar, çeşitli iktidarlar tarafından asimle edilmeye çalışılmasaydı, bazı ülkeler tarafından kullanılıp birbiri aleyhine kışkırtılmasaydı, böylece bir takım olaylar da meydana gelmeseydi, bu ülkede sosyal ve ekonomik yaşam nasıl gelişirdi acaba...?

Peki.. şimdi de soruyorum : Bütün bunlara rağmen özellikle Irak Türklerinin ve genel olarak Irak’ta yaşayan tüm halkların kaybettiklerini kim geri verecek...?

Irak halkları, bu tür katliamlardan ibret alarak, geleceklerinin daha mutlu ve umutlu olması için sağduyulu olmaya çalışmalıdırlar. Artık anneler dul, çocuklar öksüz kalmasın… Bilindiği gibi vatan ve millet uğruna ölenlerin mekanı cenneti Aliye’dedir. Kerkük katliamında kaybettiklerimiz şahadet şerbetini içip en yüce makamlara ulaşmayı başardılar...



Arkadþýna gönder



Yazarýn diðer yazýlarý

1 - Papa’nın Irak Ziyareti ve Düşündürdükleri
2 - Büyükelçi Fatih Yıldız’ın Kerkük Ziyareti Hakkında Düşünceler..
3 - Sayın Cumhurbaşkanıma Açık Mektup
4 - BÜYÜKLERE MASAL-10
5 - Anayasal Açıdan Kerkük Sorunu
6 - Davutoğlu'nun Kerkük ziyareti ve düşündürdükleri...
7 - TÜRKMEN TOPLUMUNUN HEDEFİ ÜZERİNE BİR KAÇ SÖZ…
8 - BM GÜVENİRLİĞİNİ KAYBETMEK ÜZERE…
9 - Telafer Neden İl Olmasın ?
10 - BÜYÜKLERE MASAL (8)
11 - BÜYÜKLERE MASAL (VII)
12 - BÜYÜKLERE MASAL (VI)
13 - Rice’ın Kerkük Ziyareti… Mesajlar ve Yapılması Gerekenler
14 - BÜYÜKLERE MASAL (V)
15 - BİRLEŞMİŞ MİLLETLER’İN IRAK’A DÖNÜŞÜ VE KERKÜK
16 - BÜYÜKLERE MASAL (4)
17 - BÜYÜKLERE MASAL (III)
18 - Birlik ve beraberliğin örneği olalım..
19 - ALLAH'A ŞİKAYETÇİYİM.. BAŞKA KİMİM VAR..?
20 - BÜYÜKLERE MASAL…(II)
21 - BİR TÜRKMEN GÖZÜYLE KERKÜK…
22 - SADDAM… TÜRKMENLER… VE DÜNYA BARIŞ ELÇİSİ'NİN İNSAFI
23 - KERKÜK'ÜN IRAKLILIĞINI SAVUNMAK
24 - MADEM Kİ KADERİ PAYLAŞIYORUZ.. O ZAMAN YÖNETİMİ DE PAYLAŞMALIYIZ.
25 - SEÇİMLERİN DÜRÜSTLÜĞÜNDEN BİRLEŞMİŞ MİLLETLER VE SEÇİM YÜKSEK KOMİSERLİĞİ SORUMLUDUR
26 - BÜYÜKLERE MASAL…
27 - IRAK ANAYASA TASLAĞI, “ETNİK TEMİZLİK” İÇİN BİR DAVETİYEDİR.
28 - ULUSLAR ARASI KRİZ GRUBU
29 - Irak Seçimleri Hakkında Düşünceler
30 - SAYIN GAZİ AJAİL AL-YAVER’E AÇIK MEKTUP
>>Sonraki >>